Hesabı kim ödedi?

Bir Türkiye gerçeğidir. Sık sık tekrarlanır.

Talat Paşa'nın, Krikor Zohrab'ı soykırıma göndermeden önce yedikleri yemek ve sonrasında ona sarılması sürekli tekrarlanan bir tarihi sahnedir...

Milli Savunma Bakanlığı bütçesi görüşmelerinde salona giren Bakan Hulusi Akar'ın, HDP Milletvekili Garo Paylan'ın elini sıkması sırasında çekilen fotoğraf, bana bu eski kareyi hatırlattı.

Tabii ki ben Krikor Zohrab'ı hatırladığımdan değil ama Krikor Zohrab beni hatırladığındandır bu. Yani ben onu değil ama o beni ve bizleri hatırlıyordur mezarında...

Bu fotoğraf karesi, bu haftaki yazı konumu değiştirmeme sebep oldu. Sizlere bir Ermeni İmam'ın hikayesini anlatacaktım ama o haftaya kalsın, biz bugüne bakalım.

EL SIKIŞMA FOTOĞRAFININ ANLAMI

Hemen belirtmeliyim, Paylan'ın ya da herhangi bir HDP'linin hükümetle veya devlet yetkilileriyle görüşmesine karşı değilim. Mecliste olan ve olmayan her siyasi parti kadar HDP'nin de ve belki de hepsinden çok HDP'nin yetkili kurumlar ve bakanlarla görüşmesi normaldir. El sıkışmak ise adab-ı muaşeret kurallarına uymaktır.

Bu tabloda hiçbir sorun yoktur bence. Zaten sonrasında bakan kendi bildiğini okumuş Paylan da eleştirilerini yerinde ve güzel bir şekilde dile getirmiştir.

Plan ve Bütçe Komisyonu’nda söz aldığında Taksim'deki bombalı saldırıyla ilgili Paylan, Bakan Hulusi Akar'a, saldırı şüphelisinin ifadelerini okuyup okumadığını sordu. Mesela. “Ceylanpınar'da yaptığınızı yapıyorsunuz. Şu anda da bir darbe dinamiği var” dedi.

Yani 'sağ gösterip sol vuruyor. Arka planda başka işler çevirip, planlar kurup insanları birbirlerine düşürmek için manipülasyonlar yapan kışkırtıcı açıklamalar yapıyorsunuz' demek bu.

1909 Adana ve çevresindeki katliamlarda olduğu gibi Müslümanlar'a, 'Ermeniler mallarınızı alacak' deyip, Ermenilere de 'Müslümanlar sizi' kesecek mesajını iletmek gibi.

Orada da devlet yetkilileri’ Ermeniler provokasyon yapacak’ diye evlere baskınlar yapıp silah toplamaya çalışmıştı. Hatta dönemin gazetelerinde ‘Ermenilerin evlerde silah sakladıkları' bile yazılı.

Bu da Müslüman ahaliyi provoke etti.

Bu ne bir ilk ne bir sondu.

Aynısı 1915'te ve sonrasında yapılmadı mı?

'Hıristiyanlar çok para kazanıyor ülkenin ekonomisini ellerinden almalıyız' (1944 Varlık Vergisi),

'Rumlar Ata'nın evine saldırmış' (1955).

'Yunanlar Kıbrıs'ta Türklere saldırıyor' (1974)

aradakileri geçelim isterseniz...
'Atatürk'ün kızına Ermeni dediler' (2017, Hrant Dink cinayeti)

Devletin ve hükümetlerin provokasyon için medyayı manipülatif olarak kullandıkları olaylar sadece Ermenilerle ilgili sınırlı değildir tabi. Kürtler ve Aleviler ve LGBTİ'ler gibi dezavantajlı gruplar içerisinde onlarcasını koyabiliriz. Ancak bu işleyen çarkı göremeyen muhalefettedir suç.

Devlet devletliğini yaparken, onu eleştiren muhalefet, masasının ayaklarını açmak için HDP ve gibileri ile dirsek temasına girmek yerine, giderek milliyetçi, hatta ırkçı siyasetçilerle ortaklık kurma dedikodularını ortaya yayıyor. Bu seçim kaybetme hazırlıklarını iyi biliriz bizler.

İttihat Terakkicilerin Taşnaklar ve Hınçaklarla ortaklık kurma girişimleri sonrasında bugün el sıkanların yarın kimi arkasından hançerlediği ortadadır.

O yüzden tüm bunlar olurken ben muhalefet (HDP dışındaki) ne yapıyor diye bakma taraftarıyım...

Zira asıl gittiği yeri görmeyen onlar gibi.

Krikor Zohrab, Talat Paşa ile yemek yediğinde sonrasının ne olacağını gayet iyi farkındaydı. Garo Paylan da Hulusi Akar'ın yaptığının farkında eminim.

Zohrab daha önce 24 Nisan'da olanlarla ilgili Sadrazam Said Halim Paşa’yı aramış, ardından Talât Paşa’ya da bir mektup yazmıştı. Hepsi sonuçsuz kalmış ve o yüzden de 2 Haziran'da Talat Paşa ile yemeğe oturmuştu.

Ayşe Hür'ün o günle ilgili 10 yıl önce yazdıklarını Agos'taki makalesinden aktaralım:

2 Haziran Çarşamba gecesi Cadde-i Kebir’deki (İstiklal Caddesi) Cercle d’Orient Kulübü’nde Talât Paşa ve Halil Bey’le yemek yemiş, ardından kâğıt oynamış, Zohrab Efendi gitmek üzere ayağa kalktığında Talât Paşa da kalkmış ve Zohrab’ı yanağından öpmüştü. Şaşıran Zohrab “Bu iltifat neden?” diye sormuştu. Talât Paşa da “İçimden geldi” demişti. Zohrab, yayan olarak evine giderken kendisini takip eden bir polis tarafından tutuklanmıştı. Erzurum Mebusu Vartkes Serengülyan’la birlikte Zohrab’ı Diyarbakır Divan-ı Harbi’nde yargılamak üzere Haydarpaşa’dan trene bindirdiklerinde, karısı Klara ile İttihatçı gazeteci Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey, Talât Paşa’nın evine gitmişlerdi. Talât Paşa Klara’yı kayıtsız bir şekilde dinlemiş ve “Soruşturma bitince dönecektir” demekle yetinmişti. Ama Zohrab ve Serengülyan dönemeyeceklerdi.

HESABI KİM ÖDEDİ?

Gelin bir başka konuya daha değinelim. İstiklal Caddesi'nde Talat'ın ve Zohrab'ın yediği yemeğin hesabını kimin ödediği bu makaleyi okuduğum günden beri kafamda soru işaretidir.

Krikor Zohrab davet ettiyse mutlaka o ödemiştir diye düşünüyorum. Ama belki de orası onların sık gittiği bir mekandı ve Paşa masada olunca hesap almadılar. Ben hesabı ödeyenin hep Zohrab olduğunu düşündüm. Öncesinde hesap ödeyip sonrasında yolda kendisini takip eden polisler tarafından tutuklatılmak tam Talat Paşa'lık iş olurdu diye düşünüyorum.

Tarih boyunca hem aşını yiyip, hem yemeği pişireni katleden tarafın hangisi olduğunu iyi biliyorsunuzdur.

Hraçya Koçar'ın 'Özlem' adlı romanında anlattığı Arakel Eloyan'ın hikayesinin kendi gerçekliği olduğu hep konuşulur. Orada da köye Ermenileri katletmeye gelen Osmanlı askerleri ve Kürtlerin önce evlerde kendilerine yemek pişirttikleri, koyun ve danaları kestirip atlara yüklettikleri sonra Ermenilerin evlerinden ayrıldıktan sonra, askerlerini geri yollayıp katliamı yaptırttıkları anlatılır.

ASKERİ HAREKAT

Akar'ın, Paylan ve heyettekilerle fotoğraf karesine girmesi aslında bir mesajdır. Dışarıdakilere bir mesaj. Bakın bu fotoğraftan sonra Paylan komisyondaki konuşmasında ne dedi:

“Sayın Bakan, biz yıllardır böyle olaylarda hep lanetliyoruz, kınıyoruz, rahmet diliyoruz ama bu olaylar bir türlü bitmiyor. Bizlerin de sizin de sorumluluğunuz. Siz artık bir asker değilsiniz, bir siyasi sorumluluğunuz var. Bu olayları boşa çıkarmak ve bir daha böyle olayların yaşanmamasını sağlamaktır. Sayın Bakan, bu tip olaylarda hep olayın görünen tarafı vardır ve görmemiz istenen bir fotoğraf vardır. Bir de büyük fotoğraf vardır. Görülen tarafını elbette değerlendirmek gerekir ama arkasındaki büyük fotoğrafı da görmek ve değerlendirmek lazım”

Ben bu fotoğraftaki görünen tarafı ve görülmesini istenen tarafı gördüm. Büyük fotoğrafı ve görmemiz istenen tarafını siz de görebildiniz mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar