2020 ‘cari açığın’ yılı oldu. 36,7 milyar dolarlık cari açık dış finansman krizini çarpıcı biçimde ortaya serdi. Bir önceki mali kriz yılı olan 2018'deki cari açığın (21,7 milyar dolar) %70 üstüne çıktı. Kasım ayından itibaren Hazine ve Maliye bakanı Berat Albayrak'ın istifasını -ya da tasfiyesini- zorlayan da bu muazzam cari açıktı. Bu oldukça büyük bir soruna işaret ediyor, zira genelde Türkiye ekonomisi ithalat bağımlısı yapısından ötürü ekonomi büyüdüğü zaman cari açık verir. 2020'de ekonomi daralırken rekor düzeyde bir cari açık verildi. Bunda temel sebebin negatif reel faiz politikası ile inşaat sektörüne uygulanan fiili kurtarma paketi ve karşılıksız da olsa kredilerle talebin körüklenmesi olduğunu biliyoruz.

Kasımdan itibaren bu politika sürdürülemez hale geldi. 8.5’u aşan dolar kuru bu iflasın ilanı oldu. Ekonomi yönetimi değiştirildi, faizler yükseltildi, TL kısmen değer kazandı. Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal eliyle bir kemer sıkma programı uygulanıyor. Ekonominin afyonu olan ve talebi suni yoldan da olsa canlı tutan krediler kesildi. Bu sefer de talep düştü. Naci Ağbal'ın ’tavizsiz’ ve 'şahin’ kemer sıkma mesajları uluslararası sermayeye ‘ güven’ verdikçe dolar kuru da 7 TL'ye kadar düştü. Bankalardaki döviz mevduatları üst üste 2 hafta, önce 1 sonra 2 milyar dolar azaldı. AKP Genel Başkanı Erdoğan bir yandan ‘ Faizde beni dinlemiyorlar.’ diyerek uygulanan kemer sıkma programının siyasi sorumluluğunu üstlenmezken diğer yandan kurdaki düşmenin başarısını kendi hanesine yazıyor.

Peki doların 7 TL seviyesine inmesiyle ekonomi düzelmiş mi oldu? Bu soruyu yanıtlamak bakımından TÜİK’in kasım ayı işsizlik verilerine bakılabilir. Zira tam da ‘ekonomide reform’ söylemlerinin ve uygulamalarının işgücüne, emeğe yansımalarını gösteriyor.

TÜİK mutad şakasını yapıp işsizliğin azaldığını ilan etse de gerçekten azalan sadece İŞ-KUR’a başvuran işsizler. İŞ-KUR’daki iş ilanlarının da bu kurumla iş bulanların sayısı da azaldığına göre İŞ-KUR’a başvurmuş işsizlerin sayısı geçen kasımdan bu kasıma 303 bin azalmış görünüyor.

Ancak aynı dönemde ümitsiz işsizler 959 bin kişi artmış. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ise 2 milyon 606 bin kişi artmış . Geniş tanımlı işsizlik ise toplamda 3 milyon 397 bin artarak 10 milyon 382 bin kişi olmuş (DİSK-AR)

TÜİK’e göre işgücü kasımda önceki yıla göre 1 milyon 400 bin azalmış. Sanayide 91 bin, tarımda 361 bin, hizmetlerde 751 bin istihdam kaybı var. Ki bu rakamlar ücretsiz izne çıkarılanları kapsamıyor.

Dolayısıyla dolar kurundaki düşüş dış finansman krizini geçici olarak kısmen hafifletse de ekonominin kalbindeki reel kriz derinleşiyor. Kemer sıkma programı uluslararası sermayeye ‘güven’ verse de emekçilere yoksullara işsizlik getiriyor, özellikle de gençliğe. Zira her beş gençten ikisi işsiz. Geniş tanımlı genç işsizlik oranı %40.5 (Genç İşsizler Platformu). Pandemi kapatmalarına karşı destek göremeyen esnaf iflasın eşiğinde, sanayide çalışan işçiler bir yandan COVID tehlikesinin kıskacında, diğer yandan ise ücretsiz izinle ‘kısa çalışma ödeneği’ne mahkum ediliyor.

Sanayi üretimi 2020'de %1.6 büyürken sanayi istihdamı ise %1.5 küçülmüş (TÜİK). Demek ki sanayide sağlanan büyüme yeni yatırımların ya da yeni istihdamın ürünü değil. İşçilerin çok daha ağır şartlarda çalıştırılmasının ücretli izne çıkarılıp ücretlerinden mahrum bırakılmalarının ürünü.

Faizler artırılsa da düşürülse de işsizlik yoksulluk sürekli artmaktadır. Emekçilerin ürettiği zenginliklere el koyanlar ise pandemi şartlarında da daha fazla zenginleşmekte, bir yandan yoksulluk diğer yandan milyoner sayısı artmaktadır. İşte ekonominin kalbinde gerçek tablo böyledir.