Demirtaş: Devletin resmi politikası zırnık değişmemiştir

Bir 19 Ocak daha geldi. Biz Ermeniler, farklı bir ruh hali ile giriyoruz bugüne. Bir yanda seçimler diğer yanda Karabağ'da abluka altına alınmış 120 bin Ermeni’nin haberlerini takip ederken, geleceğe umutla bakmak her geçen gün daha da zor hale geliyor. Bazen dışarıda olmanın verdiği utançla, içerideki fikir insanlarımıza, siyasetçilerimize danışmak bizleri umuda daha yaklaştırabiliyor.

Hrant Dink'i katledilişinin yıldönümünde anarken, Türkiye ile Ermenistan arasındaki göstermelik 'normalleşme' adımlarını Edirne'de tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'a sordum. O içeriden, bizim dışarıdan gördüğümüzden daha fazlasını, daha iyi görebiliyor. Demirtaş'ın bu konudaki fikirlerini almak istedim? Çünkü bugünlerde en çok onun gibi, Hrant Dink gibi yaratıcı çözümlerle yanımızda duranlara, yolumuzu açanlara ihtiyacımız var.

Ayrıca daha kimseler Ermenilerin, Süryanilerin uğradığı katliamlardan bahsetmezken; Demirtaş 22 Nisan 2014'te, meclis grup toplantısında yaptığı 7 dakika 14 saniyelik konuşmasında soykırımı, yüzleşmeyi anlatan ve bu topraklarda herkes kadar bizlerin hakkını o kürsüde savunan ilk kişiydi.

Henüz bir Garo Paylan'ımız yoktu ama Demirtaş bizlerin hakkını her zaman savunan, duygumuzu anlayan, yüreği doğru yerde bir siyasetçi oldu benim için. Şahsen tanışmasamda, Edirne'den Brüksel'e selamlaşmış olduk. Mektuplaşmamızı siz sevgili okuyucularımla paylaşıyorum:

-Hrant Dink'in de dediği gibi Türkiye ile Ermenistan iki yakın halk, iki uzak komşu. Diplomatik ilişkisi olmayan bu iki ülkenin tarihte sık sık ‘normalleşme’ sürecine girdiğini biliyoruz. Şimdi yine yeniden bir süreç ilerliyor. Bu kez halkların ısrarı değil, yukarıdan inme bir ‘normalleşme’ süreci izleniyor. Türkiye'nin şu anda hiçbir komşusu ile ilişkileri iyi değil. Ermenistan ile korku üzerine kurulmaya çalışılan bir ilişki var. Cumhurbaşkanı, sık sık komşulara yönelik 'bir gece ansızın gelebiliriz' açıklamaları yapıyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Sevgili Hrant Dink'i özlemle anarak başlamak istiyorum. Bu vesileyle Agos çalışanları ve okurlarına, Artı Gerçek çalışanları ile izleyenlerine ve okurlarına içten selam, sevgilerimi gönderiyorum.

Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası yüzlerce yıldan bu yana ağır şekilde yaralanmış halkların vatanıdır. Kürtler, Ermeniler, Türkmen Aleviler tarih boyunca çeşitli dönemlerde zulümlerle karşı karşıya bırakılmışlardır. Yavuz Sultan Selim’den itibaren Aleviler, Sultan Abdülmecid’den bu yana Kürtler ve Kızıl Sultan Abdülhamid’den bu yana da Ermeniler sistematik yok etme, kıyım politikasıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Anadolu'da din ve dil tekleştirilmesi ısrarı, inadı ve hatasının yol açtığı felaketler henüz resmi olarak kabul edilmiş, hakikatle yüzleşilmiş değil. Bu dehşet politikasından vazgeçilmiş değil. Yani 2023 yılında da devletin resmi politikası zırnık değişmemiştir. Asimilasyon, yok etme siyaseti sadece yöntem değiştirmiş veya halkların direnişi karşısında geriye doğru bir adım atarak orada yeniden mevzilenmiştir.

AKP-MHP çizgisi ise bu ırkçı ve faşizan politikaların ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu çizgiden değişim, dönüşüm beklemek zaten mümkün değil. Bu nedenle Ermeni halkı ve Ermenistan devleti ile eşitlik, kardeşlik hukukuna dayalı bir ilişki bu hükümet döneminde imkansızdır. Erdoğan devletinin barış, adalet, eşitlik, özgürlük, komşularla iyi ilişkiler gibi dertleri yoktur. Olması işin doğasına aykırıdır.

Elbette Ermeni halkının yaşadığı trajedi ile her yönüyle resmi bir yüzleşme gerekiyor, elbette Ermeni devletiyle gerçek bir komşuluk ilişkisi gerekiyor ve elbette toplumdaki ahlaksız bir tavır olan Ermeni düşmanlığının yok edilmesi gerekiyor ama şimdi bunun zemini yok. Bu ülkenin ve halkın geleceğini düşünen insanlar olarak hepimiz seçimden yeni bir Türkiye çıkarmaya çalışıyoruz ve eğer başarırsak bütün bu konuları en ahlaki, en sağlıklı çerçevede ele almak için elimizden gelenin fazlasını yapacağız.

-Ermenistan dünyada 11 milyon nüfuslu Ermenilerin ulus devleti. Ermeniler ise tüm dünyaya yayılmış bir millet. Türkiye ile ilişkiler konusunda hep bir ön yargı var. Bu önyargılar Kürt halkı ile de vardı. Ancak son 10 yılda bu aşılmaya başlandı. Bunda Kürt siyasetçilerin özeleştirilerinin büyük payı var. Sizce halkların 100 yıllık bir yarayı birlikte iyileştirmesi mümkün mü? Nasıl?

Bu yaraları doğrudan halklarımız açmadı, devleti yöneten zihniyetler tüm bu halkları zehirledi resmen. Ama bu zehri bünyemizden devlet çıkarıp atmayacak. Halklar olarak biz bunun mücadelesini vereceğiz, önce biz barışıp helalleşeceğiz, önce biz sarılıp kucaklaşacağız, önce biz birbirimizin yaralarını sarmaya girişeceğiz.

Mesela Ermenistan ile ortak kültür festivalleri, ortak spor etkinlikleri, karşılıklı yoğun geziler, ziyaretler yapmalıyız. Erivan ile Ankara, İstanbul, Van, Diyarbakır arasında gerçek kardeşlik köprüleri kurmalıyız. Erivan Belediyesi ile buradaki belediyeler kardeşlik anlaşmaları imzalamalı, Van, Diyarbakır, Ankara, İstanbul’dan her gün Erivan’a çok sayıda karşılıklı uçuş yapılmalı, iki ülke arasında turizm projeleri, kampanyaları örgütlenmeleri, yüz binlerin katılacağı ortak konserler olmalı. Birbirimizin evine misafir olmalıyız, düğününe, taziyesine koşmalıyız. Herkesten önce ve bütün bunları cumhurbaşkanı, bakan, belediye başkanı düzeyinde başlatıp on milyonlara mal etmeliyiz. Bunun için de bu faşizm düzeninin değişmesi gerekiyor. İşte tam da bu nedenlerle seçimi işaret ediyorum zaten.

-Güney Kafkasya'daki son savaşla birlikte Ermeni ve Azeri birçok genç öldü. Hep genç nesilleri kaybediyoruz savaşlarla. Ve gelecek nesillere nefret söylemi dolu ders kitapları ve anlatılar kalıyor. Türkiye'de de nefret söylemine en sık maruz kalanlardanız. Siz ve biz. Aslında hepimiz. Hrant Dink'in fikirlerine her zamandan daha çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlardayız. Ancak bu dili unutmaya mı başladı Türkiye kamuoyu. Toplumsal hafızayı nasıl tazeleyeceğiz?

Bir Kürt olarak uğradığım ayrımcılık ve nefret söylemi karşısında bir Ermeni kardeşim söz konusu olduğunda ben derdimi anlatmaya utanırım. Çok üzgünüm Aris kardeşim, sana ve Ermeni halkına bu topraklarda yapılanlar için, halen devam eden aşağılık nefret saldırıları için gerçekten çok üzgünüm.

Azeri halkı ne kadar kardeşimizse Ermeni halkı da Türk halkı da en az o kadar bizim kardeşlerimizdir. Ama ne yazık ki devletleri yönetenler kendi halklarını şovenizmle, ırkçılıkla, nefretle zehirliyorlar. Milyonlarca insan da sorgulamadan, soruşturmadan bu nefreti benimsiyor. Sonuçta acıyı da halklar çekiyor, bedeli gençler ödüyor, yönetenlerse servetlerine servet, güçlerine güç katıyor.

İnan ki az kaldı güzel kardeşim, yeni bir hayatı beraberce yaratacağız, beraberce yaşayacağız ve özgürce, eşitçe… Pek yakında, bu ülkede.

-Türkiye ile Ermenistan’ın ‘normalleşme’ sürecine dönecek olursam. 'Barış' , 'normalleşme' ve 'süreç' kelimeleri Türkiye'nin son 10 yılında sıkça siyasi olarak sömürüldü. Şimdi 'normalleşme' derken de bir sömürü söz konusu mu sizce?

Şu anda Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerde “normalleşme” arayışı iki taraf açısından reel politik, pragmatik bir sürecin görece yansıması şeklinde. İki taraf açısından da özlü, hakiki, samimi bir barışın güncel koşulları, altyapısı görünmüyor. Ortada bir barış, yüzleşme niyeti de yok zaten. Putin'in dayatması ve acil politik ihtiyaçlar nedeniyle yüzeysel bir diyaloğun ötesine geçen en küçük bir çaba da yok ortada. Bu zihniyetle olması da mümkün değil. Önce faşizm dağılacak, sonra da kara bulutlar.

-Ülkelerin normalleşmesi halinde bundan ilk fayda görecek kentler Türkiye'nin doğusundaki iller. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı iller çok daha hızlı bir şekilde Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecine adapte olacaklardır diye düşünüyorum, ancak bölgedeki kayyımların varlığı bu ilerlemeyi nasıl etkiler, etkiler mi?

Kayyımlara sürekli orada oturacaklarmış gözüyle bakmayın, onların da görev süresi faşizminki kadardır. Tabii ki halkın iradesiyle yeniden görevinin başına dönecek olan belediye başkanlarımız, sınır bölgelerinde yaşayan halklarımız barışın, kardeşliğin gelişip serpilmesi için ellerinden geleni yapacaklardır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.


Aris Nalcı: 1998'de Agos'ta, Hrant Dink ve arkadaşlarıyla çalışmaya başladı. Haber müdürlüğü, editörlük ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. İMC televizyonunda programlar sundu ve bir süre haber müdürlüğü görevini üstlendi. Aynı dönemde Türkiye'de azınlıklarla ilgili ilk program olan Gamurç - Köprü'nün editörlüğünü ve sunuculuğunu yaptı. Programa halen ARTI TV'de devam ediyor. Birçok sivil toplum örgütünde azınlık hakları ile ilgili çalışmalar yaptı, sergi ve raporlar hazırladı. 1965 kitabının editörlerinden biridir, Evrensel ve Kor yayınlarından çıkan Paramazlar adlı kitabın ise çevirmenidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar