Bir süredir Boğaziçi'ne atanan kayyum rektör ve onun tezinde intihal yaptığı gerçeği üzerine düşünüp duruyorum.

Türkiye'de tez veya fikir hırsızlığı çok yaygın bir şey aslında. İntihal kelimesi çok da masum kalıyor.

Sosyolojik alanda lisans üstü yapan, halen iyi eğitim verdiğini biliğimiz/düşündüğümüz kurumlar bu konulara dikkat ediyorlar. Daha doğrusu hocaları ve danışmanları dikkat ediyor. Her öğrencinin harcıdır kopya çekmek ama üniversiteye gelmiş ve hâlâ kopyadan medet umuyorsa o zaman o aslında yaptığı şeyi sevmediğini gösterir.

Teknik üniversitelerde, Fen Edebiyat Fakültelerinde, Tıp Fakültelerinde bu hırsızlık meselesi aslında çok uzamaz. Çünkü işi bilmiyorsanız zaten bir yerden çıkar ortaya. Hesap kitap meslesi.

Ama orada da daha vahim bir durum vardır. Kademe atlamak isteyen öğretmenleriniz çalar makalelerinizi ya da fikirlerinizi.

Ya karşılığında sınıf geçmenizi garanti eder ya da tezinizde AA falan vereceğini söylerler. Sonrasında bir baktınız teziniz ya da bitirme ödeviniz hocanızın eseri olarak kitap olmuş okutuluyor. Sizden ne kaynakçada ne önsözde bahseden yok.

Ben bunu kendi dönemimde İstanbul'un iyi seviyedeki iki teknik üniversitesinde bizzat gördüm. Kendi bitirme ödevim dahil olmak üzere...

Ev arkadaşımın profesöründen gördüğü baskıyı ve kadının, adamın arabasından kaçarcasına çıkıp nasıl ağladığını dün gibi hatırlıyorum.

Bunlar aslında akademik özgürlüklerin eskiden beri ne denli kısıtlı olduğunun bir göstergesi. Şimdi böyle, benim zamanımda da ve benden önce de öyleydi.

O yüzden Corona'ya aşıyı bulan Türkiyeli de olsa 'memleketin yetiştirdiği...' diyemiyorlar.

O yüzden birçok akademisyen ne yazık ki üretimlerini Türkiye'den çok yurt dışında yapıyor. En ünlü Türkiyeli mühendisler Türkiye'den çıkmıyor ne yazık ki.

Türkiyeli gençlerin Unicorn teknoloji şirketleri hep ABD'de.

Şimdi Boğaziçi direnişindeki öğrencilerin ne kadar haklı bir sebepleri olduğunun da göstergesi.

Kendini savunmayan öğrenci ne hocasına ne devlete karşı duramayacak, o yüzden Bulu'ya karşı direniş en büyük kazanım belki.

Aynı zamanda Boğaziçi örneğinden Türkiye'yi de okuyabiliriz.

Kendi yaratamadığı için bu iktidar Boğaziçi, ODTÜ vb. kurumları ele geçirmeye çalışıyor. Çünkü kendisinin yaratabilecek kabiliyeti yok.

Adında 'Kültür' olan kendi bakanlıklarından daha fazla değerli iş ürettiği için Anadolu Kültür'ü hedefine alıyor. Kendi uzlaştıramadığı kadar toplumu benliğinde, kişiliğinde uzlaştırdığı için insanları hedef alıyor.

Ama bu yeni değil...

Gelin bir hayat intihali örnğei anlatayım...

1970'ler.

Ohannes genç bir öğrenci. Kayserili bir aileden gelme.

Bilgiye aç.

Getronagan Ermeni Lisesi'nden çıktıktan sonra üniversitede okumaya gidiyor.

Tıp istiyor. Doktor olacak. Olmuyor. Zooloji tutturuyor.

O kadar ilgili ki her şeye, yok olan bölümleri açtırmak peşinde.

Kendi alanında olmayan dersler alıyor ki istediği bölüm açılsın: Biyokimya.

Arkadaşlarını eğitmek, eğitimle donatmak en büyük hevesi.

Çünkü Kayserili Ohannes biliyor.

'Ermeniysek her şeyi daha iyi yapacağız. Başka şans yok bu ülkede.'

Ohannes aynı zamanda Ermeni toplumunun kültürel ve sosyal her alanında inanılmaz aktif. Oradan oraya gençleri çekiştiriyor, milli kimliklerini korumaları için elinden geleni yapıyor.

Okuduğu her kitabı arkadaşlarıyla ve etrafındaki gençlere anlatıyor paylaşıyor. Misyoner gibi ama militan edasıyla Ermenileri eğitiyor. 

Bugünkü Ermeni toplumunda aktif, hafif sosyalist kim varsa onun elinden çıkma.

Sorun 'Ohannes' diye tanımazlar ama 'Kulak' deyin.

Bilirler. (Soyadı Kulak çünkü)

Hatta Ermeni toplumunda bir kesimde bir atasözü bile var 'Kulak Çarpması'.

Nedir Kulak çarpması.

Ohannes sizi yakaladı mı bırakmaz. Aklında varsa seni bir koroya yazdırmak, kulağından tutar yazdırır. Sözü bitene kadar konuşur ve kendini dinletir.

Aklında varsa seni evlendirmek onu bile yapabilir hani.

Az değildir Ermeni toplumunda Kulak çarpmasıyla evlenenlerin sayısı.

Anladınız ne kadar değerli bir abimiz olduğunu...

Konumuza dönelim.

Ohannes, Zooloji'ye girebiliyor ancak.

'Kapağı atalım da bakarız bir çaresine' diye düşünüyor.

Öyle çalışkan ki tüm öğretmenlerin gözdesi. Tüm öğrenciler ona danışıyor.

Ermeni gençlerini de ikna ediyor, bir sürü genç İstanbul Üniversitesi'ne giriyor. Sonra herkes Kulak'a 'ne ders alalım?, hangi hoca iyi'ye geliyor. Hrant Dink de bunlardan biri mesela.

Kulak, üniversitede Biyokimya bölümünün açılmasını istiyor. Onun için çabalıyor. Farklı bölümlerden dersler alıyor ki biyokimyaya uygun kadro da açılsın.

Bölüm şefi Prof. Dr. Fehamet Arat. Yanına gidiyor yine okuldan Ermeni bir arakdaşıyla.

“Biz iki öğrenci ücresiz bu bölümde çalışmak istiyoruz. Hem yararlı olacağımızı düşünüyoruz hem de öğrenmek istiyoruz” diyor.

Arat, bir kağıda isimlerini yazdırıyor.

Yazıyorlar.

Ama o sırada dudak altından Ermeni olduklarını vurgulayarak:

“Siz en iyisi yurt dışına gidin. Buralarda size bişi çıkmaz çocuğum” diyor.

Ama yine de isimler yazıldı ya kağıda, bir heves ikisi de çıkıyorlar kapıdan dışarıya.

Biraz sonra bölümden bir arkadaşları geliyor 'Ohannes müjdemi isterim' diye sarılıyor boynuna. Ohannes sanıyor ki rüyaları oldu, lotoyu tutturdu...

Nafile...

'Ne oldu?'diye sorunca, anlaşılıyor.

Arat, bölüme isminizi yazın dediği iki ücretsiz Ermeni öğrenci yerine, sonradan bu alanda başvuru bile yapmayan bir Türk öğrenciyi alıyor yanına.

Ohannes ne desin?

Kalakalıyor.

O gün karar vermiş Ohannes ABD'ye gitmeye.

Gidiyor da.

Bir yandan manavda çalışıp bir yandan eğitim alıyor. Omneopati öğreniyor.

Eczane açıyor.

Ermeni kurumlarında da hatırı sayılır bir yer ediniyor.

Ve... ABD'de birçoklarının Kulak'larını çapmaya devam ediyor.

Kulağın tinsel, etnik ve sosyolojik çok özelliği var ama bu seferlik bu kadarı yeter.

Niye mi yazdım bunca şeyi...

Çünkü Türkiye'deki koku giderek yükseliyor. Artık içeride yaşayanlar ve özellikle gençler bu kokuya dayanamıyorlar. Ama gitmek de istemiyorlar. O yüzden direniyorlar. İktidarın istediği ise açık.

Dönemin biyokimya bölüm şefinin istediği:

“Siz en iyisi mi yurt dışına gidin evladım”

Bunun iki sebebi var.

Birincisi bunu diyenler, sizlerin kalınca kendilerine rakip hatta kendilerinden üstün olacağınızı biliyor.

İkincisi, memleketi yönetebilmek için sizler gibi düşünen ve sorgulayan insanların o ülkede vatandaş olmaması, oy kullanmaması ve hatta etkileşimde bulunmaması gerekiyor.

Ancak bu şekilde istedikleri çölü yaratabilirler...

O yüzden Kulakları Çarparak çoğalmaya devam.