Beyaz Saray, Çin ile ilişkilerini tarif eden stratejik bir belge yayınladı. Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ne Yönelik Stratejik Yaklaşımı başlıklı rapor, ABD’nin bu ülkeye yönelik son 40 yıllık politikalarında kapsamlı bir değişime işaret ediyor. Bunun sebebi olarak da Çin’in “uluslararası düzende kendi lehine değişiklikler peşinde koşması” gösteriliyor.

Raporun giriş bölümü hemen tüm meramını anlatıyor:

“ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti 1979 yılında diplomatik ilişkileri kurduğundan bu yana, ÇHC’ne yönelik ABD politikası, ilişkilerin derinleştirilmesinin ÇHC’nde ekonomik ve sosyal açılmayı teşvik edeceği ve ÇHC’nin daha açık bir topluma sahip, yapıcı ve sorumlu bir küresel paydaş haline gelmesine yol açacağı umuduna dayandırıldı. 40 yıldan fazla bir zamanın ardından, bu tutumun Çin Komünist Partisi’nin Çin’de ekonomik ve siyasi reformun çerçevesini sınırlı tutmak konusundaki iradesini küçümsediğini ortaya koydu. Son iki onyılda, reformlar yavaşladı, durdu veya geri çevrildi. ÇHC’nin hızlı ekonomik gelişimi ve dünyayla artan ilişkileri, ABD’nin umduğu yurtttaş-merkezli, özgür ve açık düzene doğru yakınsamasını sağlamadı. ÇKP bunun yerine, açık ve özgür kurallı düzeni, uluslararası sistemi kendi lehine değiştirmek için kullandı. Pekin uluslararası düzeni ÇKP çıkarları ve ideolojisi doğrultusunda şekillendirmek istediğini açıkça kabul ediyor. ÇKP’nin ekonomik, politik, askeri gücü ulus devletlere boyun eğdirmek için giderek artan oranda kullanması, hayati Amerikan çıkarlarına zarar veriyor ve dünyanın her yanından ülkelerin ve bireylerin egemenliğine ve onuruna zarar veriyor.”

ABD Başkanı Nixon 1972’de Pekin’e ilk gittiğinde henüz Mao Zedung hayattaydı ve Kültür Devrimi süreci devam etmekteydi. Ömrünün son dönemindeki Mao, kuvvetle muhtemel saydığı Sovyet askeri işgaline karşı ABD’yle yakınlaşmayı kabul etti. Mao’nun ölümünün ardından başa geçen Deng Şiao-Ping döneminde ÇKP ülke ekonomisinde (köy komünleri, merkezi planlama vb.) sosyalist unsurları ortadan kaldırarak kapitalizmi restore etti. Böylece ABD-Çin HC ittifakı güçlü bir sosyo-ekonomik zemine oturdu. Düşük kâr oranlarından muzdarip Amerikan sanayi sermayesi kütlesel ölçekte Çin’e göçtü. Bu ülkenin sunduğu ucuz işgücü olanaklarından yararlanarak kâr oranlarını yükseltti. Çevre koruma vergilerinin yokluğu sayesinde vahşice doğayı katletti. Ancak hesapta Çin’in bir gün bu güce dayanarak ABD’ye meydan okuyabileceği yoktu.

YENİ BİR SOĞUK SAVAŞ MI?

Kısacası, Amerikan politika belgesinin dili Soğuk Savaş dönemi kavramlarına dayansa da mesele başka. Çin ABD’nin istediği yerde kalmadı. Bir ucuz işgücü ülkesi olmanın ötesine geçti. Devlet kapitalizmi ve korumacılığı yoğun biçimde kullanarak ileri teknolojiyi de elde etmeye başladı. Çin, 2019 itibariyle patent sayısında ABD’yi geçerek, dünyanın en çok patent tescil ettiren ülkesi haline geldi. Mobil telefon gibi en ileri teknoloji ürünlerinde dünya pazarında ABD ile rekabet etmeye başladı. Güney Çin Denizi adaları gibi tartışmalı meselelerde çıkarlarını ABD’ye ve baka bölge ülkelerine karşı askeri güçle koruyabileceğini ispatladı. ABD ekonomisinin krize girdiği ve ardından uzun süreli bir durgunluğa sürüklendiği 2008’den bu yana gelen dönemde Çin ortalama olarak %6 büyüdü. Çin'in dünya hasılasına katkısı 2008'de %7,25'ten 2018'de %16'ya çıktı. ABD'nin dünya hasılasına katkısı ise aynı dönemde yerinde saydı. (%23-24) 1960'ta ABD, dünya hasılasının %40'ını üretirdi.

Çin, korona virüs pandemisinin ilk ortaya çıktığı ülke olmasına rağmen, bunu görece hafif atlatabildi. Hatta 2020 için %1-2 düzeyinde dahi olsa yine de büyüme öngörebiliyor. ABD korona virüs pandemisinin içinde boğulurken Çin pek çok ülkeye maske, ventilatör gibi yardımlar gönderebiliyor.

ÇİN’İN YANITI

Çin’in bu ithamlara yanıtı da gecikmedi. Çin Halk Ulusal Danışma Konferansı’nda konuşan devlet başkanı Şi Jinping “Piyasa güçlerinin körlüğünü görmezden gelemeyiz, ama planlı ekonominin eski yoluna geri dönmeyeceğizdedi. Şi Jinping, özel sektörü teşvik ederek ekonomide zorlukların üstesinden gelmeye ve yeni fırsatları keşfetmeye çağırdı. Şi’nin öncelikli sektörler arasında dijital ekonomiyi ve akıllı imalatı sayması, keza teknolojik yenilenmeyi vurgulaması, bu yöndeki gelişmelerini sürdüreceklerini vurguluyordu.

Doğrudan Trump ve Pompeo’nun açıklamalarına yanıt veren Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise ABD’yi “Çin’i değiştirme fikrinden vazgeçmeye” çağırdı. Wang’a göre, Trump ve Pompeo “iki ülke ilişkilerini esir alıyorlar ve iki ülkeyi yeni bir Soğuk Savaşın eşiğine getiriyorlar.”

ABD’de COVID-19 pandemisinden kaynaklı ölümlerin 100.000’i aşması ile zor durumda kalan Trump yönetiminin “Çin virüsü” olarak adlandırdıkları bu salgından dolayı Çin’i sorumlu tutan açıklamaları, en son “Çin’den COVID-19 için tazminat isteme”ye kadar varmıştı. Hatta Trump virüsün Vuhan’da bir laboratuvarda üretildiğine dair kanıtlar olduğunu öne sürdü – kanıtların ne olduğu ise açıklanmadı. Trump bir röportajında Çin’e ek 1 trilyon dolarlık gümrük vergisi koymaktan dahi bahsetmişti. Çin Dışişleri Sözcüsü Geng Shuang ise “ABD siyasetçilerine, başarısızlıkları için günah keçileri aramak yerine salgını bir an önce kontrol etmek üzere ellerinden geleni yapmalarını öneririz” diyerek suçlamaları reddetmişti.

Çin’in de tıpkı ABD gibi virüsün kurbanı olduğunu vurgulayan Geng şunları söyledi: “2009’da ilkin ABD’de tespit edilen ama sonra 214 ülkeye yayılan ve 200 bin insanı öldüren H1N1 gribi için kimse ABD’den tazminat istedi mi? AIDS 1980’lerde ilk olarak ABD’de tespit edilmişti ve tüm dünyaya yayıldı çok büyük acılara sebep oldu. Kimse bundan ABD’yi sorumlu tuttu mu? ABD, düşmanlarının Çin değil, virüs olduğunu anlamalıdır.”

Çin dışişleri, ayrıca bir video yayınlayarak, Çin’in salgın konusunda ABD’yi defalarca uyardığı halde bu uyarıların dikkate alınmadığını belirtti.

ABD’DE YÜKSELEN ÇİN KARŞITLIĞI

Ancak görünen o ki, ABD, korona öncesi dönemde bir ölçüde sakinleşen Çin’e karşı ticaret ve teknoloji savaşını yeniden tırmandıracak. Hatta Hong Kong, Güney Çin Denizi gibi meselelerde ABD müdahalelerinin arttığını da görebiliriz. Trump’ın sürekli yinelediği “Çin virüsü” söyleminin de Cumhuriyetçi seçmende Çin’e yönelik nefreti artırarak bunun için elverişli bir ortam sağladığı görülüyor. Yapılan bir anket göre, Cumhuriyetçi seçmenin %42’si Çin’i ABD’nin bir düşmanı olarak görüyor. (Bu oran 20 Ocak’ta %23 idi) Trump’ın sürekli Çin’den bahsettiği dört aylık bir dönemin sonunda seçmeninde anti-Çin duyguları yükseltmeyi başardığı anlaşılıyor. Böylece Trump seçmenleri, kritik bir seçimin arifesinde, 100 bini aşkın Amerikalının COVID-19’dan ölmesini Trump yönetiminin hatası olarak değil, Çin’in suçu olarak görüyor.