Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır 5 Haziran 2017'de yani 3 buçuk yıl önce Katar Emirliğine 'terör örgütlerine' destek verdiği ithamı ile ambargo uygulamaya başlamışlardı. 2021 Ocak'ı ambargonun kaldırılışı ve Suudi-Katar kucaklaşması ile açıldı. UYandaş medya yorumcularına göre bu Katar’ın bir zaferiydi ve Katar, dik durmuş kazanmıştı. Tabii, Katar’ın kazanımı aynı zamanda Türkiye’nin kazanımıydı zira bu üç yılda Katar’ı ayakta tutan Türkiye’nin desteği olmuştu vb.

Acaba gerçekten de durum böyle mi? Ambargo ile birlikte acaba ambargonun ‘resmi gerekçesi’ olan ‘terör örgütlerine’ ( ki burada ambargocu 4 ülke Müslüman Kardeşler’i kastediyordu.) Katar’ın desteği acaba devam edecek mi? El Cezire’nin yayın çizgisi bu ‘kucaklaşmadan’ nasıl etkilenecek? Riyad, Abu Dabi ve Kahire ile Ankara arasındaki ‘yüksek gerilim hattı’ acaba bu ülkelerle Katar arasındaki ilişkilere nasıl yansıyacak? Katar’ın 3.5 yıl sonra seçeneksizlikten kurtulması Katar dış siyasetini nasıl etkileyecek?

Yanlış anlaşılmasın Türkiye'de AKP iktidarı önce kurulan ve işletilen yandaş kapitalizmi ve askeri-sanayi karma şartlarının organik bir parçası haline gelmiş bulunan Katar emirliği ile herhangi bir kopma ya da uzaklaşma beklemiyorum. Ilişkiler bir süre daha (Ethem Sancak’ın tabiriyle) iki devlet bir millet havasında devam edecektir.

Ancak Katar Emirliğinin halihazırda bile örneğin Doğu Akdeniz'de Kıbrıs Cumhuriyeti ile çalışmayı tercih ettiğini (Kıbrıs'ın Güney denizlerindeki sahalarda Exxon Mobil ile birlikte ruhsat aldılar) göz önünde bulundurduğumuzda; seçenekleri çoğalmış bir Katar’ın Ankara'ya eskisi kadar angaje olmayabileceğini de hesaba katmak gerekir.

Yine AKP iktidarı için çok hayati olan Libya başlığında Hafter’in ana destekçileri (Suudi Arabistan, BAE, Mısır) ile Katar arasındaki bu uzlaşma, Cenevre Anlaşması’na hayatiyet kazandıran dolayısıyla ‘tüm yabancı silahlı güçlerin ülkeden çekilmesini’ de yakınlaştıran bir rol oynamaya adaydır. Körfez’deki bu uzlaşma Libya’da da Trablus-Tobruk uzlaşmasının ve seçimlerle devletin yeniden birleştirilmesinin zeminini güçlendirmiştir. Ankara ise bilindiği gibi Sirte-Cufra hattını Tobruk güçlerinin elinde bırakan bu ateşkesi başından beri hiç onaylamadı. Hulusi Akar’ın son Trablus ziyaretinde dahi İçişleri Bakanı Fethi Başağa’ya Sirte ve Cufra’yı ele geçirmek için teşvikte bulunduğu basına yansıdı.

Keza Doğu Akdeniz doğalgaz paylaşım rekabetinde Suudi-BAE-Mısır üçlüsünün İsrail-Kıbrıs-Yunanistan ile yakınlaşarak kurduğu eksen bu ‘kucaklaşma’ ile biraz daha güçlenmemiş midir? Suudi- Katar ilişkileri gelişirken aynı Suudi Arabistan, BAE ile birlikte Türkiye’ye dış ticaret ambargosu uygulamaktadır.

Körfez işbirliği Konseyi 5 Haziran 2017 tarihinden bu yana işlevsizleşmiş dağılmışken şimdi yeniden işlev kazanması sözkonusu. NAsıl ki 2017 ambargosu Donald Trump yönetiminin ürettiği anti-globalist momentle ilgili idiyse bugünkü Körfez uzlaşması da Biden yönetiminin yeniden globalist bir rüzgar estirme eğilimiyle yakından ilgili. Trump dönemi Emperyalist Küreselleşmenin kurumlarını krize soktu, parçaladı kısmen dağıttı. Bu anti-global etken ABD'nin öncelenmesi ve müttefiklerine daha fazla para ödetilmesi ile ilgiliydi. Ne NATO ne AB ne BM ne DSÖ ne DtÖ ne NAFTA ne G8 ne G20 bu sarsıntıdan azade kalabildi. Aslında Körfez’de 2017’den 2021’e yaşanan dönüşümler çok yakın gelecekte dünyada esecek globalist rüzgarın bir ön habercisi gibi. Orta Asya ülkesi Kazakistan'ın idam cezasını kaldırdığı günlerdeyiz. Peki AKP- MHP bloğunun ‘yerli ve milli’ sloganı ile evrensel olan her türlü değerden (bu arada özellikle evrensel insan haklarından) ülkeyi kopardığı, süreklileşmiş OHAL düzeni bu yeni globalist rüzgarla nasıl bir ilişki kuracak?

Trump döneminde en geniş hareket serbestisi kazanan ülkelerden birisi de Suudi Arabistan’dı. Velihat Prens Muhammed Bin Salman, Trump'ın ‘öde ve istediğini yap’ düzeninden istifade etti. Muhaliflerinden Cemal Kaşıkçı’yı istanbul Konsolosluğu'nda vahşice imha ettiği halde tüm dünyanın gözü önünde işlenen bu cinayetten dahi kolayca sıyrılabildi. Şimdi ise Suudi Arabistan, dış politikasında önemli değişikliklere gidiyor. Biden’in adaylık döneminde açıkça eleştirdiği ve destek vermeyeceğini ilan ettiği Yemen Savaşı'nda Suudi diplomatlar, Husilerle barış koşullarını görüşmeye başladılar bile. Beş yılı aşkındır süren bu vahşi savaşta, dünyanın en yoksul ülkelerinden birini acımasızca bombalayarak dize getirmeye çalışan Suudi Arabistan başarısız oldu. (Savaşın ilk yıllarında maalesef Türkiye'nin de AKP iktidarınca Suudi koalisyonuna dahil edildiğini de anımsayarak) Le Monde Diplomatique’te Pierre Bernin’nin yazdıklarına göre Yemen ordusu Suudi yanlısı Hadi yönetiminin son kalesi olan Mareb’e doğru ilerlerken BM özel temsilcisi Martin Griffits’in çabalarına paralel olarak, Suudi diplomatlar, Husilerin askerden arındırılmış bölgeyi kabul etmelerini ve ele geçirdikleri Suudi köylerinden çekilmelerini isteyerek iki ülke arasındaki ortak sınırın statüsünü tartışıyor.

Kısacası Ortadoğu'da bütün kartlar yeniden karılıyor Körfez'de yaşanan Suudi-Katar uzlaşması dünya siyasetinde açılan yeni dönemi haber veriyor.