Büyüklerimiz Fransız ürünlerini derhal boykot etmemizi buyurdularsa, hiç tereddüt etmemeliyiz.

Zaten niye tereddüt edelim ki? Milli muhalefetimiz bile bu çok hassas dış meselede -her zaman olduğu gibi- iktidara biat etmiyor mu?

Kafa karıştıracak münafık sorulara yer yok!

Yok efendim Türkiye’de üretilen Fransız ürünleri de boykot edilmeli miymiş? Hammaddesi Türkiye’den giden, orada ya da burada üretildikten sonra son hali burada satılanlar kapsama alınmalı mıymış? Fransız şirketlerinin dağıttığı doğalgaz ne olacakmış? Fransız betonuyla yapılan evleri yıkmak mı gerekiyormuş? Bunlar laf!

Kaldı ki bu meseleler beni aşar. Ben ne anlarım? Ekonomist miyim?

Bana sorarsanız, neme lazım, Fransa ile ilgili ne varsa hepsini atalım: Tüm Fransız şirketlerini kovalım, emperyalist ve hain yatırımlarını da çarpalım suratlarına. Fransız patronları, Türk işçilerini daha fazla sömüremesinler! O işi milli sermayeden başkası kimse yapamamalı…

Fransa’daki vatandaşlarımızı da ortak edelim bu boykota. Fransızlarla her tür alışverişi ve selamı sabahı kessinler. Hatta topluca memlekete dönsünler. Göçmen işçiler giderse Fransız ekonomisi çöker.

“Peki, bu konuda sen ne yapacaksın?” diye soran münasebetsizler var.

Neymiş, çocukluğumun yarısı Fransa’da geçmişmiş, Fransızca ikinci anadilimmiş, hatta Fransa ikinci vatanım sayılabilirmiş… Eee? Öyle olunca memleket evladı olmaktan çıktım mı yani?

Geçimimi Fransızcadan Türkçeye çeviri yaparak sağlıyorum diye, bu milli seferberliğe Fransız mı kalacağımı sandınız? Ayıp denen bir şey var!

Bıraktım efendim. Çoktan bıraktım. Artık çeviri yapmıyorum.

Diyeceksiniz ki çevirecek ne kalmıştı? İki ülke arasındaki ilişkiler epeydir limoni, hatta derin dondurucuda… Korona da tüy dikti, gelen giden yok… Olsun. Çevirmiyorum ya, siz ona bakın. Gerisi teferruat.

Hem… Ben Fransız ürünlerinden uzak durmak için talimat bekleyenlerden değilim: En çok tükettiğim Fransız ürünlerini epeydir boykot ediyordum zaten.

Düşünsenize: Avronun küstahça yükselişi sonrasında en sıradan Fransız şarabının fiyatı, bizim en yüksek vergiye tabi yerli şarabımızın bile iki misli oldu!

Fransız peynirlerinden hiç söz etmiyorum bile: Mis gibi kaşarımız ya da kaşkavalımız varken, kim ne yapsın kamamberi, rokforu, hatta röbloşonu? Glüten alerjim yüzünden zaten epeydir baget de yiyemiyorum…

Gelgelelim, serde hasbelkader edebiyatçılık var. Bunun omuzlarıma yüklediği sorumluluklar var. Herkes gibi sıradan bir boykotla yetinemem. Özgün bir katkı sunmam bekleniyor olabilir.

O halde sormak zorundayım: Ya sözcükler?

Dilimizdeki Fransızca kökenli sözcüklerimizden söz ediyorum. Onları kullanmaya devam mı edeceğiz? Fransızcayı dilimize dolarsak milli şuurumuz tökezlemez mi?

Bence hepsini atalım. Fransızca sözcük kalmasın dilimizde!

Örneğin artık “agresif” olmayı bırakalım. “Balkona” çıkıp “fanatik” “diskurlar” atmayalım… Kimseye “şoven” ve “popülist” “ajitasyonlar” çekmeyelim.

“Demode” “teokratik” “ideolojilere” artık “prim” vermeyelim. “Terörizm” “temalı” “demagojilere” başvurmayı bırakalım.

Kimseyi “polise” “jurnal” etmeyelim. “Despotluğu” da unutalım, “diktatörlüğü” de. “Ültimatomu” bırakalım.

“Megaloman” yapılı “egolarla” beslenen “narsisizme” son verelim. “Egosantrik” ve “eksantrik” ama enikonu “oportünist” “dejenerelerden” medet ummayalım. Daha fazla “nekrofajiye” batmayalım.

“Emperyalist” düşlerden uyanalım, “nasyonal” “sosyalizme” ve “militarizme” sapmayalım. “Faşist” “gangsterlerle” kotarılan “illegal” işlerden uzak duralım. “Parazit” “bürokrasiyi” atalım başımızdan. “Nepotizmden” de kurtulalım artık.

Mümkünse paramızı ha bire “devalüe” etmeyelim. “Enflasyonu” durduralım. Hele bir de “kapitalizmi” tedavülden kaldırabilirsek, daha ne olsun?

Ben sevdim bu Fransa odaklı boykot meselesini!

Gelgelelim, edebi kafamın net olmadığı tek bir konu var, o da Fransızca dilinden yapılan edebi çeviriler: Bu eserler kime ait? Fransız yazara mı Türk çevirmene mi?

Koskoca çeviri bilimin yıllardır çözemediği bir soruyu siyaset cevaplayabilir mi?

“Elbette yazara ait” diyen bir durup düşünsün: Yazar Türkçe biliyor mu? Okuduğunuz Türkçe metni o mu kaleme almış?

Sonuçta metni kaleme alan çevirmen Türk… Dolayısıyla çevrilen o metin Türkçe dilinde yazılmış… Kitabı basan yayınevi, dağıtan kitapçı ve okuyan okur da Türk… Ama yazar Fransız!

O halde çeviri eser kime ait? Fransız malı mı sayılmalı, yerli malı mı?

Bu durumda boykot etmeli miyiz etmemeli miyiz? Çevirmen vatan haini mi vatansever mi?

Hadi bakalım… Ayıkla pirincin taşını!

Bir türlü çıkamıyorum işin içinden. Artık her sabah tıraş olurken, sureti aynaya yansıyan Fransız “öteki ben”le, yani “içimdeki Fransızla” iki dilde kavga ediyorum.

Bir şey değil, elimde jilet var, bir gün kaza çıkacak!