Sistemin doğal işleyişine kazınmış eziyetin sonu mu gelir? Dün siyaseten Kürtlere ayrılmış payın haftalık dökümünü yapan yazıyı siteye yolladıktan sonra, bir saldırı daha meydana geldi. Şırnak’ta bir polis, aracını bile isteye avukat Serkan Karakaş’ın üstüne sürdü. Karakaş yaşam savaşı verirken saldırgan polis yaptığından gayet memnun olduğunu gizleme ihtiyacı bile duymamış olacak ki, “Gaipten bir ses duydum ve çarptım” demiş.

Gaipten ses? Anlaşılan adli tıptan temyiz kudretinin yerinde olmadığına dair rapor talep ediyor daha şimdiden. Deli numarası yapıyor yani. Ama mesele bununla sınırlı değil, çünkü o ses o kadar da “gaip”ten gelmiyor.

O SES “ABARTMAYIN” DEMİŞTİ

Gaipten gelen sesin kaynağına bakalım biraz:

Serkan Karakaş, resmi bir koruma aracının çarparak 24 yaşında katlettiği Abdulgaffar Dayan’ın avukatı. Dayan’ın amcası, cenazeyle uğraştıkları ve elbette haklarını aramak için yol aradıkları günlerde, emniyet müdürünün kendisine, “Olayı abartmayın” dediğini aktarmıştı gazetecilere. Devlete ait zırhlı-zırhsız araçlar sokaklarda seri cinayet hizmeti verirken, araçların katlettiği çoğu çocuk insanların haklarını savunanlar, yani polislerin gereken cezayı alması için hukuk mücadelesi verenler elbette “Abartmış” oluyor olayı. Serkan Karakaş da “abartmış” olacak ki gaipten gelen ses onun çiğnenmesini istemiş.

Hasılı, “Gaipten gelen ses” denilen şey esas olarak bu cinayetlerin cezasız kalmasına yol açan yargısal ve yargıyı denetim altında tutan idari talimatlardan ibaret. Saldırgan polis bu sese sesleniyor “Gaipten” derken. Bu ses hukuk mücadelesi verenleri gıyaben mahkûm etmiş durumda, bizim anlayacağımız. Polisin yaptığı sadece o mahkûmiyet kararını infaz etmekten ibaret. Biliyor ki yargı da yargıyı ellerinin altında tutanlar da çarptığı avukattan değil, ondan yana. Biliyor ki birkaç protesto, çokça feryat figan duyulacak ama kimse onu alması gereken cezaya mahkûm etmeyecek, edilmesini istemeyecek. Hak aramaya koyulanlar, yani “abartanlar” düşünsün. Barolar Birliği saldırıyı kınadı, eksik olmasınlar, Metin Feyzioğlu’ndan kurtulduklarının nişanesi olarak.

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN İHANETİ

Daha çok ses gelmesi belki bazı şeyleri değiştirir ama her şeyden önce bu sesin siyasetin sesi olması lazım. Siyasetin iktidar ayağı zaten gaipten ve zahirden gelen seslerin sahibi, muhalefet ayağı ise güncel hayat içinde olan bitenlere arkasını dönmüş, kağıt üzerinde hesap yapmakla meşgul, ola ki seçimde iktidar bize gelir diye.

Muhalefet iktidar sırası için dua ederken, iktidar mensupları kazayla mahkemelerden çıkan hukuka uygun kararların tekrar etmemesi için hiç tereddütsüz hedef göstermekten geri durmuyor.

Anayasa Mahkemesi, zorunlu din derslerine karşı bir yurttaşın 14 yıllık hukuk mücadelesini “ihlal” kararıyla sonuçlandırdı ya, iktidarın milletvekillerinden Mehmet Akif Yılmaz’ın açık hedefi oldu:

“Müslümanlıkla yoğrulan yurdumda İslam’ın öğretilmesini ‘insan hakkı ihlali’ olarak yaftalamak, yakın tarihimizin en büyük ihanetlerinden biri olmuştur. Bu ihanete Aziz Milletimiz asla izin vermez!"

Duyan, din derslerinin yasaklandığını zannedecek! Oysa Anayasa Mahkemesi, laiklik dahil birçok anayasal kuralın ihlal edilmesiyle devam ettirilen zorunlu din dersleri hakkında bir karar veriyor. İstemeyene bu dersi vermek ihlal diyor. Üstelik son derece utangaç bir karar.

HEGEMONYANIN ONURU, YURTTAŞ HAKLARINDAN ÖNEMLİ

Mahkemeler, Anayasa Mahkemesi dahil, sadece iktidarın aklından geçenlere uygun karar verince mahkeme sayılıyor, aksi durumda yafta hazır: “İhanet.”

Yargı kararına karşı yükselen bu ses, zırhlı araçla insan ezen polislerin de, silahını kapıp HDP binalarında cinayet işleyenlerin de, işkenceyi yöntem haline getiren güvenlik görevlilerinin de kulağından hiç eksik olmayan “gaip” sesin ta kendisi. Mehmet Akif Yılmaz, karar bir şeyi değiştireceği için kızmıyor elbette, çünkü değiştirmeyecek. Aleviler yıllardır zorunlu din derslerine karşı hukuk mücadelesi yürütüyor, AİHM’e kadar gitti mücadele ve “ihlal” kararları da aldılar fakat pratikte bir şey değişmedi; çünkü mahkeme kararlarından sadece iktidarın işine gelenler uygulanır diğerleri değil. Yılmaz’ın kızgınlığının sebebi, yıllardır ilmek ilmek ördükleri hegemonik ağa rağmen hâlâ hukuk varmış gibi kararlar çıkması. Öfkesi, Sünni egemenlik onurundan kaynaklanıyor özetle. Hedef gösterdiği de sadece Anayasa Mahkemesi üyeleri değil, bizzat hukuk mücadelesi yürütenler ve yürütecek olanlar.

“Muhalefet” zamanla daha da alçalan bir sesle iktidarı laiklikten sapmakla suçlasa da bu tür kararların gereğinin yapılması için fazla yorulma ihtiyacı duymadı, nasılsa bir seçimde iktidar kalkıp gelecek ya…