Siyasi karakışın sonu bahar olacak mı?
Her şey hızlandı. Neçirvan Barzani, Öcalan’ın açıklamasından sonra PKK’nin kongre toplayacağını açıkladı. Salih Müslim, “Öcalan’ın kararlarına uyarız” dedi. İmralı heyeti genişletildi. Bakalım türkü siyasette de geçerli mi: Ne de olsa kışın sonu bahardır.
Karakışın içinde donmuş gibi görünen “Bahçeli’nin eli” süreci yeniden ivme kazanıyor; karakış ise sürüyor. Bir yandan sanki Bahçeli’nin telaffuzuyla “içerde ve dışarda barış” için bir çalışma, bir mücadele var ama öte yandan sanki “hukuk ve siyaset zemini” hem Kürtler hem de bütün muhalefet için bütünüyle ortadan kaldırılıyor. Yani Öcalan meseleyi “çatışma ve şiddet zemininden hukuk ve siyaset zeminine” çekecek hamleleri yapmaya başladığında, ortada bir siyasi ve hukuki zemin kalmamış bile olabilir.
SİYASİ KARAKIŞ
Siyasi ve hukuki karakıştayız. Sadece DEM Parti değil, Kürt siyasal hareketinin önemli kurumlarından HDK etrafındaki operasyonlar son on yıl kesintisiz süren “çöktürme harekatı”nın yeni bir evreye girdiğini işaret ediyor. Keza CHP’ye yönelik kuşatma bir yandan belediyelere öte yandan en güçlü siyasal figürlerden Ekrem İmamoğlu’na ve parti lideri Özgür Özel’e yönelik yaptırma salvoları ile devam ediyor, bir tür çöktürme harekatı bu da. Siyasette ve adalette olup bitenler “Bahçeli’nin eli”nin barış filan getirmeyi bırakın siyaseti ilga etmeye yönelik bir hücum işareti olduğunu düşündürüyor.
Bu karakışın izahlarından biri “masada eli en güçlü hale getirmek” olarak yapılıyor bir kesim tarafından, buna göre PKK lideri Abdullah Öcalan beklenen açıklamayı yaptıktan sonra işler değişmeye başlayacak. Bir kesim ise her şeyin zaten “dubara, dümen” olduğunu, Kürt siyasetini barış umuduyla hipnotize edip muhalefeti engelsiz biçimde kötürümleştirmenin hedeflendiğini belirtiyor, buna göre muhalefet yeterince yıpranınca barış havucu yerini daha güçlü bir terör sopasına bırakacak. Her durumda Cumhur ittifakı yani iktidar, muhalefet arasındaki bağları zayıflatmayı başarmış ve gündem belirleme üstünlüğünü ele geçirmiş gibi görünüyor.
YENİ AKTÖRLER: GENİŞLETİLMİŞ HEYET VE BARZANİ
Manzarayı umumiye böyleyken İmralı’ya bu sefer DEM Parti eş başkanlarının da bulunduğu genişletilmiş bir heyetin gideceği açıklaması yapıldı. Heyette Öcalan’ın iki avukatının bulunması da özel dikkat gerektiriyor. Bu ziyareti değerlendirmeden önce güneyden, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden gelen bir habere biraz eğilmekte yarar var: Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Rûdaw Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği 3. Erbil Forumu'nda süreç açısından çok önemli şeyler söyledi. Bahçeli’nin sağlığı için dua ettiklerini söyleyen, yani sürece ciddi biçimde umut bağladığı anlaşılan Neçirvan Barzani, “Öcalan’ın açıklamasından sonra PKK kongre toplayacak.” Barzani sürecin takvimine ilişkin çok önemli bir bilgiye ulaşmış ve bunu kamuya açıklamaya karar vermiş olması, süreçteki aktörlerin çokluğunu gayet güzel gösteriyor; yani sadece İmralı heyeti üyelerinin sayısı artmıyor, süreçte faal rol oynayan iç ve dış aktör sayısının da zaten bugüne kadar bildiğimizden fazla olduğu anlaşılıyor. Ankara ile iyi ilişkiler yürütmeye özen gösteren Neçirvan Barzani’nin bu süreçte PKK ile de temas ettiğini anlıyoruz açıklamasından, en azından PKK içinde olan bitenlerden bilgi sahibi olduğunu anlıyoruz. Beklenir bir durum, dahası hayırlı bir durum. Bahçeli’nin sağlığı için sadece Ülkücülerin değil kuzeyiyle güneyiyle Kürtlerin de duacı olmasını da hayra alamet bir hal sayalım.
PKK KONGRESİ VE SALİH MÜSLİM’İN AÇIKLAMASI
Takvime bir “PKK kongresi”nin girmesi, PKK/KCK yöneticilerinin silah bırakma konusundaki son dönem açıklamalarıyla ve hareketin işleyiş tarzıyla uyumlu: PKK yönetiminin silah bırakma kararı alma yetkisi olmadığı, silah bırakmanın ancak bir kongre ile tartışılabileceği açıklanmıştı hatırlanacak olursa. Bu arada Kandil’e bir mektup gittiği bilgisiyle beraber durumu ele alırsak, mektubun içeriğini bilmesek bile örgütün “silah bırakma” dahil Öcalan’ın açıklamalarından sonraki tutumu belirlemek üzere kongreye gittiğini öne sürebiliriz. “Bakalım örgüt Öcalan’ı dinleyecek mi” retoriğinin çoğu zaman ciddiye alınır hiçbir yanı olmasa da söz konusu kongre kararının “dinleme”ye yönelik kararı örgütün bütün yetkili kişi ve organları ile almaya hazırlandığını söylemek mümkün. Retoriğin ciddiye alınır yanı yok dememin sebebi ise şu: Bu retorik Öcalan’ın bir tür ebeveyn ya da bir tür basit bir sicil amiri olarak, en güçlü ihtimalle de bir “parti genel başkanı” olarak görmeye dayanıyor. Türkiye’de siyasetin, medyanın ve akademinin ağırlıklı olarak Kürt hareketini maddi vakalara bakarak değil de ideolojik heveslerle ele almasının yol açtığı bilmezlik halinin ürünü bir ibare.
Oysa Öcalan hem silahlı yapı olarak PKK için, hem siyasal sahnedeki bütün kurum ve kuruluşlar için ve hem de silahlı-silahsız bütün kurum ve kuruluşları destekleyen geniş halk kesimleri için bir ebeveyn, bir üst yönetici, bir genel başkan olmanın çok ötesinde bir figür. Öcalan’ın birçok açıklamasında örgütlere, partilere filan değil de doğrudan halka seslenmesinin gösterdiği sebebi de bu. Öcalan’ın görüş, öneri ve kararlarının tartışılması bu temel durumu değiştirmeyen, aksine güçlendiren bir durum, bizzat Öcalan’ın mekanizmalarını oluşturduğu bir realite. PKK kongresi işte bu tartışmayı yapacak muhtemelen. “Öcalan’ı dinlememe” gibi bir tutum beklemek sürecin kötü gideceği kaygısı ya da doğrudan kötü gitme arzusuyla bakanlar için belki mümkün olabilir, fakat pratikte beklenebilir bir şey değil. Nitekim PYD yetkililerinden Salih Müslim’in “Öcalan’ın çağırısına uyacağız” açıklamasını yaptı bile.
İmralı heyetine DEM Parti eş başkanlarının yanı sıra (biri şu anda Milletvekili olan Cengiz Çiçek) Öcalan’ın iki avukatının alınması, Barzani’nin sözünü ettiği kongre dahil olmak üzere Öcalan’a bağlı bütün aktörlerin faal hale getirilmesinin amaçlandığını gösteriyor. Hasılı, Öcalan’ın açıklamasını bekleyen “Kürt tarafı”, muhalifleri dahil olmak üzere bir barış umudu için bütün hazırlıklarını yapmış görünüyor. Öte yandan Bahçeli’nin meseleyi başlatırken sık vurguladığı gibi, “sınırları yeniden çizmeye hazırlanan güçler” ve onlara bu imkanı veren koşullar hızlı biçimde değişiyor. Suriye’de HTŞ ile SDG gerginliğin sürekli arttığı biçimde birbirini kolluyor, kolay bir anlaşma yolu görünmüyor. İsrail müdahil olmayı güçlü biçimde sürdürüyor. Dürziler kopuş arzularını ortaya koydu bile. Aleviler derin bir kaygı içinde, gelen haberler kaygılarının haklı olduğunu gösteriyor. Sadece iç siyasi koşullara değil dış siyasi koşullara da karakış hakim. Cumhur ittifakının tam olarak ne istediğini ise anlayan henüz yok.
NEWROZ SİYASİ BAHAR’I GETİRİR Mİ?
Karakış kendi takvimiyle ilerliyor, kocakarı soğuklarının ardından Newroz geliyor. Bahar. “Ne de olsa kışın sonu bahardır.” Son çözüm sürecinde Newroz’da yapılan açıklama herkese umut vermişti, Öcalan o zaman da “silahlı mücadele devri geçti” demişti. Ne var ki o umut “Dolmabahçe Fotoğrafı”ndan sonra buzdolabına konuldu, dolap da etrafında yakılan ateşle korundu. Türkünün nakaratı, “Göklere erişti feryadım ahım/Bu da gelir bu da geçer ağlama” kısmı çok uzun sürdü.
O süreçte ne olacağı, nasıl olacağı, nereye varılacağı açık biçimde konuşuluyordu, her şey belli gibiydi. Beklenenin tersi oldu. Şimdi o zamana göre umut verecek hiçbir alamet görünmüyor, ne aktörler tam olarak belli, ne işin nereye ve nasıl evrileceğine dair bilinen bir bilgi kırıntısı var. Belki de bu sefer umut veren tek şey bu umutsuz görünümün kendisidir, kim bilir; yoksa bu iktidarın son on yılına bakacak olursak iyi bir şey ummayı haklı çıkaracak bir tek tutamak bulmak mümkün değil.
Önce Perşembe günü heyetin açıklamalarını göreceğiz, peşinden beklenen açıklamayı duyacağız. “Ne de olsa kışın sonu bahardır” türküsüne ne kadar inansak da mevsimsel karakış gibi siyasi karakış da Newroz ile yerini bahar alametlerine bırakacak mı onu da hep beraber göreceğiz. Şimdilik “Daimi’yem her can eremez bu sırra” dizesini terennüm ederek bekliyoruz.