İnsan ömrünü hep ikiye ayırmışımdır. Yaşarken ölenler ve öldükten sonra yaşayanlar… Elbette öldükten sonra yaşayanlar, yaşadıkları o zaman diliminde yaptıklarıyla yaşarlar ve tarih denen ırmağa karışarak, bir denize ya da okyanusa doğru yola çıkarlar. O yol üzerinde kimlere değer, neleri çoğaltır, nereleri yeşillendirir, hangi ovaları verimli kılar kısımlarıysa uzun hikâyedir. Ancak o hikâye her yerde anlatılan, dilden dile taşınan hikâyedir.

Bizi cesaretlendiren, umut veren, kalbimize sığmayan böyle ne çok insanımız var. Yaşamları başımızın tacıdır ve her adımımıza, her satırımıza, her sözümüze ilham verirler. Yaşamlarımızı güzel kılar, bizi düşündürür, nefes almamızı sağlarlar. Bazen öyle bir cümle kurarlar ki, yer yerinden oynar. Bazen öyle bir tavır sergilerler ki, varlıkları gururumuzu okşar. Bugün böyle bir insandan, daha doğrusu ondan kalan mektuplarından, günlüklerinden, şiirlerinden ve yazdığı bir hikâyesinden söz edeceğim. Türkiye sosyalist hareketinin önemli bir değeri olan Behice Sadık Boran’dan…

Behice Boran’ın edebiyatla, sanatla ilgisini, sahibi olduğu ve 1943 yılında yayımlanan Adımlar dergisinden bilirdim. Hatta orada Walt Whitman’dan yaptığı şiir çevirisini, sanat üzerine yazdıklarını da okumuştum. Adımlar dergisinde yazdıklarından edebiyatı yakından izleyen, iyi bir edebiyat okuru olduğunu anlamıştım anlamasına, ancak şiir yazdığını atlamışım nedense. Üstelik yazdığı şiirler de İngilizce. Oysa epeyce bir devrimci liderin şiirini okumuş, haklarında yazılar yazmış, hatta yayımlanmayan bir antoloji bile hazırlamıştım. Yayımlamayışımın nedeni, çevirmenlerden izin alma faslının zorluğundan, ulaşamamamdan kaynaklı. Her neyse, ilginç ve üzücü olanı şu. Behice Boran için neden böyle bir araştırmayı atladığımdır. Halbuki şiirleri hakkında yazılar yazılmış ve çevirmeniyle söyleşiler de çıkmış. Hatta çevirmenin internet sayfasında da yayımlanmış bu şiirler.

Behice Boran’ın edebiyata olan tutkusu lise yıllarından gelir. İstanbul Amerikan Kız Koleji’nde okurken, okul dergisinin Eylül 1930 tarihli sayısında İngilizce olarak yazdığı Büyü isimli hikâyesi yayımlanır. Kendi adıma oldukça başarılı bulduğumu ifade etmek isterim. Gerek dili gerekse betimlemeleri iyi bir edebiyatçı olacağına dair ipuçları verir. “Gece hızla iniyordu. Kız yavaşça doğruldu, kollarını esnetti ve derin bir iç çekti. Babası hâlâ, köşedeki toprak yığınının üzerinde uzun ağızlığını tüttürüyordu. Kalın kaşları, alnının ortasındaki derin kırışıklıkta buluşmuştu; babasının gözlerini göremiyordu.” Edebiyatı bir kenara bırakması, okur düzeyinde kalması, bir bakıma bir öykücünün, bir şairin de kaybolmasına yardımcı olmuştur.

Sosyal Tarih Yayınları, Behice Boran’ın 2020 yılında, 110 yaşında olmasının anısına Mektuplar, Günlükler, Şiirler, Bir Hikâye* adıyla, anı kitap hazırlamış. Buradaki mektuplar tesadüfen Eskişehir’de bulunmuşlar. 1950’li yıllardaki tutukluluk döneminin mektupları. Daha çok ailevi sorunlar, ihtiyaçlar, annesinin durumu üzerine yazılmış. Eşine, annesine yazılanlar ve onlardan kendisine cevaben gelenler de var.

Günlükler de o dönemdeki mahpus günlerinden. Daha çok cezaevindeki insanları, koğuş arkadaşlarını, oradaki havayı anlatıyor. Günlüklerde öyle bölümler var ki, o bölümlerden Boran’ın iyi bir edebiyatçı olduğu anlaşılıyor. “Odamızın önündeki Asri Cezaevi bahçesi yarı bulutlu ay ışığı altında sihirli bir peri bahçesi gibi. Bu bahçe bizim için dış âlemi ve bu âlemde bıraktığımız her şeyi temsil ediyor. Akşam saatlerinde mavimtırak soğuk bir sonbahar sisi toprağa çöktüğü zaman, pencereye dirseklerimi dayar, bahçenin ötesindeki sırtlardaki camların sisler arasında akşam güneşiyle yanışını seyrederim. Sıcak, durgun öğlen saatlerinde de bal rengi güneş altında bekleşen acı renkli güz çiçekleriyle dertleşirim. Şimdi de bu yarı ışıklı gecede bu bahçe benim için mehtaplı manzaraların en güzeli. Ben orda bütün bildiğim, gördüğüm mehtaplı geceleri görüyorum.”

Behice Boran’ın şiirleri hem kolejden hem de Michigan Üniversitesi’nden arkadaşı olan Mihrizafer Köstem Tolon’un notları arasından, oğlu Mahmut Tolon tarafından bulunuyor. Şiirler İngilizce yazılmış. Mahmut Tolon da şair ve bu şiirleri bir şairin çevirmesi anlamlı olmuş.

Bir gün;
Yaşamın uzun çabası sona erdiğinde,
Ve boş ellerimiz kucaklarımızda dinlenirken,
Biz bir tepenin üstünde oturacağız,
Ve günlerin tantanalı törenini izleyeceğiz:
Bir gülümseme ile, birkaç gözyaşı ile ve içimizi çekerek.

 

Behice Boran’ın “Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır” sözünü günlüklerinden çok net olarak görmek mümkün. “Bütün hayatımda kendim için ne bir kariyer, ne mevki, ne para, ne maddi rahatlık ve refah beklemedim. Halbuki tüm bunları bekleyebilir ve elde edebilirdim.”

 

2020 yılında bir insanın 110’uncu doğum gününden söz ediliyorsa, hâlâ konuşuluyorsa, işte bu elinin tersiyle ittiği ve ömrünü adadığı bir mücadelenin sonuçlarıdır. Bir ara ona dair bir anı okumuştum. 1979’un 1 Mayıs’ında dönemin hükümeti 30 saat süreyle sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. Boran ve arkadaşları bunu dinlemez ve Merter’deki DİSK binasında buluşarak, Taksim’e doğru yürümeye başlarlar. Polisin müdahalesi olur ve Boran burada darp edilir, yere düşer, beyaz saçlarından yüzüne kanlar akar. Polisler onu eve götürmek istediğinde, bunu reddeder ve gözaltına alınarak hâkim karşısına çıkarılır. Hâkimin; Çıktınız mı? sorusuna “çıktık” diye yanıt verir Boran. “Peki neden çıktınız?” sorusuna da “1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.” diye yanıtlar. Hâkim bu kez de “Merter neresi, Taksim neresi, uzun yol, siz yaşlısınız, nasıl gidecektiniz?” diye sorar. Boran’ın yanıtı gecikmez. “Dinlene, dinlene...”

 

Son olarak onun Walt Whitman’dan çevirdiği şiirin bir bölümünü koyarak, 110 yaşına bir selam gönderelim. Daha önceden çevirdiği ve Maarif vekilliğinin çıkardığı Tercüme dergisindeki Whitman çevirileriyle birlikte, Adımlar dergisindeki bu çevirinin kitapta yer alması kanımca daha şık olurdu.

 

Dinle! Seninle açık konuşacağım.
Ben o eski cilalı mükâfatlardan vermiyorum; kaba sapa yeni mükâfatlar veriyorum;
Başından geçmesi gereken günleri bir gör:
Şu zenginlik denen şeylerden yığmayacaksın,
Bütün kazandıklarını açık elle dağıtacaksın,
Yöneldiğin şehre yeni mi vardın? Şöyle dilediğin gibi henüz mü yerleştin?
Hemen yeniden yola koyulmak emriyle, dayanılmaz bir çağırılışla çağrıldın.
Ardına kalanlar sana iğneli gülümsemelerini, alaylarını sunacaklar.
Gönderilen sevgi nişanelerine yakıcı, ayrılış öpücükleriyle cevap vereceksin.
Seni tutmak için uzanan eller, sakın, seni tutmasın.

 

(*)Mektuplar, Günlükler, Şiirler, Bir Hikâye, Behice Boran, Sosyal Tarih Yayınları, Eylül 2020, İst.