Pandemi döneminde Avrupa yaşadığı kapanma sonrasında kıtada en karlı çıkan işletmeler belki de Türkiye'den malzeme getirip satan, ya da akrabalarını, hemşehrilerini fabrikalarında, döner dükkanlarında çalıştıranlar oldu.

Türkiyeli diaspora ve Türkiye'deki tüccar bu süreçten kazançlı çıktı aslında.

Silah endüstrisindeki büyük yatırımcılar da önce Karabağ sonrasında da Ukrayna'da dron ve silah satışlarında vurgun yaptılar. Ukrayna kazıklandığını anlayıp dava açmış olsa da vurgun Türkiye'nin hanesine yazıldı bir kere.

Pandemi başlangıcında Avrupa'daki bazı yerel yönetimler maske ve dezenfektan stoklarını Türkiye'den gelen ucuz tekliflerle doldurmaya çalıştılar. Onlar da kazıklandılar. Haber oldular, Belçika'daki mahkemece mahkum edildiler. Avrupalılar da ne aldıkları malları kullanabildiler, ne de verdikleri parayı geri alabildiler.

Türkiye'deki şirketler ise kayıplara karıştı. Bulabilene aşk olsun.

Bir diğer vurgun Başkan'ın da bir ara bahsettiği 'marketlerdeki kuyruklar' sırasında oldu. Avrupa'da enflasyon %10'u aşınca, Ukrayna'daki savaşı da bahane bilen market zincilerleri fiyatları 3-5 katına çıkardı.

Hatta 'yağ ve un alımlarına sınır getirdi' söylentisi yayıldı. Söylenti diyorum çünkü gerçek hayatta hiçbir zaman karşılığı olmadı bunun. Mesela markete gittiğinizde yağ aldığınızda kimse size kimlik sormadı. Yani girip çıktığında bir 3 litre daha alabilirdin. Alan aldı da.

İşte o sırada Türkiye'den tonlarca zeytinyağı ve kızarma yağı alan dönerciler Avrupa pazarına sürdü yağları. 1 Euro olan asıl fiyattan 3 Euro kazandılar.

Yine vurgun.

O sırada Türkiye'deki marketlerden 'yağ yok', 'un yok' haberleri geliyordu, ama burada vardı.

Türkiye Avrupa'nın doğusunda yaramaz çocuk siyaseti ve ekonomisi ile bu dönemi aslında çok daha kazançlı atlatabilirdi. Bu size yukarıda bahsettiğim küçük örnekler asla organize olamadı. Hepsi AKP'ye yakın isimler ve şirketlerin işleriydi. O yüzden de kişiler kazandı ama ülke bir şey kazanmadı.

Vurgun yapın demiyorum tabii ki.

Ama belli ki bu pazara girebilecek bir ortam vardı. Hatta eldeki ürünle ve işçilikle Avrupa pazarlarını domine edebilecek imkanlar da vardı. Ancak Türkiye'nin gasp ruhundan mıdır nedir, vurgun yapıp bir kere para kazanmayı tercih ettiler.

İyi bir yatırımla gelirin devamlılığını ve ekonominin güçlenmesini düşünen olmadı belli ki.

Türkiye bu süreçte başarılı bir sanayi atılımı yapabilseydi,s belki Avrupa'nın en büyük tedarikçisi olabilirdi. Ama olamadı. Kendine yetebilen AB yine kendine gelmeye başladı. Şimdi o atılan 'kazıklar' Türkiye'de milyonlar kazananların içeride yediği enflasyon 'kazıkları'ya eritiliyor.

Tepeye bakıp öğrenen çok olmuştur. AB'ye parmak sallayan, AİHM kararlarını tanımayan 'kapıları açarım, mültecileri yollarım' diyerek şantaj yoluyla kısadan hisse para veya seçim kazanan iktidarlara bakıp kendine örnek alanların yaptıkları kısa dönem karlarıydı yukarıda anlattıklarım.

Dolandırıcılık, gasp ve çökme resmî tez olunca, insanların da kendisine buradan çıkış araması kaçınılmaz.

Hele ki bu resmî tez belirli ölçekte Uluslar arası siyasette kazançlı birkaç adım da attırıyorsa.

İktidarın AB ile şantaj ilişkisi Türkiye'den bakıldığında şimdiye kadar başarılı oluyor gibi. Ama içeride işler hiç de göründüğü gibi değil.

Türkiye'deki yatırımlarının da elinden gideceğini fark eden ülkenin en büyük yatırımcıları şimdilerde bu yatırımların merkez ofislerini Avrupa'ya çekiyor.

Neden mi? Çünkü merkezi AB'de olan bir şirketin kendini ayakta tutabileceği, sakin bir liman. Üstelik de seni sigorta koruyor, devletin mafya babaları değil.

Polonya, Erdoğan'ı mı örnek alıyor?

AB'nin doğuda bir başka baş ağrısı, uzun süredir demokratik dönüşümle meşgul olan Polonya. Hem ucuz iş gücü, hem toprak genişliği ve üretimindeki çokluk Avrupa'nın ağzını sulandırmıştı. Polonya'daki milliyetçi, hatta birçok alanda ayrılıkçı , homofobik ve ırkçılığa varan siyasi söylemleri görmezden gelen Avrupa Komisyonu ve Parlementosu şimdi Polonya tarafından da Erdoğan gibi bir şantaja uğruyor.

Hukuk ve Adalet Partisi Başkanı ve eski başbakan Jarosław Kaczyński, Avrupa Komisyonu başkanı Ursula Von Der Layen'in yargı reformlarının gerçekleşmemesini eleştirdiği açıklamasından sonra, “Bizi köşeye sıkıştırırlarsa gerekeni yaparız” dedi.

Nedir gereken?

Polonya'nın parlementodaki veto hakları.

AB'ye giren enerji yolunda kesintiler.

AB'nin tahıl stoklarının Polonya'da olması ve daha nicesi...

 

Polonya aslında yargı alanında herhangi bir reform yapmadı. Ama bu reformların yapılmaması ona pandemi yardımı olarak 35 milyar Euro'yu alamamasına mal oldu. Şimdi onu almak için şantaj yapıyor. Ukrayna savaşı ve Rusya ile gerilen ilişkiler bu şantajın bir parçası tabii ki. Polonya'nın istediği Türkiye'ye yapıldığı gibi paranın önceden verilmesi. Demokratik şartlar oluşturulmamış olsa da Polonyalı siyasetçilerin 'iyiniyet' gösterisini bir faslın tamamlanması olarak görüp 35 milyar euroyu serbest bırakmaları. Mültecileri sınıra sürmek kadar etkili olmasa da iş görür.

Polonya, Macaristan ile birlikte Rusya'nın atom santrali inşaa eden şirketi Rosatom'un halihazırda aktif şantiyesi olan ülkelerden biri. Bu yüzden Rusya'dan alınacak olan gaz konusunda da AB'nin yaptırım uygulamalarına bu iki ülke katılmamıştı.

Avrupa'nın Akkuyu'ları

Avrupa'da 2030 ve bazı ülkelerde 2035 yılında hedef konulan 'Sıfır emisyon' hedefi ve yeşil siyaset son dönemde her ülkede geniş kesimlere ulaştı ve sandıktan da önemli bir destek gördü. Bu hedefe ulaşmak isteyen ülkelerin bazıları kömür santralleri yerine küçük nükleer santrallerle enerji ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar.

Akkuyu gibi Rosatom bu ülkelerde de şirketler kurmuş durumda. Mesela Batı Avrupa'yı Fransa'nın başkenti Paris'teki Rosatom Europe SRL kontrol ediyor.

Şu anda inşaat veya bakım hizmeti sağladıkları AB ülkeleri:

Belçika, Avusturya, İngiltere, Almanya, Yunanistan, İspanya, İtalya, Norveç, Hollanda, Portekiz, Fransa, Finlandiya, İsveç ve İsviçre.

Ne kadar çok değil mi?

AB, ABD'nin de dayatmasıyla bu alanda da Rusya ile ilgili yaptırım uygulamak istiyor ancak Macaristan ve Polonya şimdiden veto ettiler bile. Polonya “35 milyar Euromuzu vermez iseniz diğerlerini de veto ederiz” diyor zaten.

Bu durum da Brüksel'in işine gelmiyor değil. ABD'ye “elimizden geleni yaptık” diyerek Ukrayna'yı yarı yolda bırakması yakındır bence.

Schröder kalıyorsa Rus oligark niye gitsin?

Bu konuda enerjide Rusya'ya göbekten bağlı Almanya'nın başrolü oynaması muhtemel.

Rusya'dan birçok şirkete danışmanlık hizmeti veren eski Alman Şansölyesi Gerhard Schröder'in kendisiyle ilgili iddiaların ardından partisi SPD'de kalıyor olması buna önemli bir gösterge. SPD bir iç soruşturmanın ardından kendisinin ihraç edilmesine gerek olmadığına karar verdi geçtiğimiz günlerde. Almanya, Ukrayna'nın parçalanacağı belli olan savaşın sonrasında Avrupa'nın Rusya ile ilişkisi üzerine yatırım yapmaya başladı bile. TESLA'nın Almanya'da üretime başlamasını ABD'nin elinden alınan bir koz olarak da görmekte fayda var.

Güçlü Ermenistan güçlü Türkiye

Bu başlık aslında başlı başına bir yazıyı hak ediyor. Ama gelin şöyle diyelim. Tüm bu süreç içerisinde Türkiye'nin şiddet ve şantaj yoluyla istediğini aldığını gören diğer ülkelerin yöneticileri de yıllardır bir şekilde statükoya bağlanmış bazı çatışmalı alanları kaşımaya devam edeceklerdir.

Kosova-Sırbistan meselesi gibi Güney Kafkasya'nın da bir Karabağ'ı var.

Karabağ'da 30 yıllık AGİT-Minsk statükosunu askeri müdahale ile delen ve istediğini aldığını sanan Azerbaycan, bugün 'topraklarında' bulunmasına izin verdiği Rus Barış gücü ile Rusya ambargosuna karşı gelmeye ve daha fazla kazanmaya çalışıyor. Avrupa'ya enerji satıyor ama şirketin %20'si Rusya'nın mesela.

Azerbaycan'ın da Türkiye'nin de Ermenistan'sız bir Kafkasya hayali bence sadece söylem. Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından uçlara sürükleneceği. İstikrarsızlık içerisinde yok olacağı herhangi bir senaryoda Rusya, Karabağ'daki istikrarını Ermenistan'a yayacaktır. Hatta Ermenistan içerisinde böyle bir senaryoda Rusya'ya katılma yanlıları artacak ve Belarus gibi veya daha derinden Rusya ile birliğe girmesi halinde,Türkiye'nin doğu ve Azerbaycan'ın batı komşusu nur topu gibi bir Rusya olacaktır.

Bu yüzden bu iki ülke de Ukrayna sürecinde Rusya'nın güçsüzleşmesini ve hatta kafkaslardan çekilmesini tercih edeceklerdir belki de.

Ama görünen o ki işler Güney Kafkasya'da pek de planlandığı gibi gitmiyor..