Ali Duran Topuz

Ali Duran Topuz

Sefer görev emri olarak çocuk yapmak!

Erdoğan’ın üç çocuk isteği malum. Dört, beş dediği de vaki. Fakat Çelebi’ye rozet taktığı törende çocuk talebini dinsel “Çoğalın” emri ile değil doğrudan PKK ile gerekçelendirdi.

Yer iktidar partisi grup toplantısı. Konu, partiye katılım töreni. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski teğmen, İzmir milletvekili Mehmet Ali Çelebi ile kürsüde, Çelebi’ye rozet takacak. İdeolojik müktesebat, yaşam biçimi, yetişme biçimi filan öyle farklı ki fazla bir şey konuşma imkânları yok. Çelebi, kısa ve hamasi bir nutuk atıyor. Nutuktan sonra Erdoğan en sevdiği muhabbeti açıyor:

“Senin çocuk kaç tane?”

Çelebi: “Bir tane efendim.” (Eşini işaret ederek) “Doktora, kariyer…”

Erdoğan: “Olmaz ya, bu işin kariyeri çocuk doğurmak. Sayıları artırmak lazım, Allah’tan isteyelim devam. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var.”

ÇELEBİ’YE SEFER GÖREV EMRİ

Esasen Çelebi konuşmasını buraya odaklamıştı: FETÖ ve PKK/PYD’ye karşı mücadelede bir Atatürk askeri olarak Erdoğan’ın yanında olmak. Çelebi "silah arkadaşlarından" filan bahsetti konuşmasında ama Erdoğan onun artık milletvekili olduğunu biliyor, rozeti ondan taktı zaten. Milletvekili olarak da fazla bir katkısı olmayacağından emin ki bir sefer görev emri ile meseleyi çocuk meselesine getirdi ve mevcut iktidar blokunu, yani dinci/milliyetçi/ulusalcı güç birliğinin temelini oluşturan meseleye doğrudan girdi: Çok çocuk yapalım, “Bak PKK’nın 5, 10, 15 tane var.”

Laf yeni değil. Erdoğan’ın “üç çocuk” talebi biliniyor, ama meseleyi “terör”le bağlantılı hale getirmesi de yeni değil. Beş yıl kadar önce, 10 Kasım 2017’de Beştepe'deki 'İslam İşbirliği Teşkilatı Kadın Danışma Konseyi Genç Kadınlar Liderlik ve Girişimcilik Programı Sertifika Töreni'nde benzer bir nutuk irad etmişti: “Rabbim, Peygamberimiz ne diyorlar? Emir çok açık net. Nikahlanın, evlenin, çoğalın. Müslümanın çoğalması şart. Bu konudaki Müslüman kadınların hassasiyetine güveniyorum. Türkiye'deki terör örgütü bu konuda çok hassas. En az 10, 15 çocukları var.”

‘KÜRT İSTİLASI’NA VARAN TEZLER

Şimdi iki konuşmadaki ifadenin içeriğine dönelim: Adı geçen örgütün “üyeleri” (yani Terörle Mücadele Kanunu’ndan yargılanabilecek konumda olanlar) öyle çocuk filan doğurmuyor. “Üyeler”in evlenmesi yasak kaldı ki bir de beşer onar çocuk doğursun. Zaten bir örgüt ve üyelerinin toplam sayısı kaç olabilir ki, eski askerlerin çocuk yapma görevine davet edildiği kadar çok çocuk doğurabilsinler? İlk bakışta anlaşılmaz gibi duran laf, Türkiye’de 1990’lı yıllarda çok yayılan bir demografik fobi ile birlikte düşünülünce bambaşka bir şekle bürünüyor: “Kürtler çok ürüyor. Her yeri doldurdular. Bu gidişle Türkler azınlığa düşecek.” Birçok milliyetçi çevre ve yine birçok ulusalcı çevre, bu fobi ile hayli oynadı. En ünlüsü Gökçe Fırat isimli tuhaf karakterdi. “Kürt istilası” diye bir laf uydurdu, özellikle İzmir başta, Batı kentlerindeki durumu betimlerken kullanıyordu bu tamlamayı.

“MİLLİYETÇİ BİR ÇAĞRI”

Erdoğan sadece 2017’de değil, öncesinde de benzer şeyler söyledi ve Sabah gazetesinin o dönem yazarlarından Emre Aköz, Erdoğan’ın bu talebinin adını koymaktan çekinmedi: Milliyetçi bir çağrı. Şöyle diyordu: "Meselenin bir de etnik boyutu var." Yani, "Kürt nüfusu, Türk nüfusundan daha hızlı artıyor." Yani, "Kürt ulusalcılarının tabanı, Türk ulusalcılarınkinden çok daha hızlı artıyor." (Aköz’ün 21 Ekim 2011, 22 Ekim 2011 ve 6 Haziran 2012 tarihli yazıları.)

Yani Erdoğan, Aköz’ün “milliyetçi çağrı” tanımından yaklaşık beş yıl sonra konuyu "terör örgütü"ne getirdi, ondan da beş yıl sonra örgütün adıyla konuşmakta sakınca görmedi: "PKK"

Bu sözün ulaştığı yerlere değinmek, hakkında konuşmak zor. Mesela çocuk sayısı beş, on olan otomatik olarak terör örgütü üyesi mi sayılacak? Dini çoğalma emrine uydukları için herkesten daha Müslüman mı kabul edilecekler? Peki ne zaman terör örgütü üyesi ne zaman dini bütün kabul edilecekler? Etnik ayrıma göre mi bu karar verilecek? Çoğalma terör olarak mı kontr-terör olarak mı tanımlanacak?

DERİN DEVLET, GÖRÜNÜR DEVLET, GELECEKTEKİ DEVLET

Bu tuhaf durumu izah edebilmek için bir akademisyenin yardımına başvuracağım: cumhuriyetin nüfus politikaları üzerinde çalışan akademisyen Fuat Dündar, “Kürtlerin aşırı üremesi” tezinin cumhuriyetin başlangıcına kadar götürülebileceğini söyler:

“Bu tartışma tarihsel izleği boyunca farklı boyutlarda ve içerikte görünür olmuştu. 1930’lu yıllarda, 'Kürt nüfus artış hızı' bir 'derin devlet' sorunu olarak kodlanır ve daha çok 'derin devlet söyleminin' bir parçası iken, 1960’lı yıllarda Türkiye’nin doğum kontrol politikasını resmî olarak hayata geçirmesiyle birlikte 'görünür devlet söylemi'nin bir parçası haline gelecektir. Kürt sorunu artık sadece devletin bir sorunu olmaktan çıkıp Türklerin de yüzleşmek zorunda kaldıkları bir sorunu haline geldiği 1990’lı yıllarda, 'Kürt nüfus artışı' Milli Güvenlik Kurulu’nun da gündemine gelecektir." (Fuat Dündar’ın şu makalesinden: Abidin Özmen’in ‘Siyah Raporu’ Vesilesiyle ‘Kürt Nüfusu Artışı Sorunu’, Toplumsal Tarih, sayı 226, Ekim 2012)

Fuat Dündar bu kısa makalesinde, 1936 tarihli, Abidin Özmen’in elinden çıkma ‘siyah raporu’ mercek altına alır. Rapor, Kürtlerle ilgili kararlara dayanak oluşturan neredeyse tüm çalışmalar gibi gizlidir; hepsi gibi bir gerçeği öğrenmeyi değil, bir hedefin temini için icatlar yapmayı hedefler ve yine tüm çalışmalar gibi fobiktir.

ROZET TAKARKEN BULUŞAN İKİ ANLAYIŞ

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulduğu 2002 yılında Erdoğan ve (bugünlerde artık çoğunluğu tasfiye olan) yol arkadaşlarına göre Kürt sorunu, bizatihi ve soyut bir terör sorunu değil, o zamana kadarki hatalı devlet (yani CHP) politikalarının bir sonucuydu. Sebep, yani hatalar kaldırılınca sonuç yani terör de kalkacaktı. Partinin kuruluş beyannamesine giren bu fikirden bugüne köprünün altından ne çok sular akmış. Üstelik keşke sadece akan su olsaydı.

Cumhuriyetin (Erdoğan’ın CHP zihniyeti diye her fırsatta yerdiği) “ilerici-aydınlanmacı”, Erdoğan ve yoldaşlarının "ümmetçi-İslamcı" ideallerini, yani kulağa güzel gelen sözlerini kaldırınca, geriye şu ortaklık kalıyor: "Kürtlerin çoğalması bir sorun." Niye? Çünkü varlıkları bir sorun. Terör dedikleri şey budur; yani “terör”, Kürt demenin mecazi yoludur. Yoksa kast edilen "örgüt" değildir. Rozet takma töreninde buluşan iki siyasal anlayışın hendeselerinde gidiş yolları farklı olsa da hedefledikleri çözüm aynı: Kürtlerin asimilasyonunu tamamlamak; tamamlanmadıkça her Kürt bir terördür. Fobik akıl böyle işler, kendi korkusunu korktuğu şeye, kendi anormalliğini onun anormalliğine atfederek.

Mükerrer olacak ama, hukuki görünüm verilmiş bir metafordan ibarettir “terör”, Kürt fobisinin kod adıdır. Giderek, Kürt anlamına gelir. Çok çocuk=terör örgütü üyeliği denklemi başka türlü nasıl böyle alenen dile getirilebilir?

NOT:

Mehmet Ali Çelebi rozet takılmadan önce yaptığı konuşmada şunları söylemişti:

"Öncelikle Allah utandırmasın. Neden buradayım? Sayın Cumhurbaşkanım siz canınızla, ben özgürlüğümle, milletimiz de bağımsızlığıyla tehdit edildi. Eğer siz 15 Temmuz gecesi direnmeseydiniz bugün ben, kumpaslarda yargılanan komutanlarımız, kardeşlerimiz ve Türkiye’nin önde gelen binlerce ismi o gece aileleriyle birlikte katledilmiştik. Bugün hiçbirimiz hayatta değildik. Daha da önemlisi milletimiz bağımsızlığını yitirmişti. İşte bu nedenle bu millete cellat olan FETÖ zombi teşkilatına karşı mücadelenizde yanınızdayım. Asker kökenli bir milletvekiliyim. Vücudum vatan toprağından, nefesim vatan havasındandır. 1 milyona yakın asker, polis, korucu silah arkadaşım görevinin başında. Ben aynı zamanda onların onurunu koruyorum. Birçok devre arkadaşım şehit düştü. 40 bine yakın vatan evladı toprağa düştü. Kurşun ve şarapnel yağmurlarında, mayın pusularında, bir kolum fazla, bir bacağım fazla diyerek paramparça vatan olan kahraman Türk askerleri adına, bu millete cellat olan hain PKK/PYD terör örgütüne karşı mücadelenizde yanınızdayım. Ve temel gerekçem şu; Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki en ciddi ve çok cepheli bir egemenlik mücadelesi vermektedir. Mavi vatandan Libya'ya, oradan Suriye ve Irak'a, oradan Azerbeycan'a, oradan Yunanistan'a... Tüm bu cephelerde mücadelemiz akamete uğramadan devam etmelidir. İşte bu nedenle; ben de bir Atatürk askeri, Kuvayi Milliye neferi olarak olarak Türkiye yüzyılı mücadelesinde yanınızdayım. Mücadelemiz, dirayetimiz, direncimiz, inancımız; mensubiyetinden onur duyduğumuz Türk milletinin var oluş gayesine hizmet, Türkiye Cumhuriyeti'nin devamlılığına sonuna kadar destektir. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ali Duran Topuz Arşivi