Akıl ve mantık iktidarın bedenini terk etmiş!



Artı Gerçek

Muhalif belediyelerin yardım kampanyalarıyla yoksul insanlara ulaşması AKP iktidarını ürküttü. Bu yüzden hem muhalifleri engelledi hem de alternatif bir bağış toplama kampanyası başlattı.


Koronavirüs salgını öyle bir zamanda yayılmaya başladı ki, AKP iktidarının zaten bozulmakta olan kimyasını yerle bir etti.

Ülkenin; dar görüşlü, yetersiz, bencil, vicdansız, yalaka, ahlak düşkünü kadrolar tarafından yönetildiği korona virüs sayesinde artık herkesin gözüne batacak kadar keskin hatlarıyla ortaya çıktı.

Elbette sadece yönetici kadroların değil, onların etrafına kümelenmiş avantacıların da kamunun nimetlerinden yararlanmak için nasıl iktidara kene gibi yapıştıkları da iyiden iyiye görünür oldu.

Gerçek yüzleri ortaya çıktıkça arsızlıkları, yüzsüzlükleri sınır tanımaz biçimde artıyor.

Saray’ın kalemşorlarından biri sosyal medyadan bir mesaj atmış; “İstanbul’da OHAL ilan ettirmek için her türlü tezgâhı yapan Ekrem İmamoğlu ve arkasındaki aklın ‘yerel hükümet’ modeli.”

İlk cümlesi bozuk ya, geçelim; mantık yürütme biçimi de hastalıklı:

“Eve kapatılmış İstanbul’da sokakları aportta bekleyen PKK’lılarla Gezici kalıntısı sol örgütlere teslim edip FETÖ desteğiyle PDY kurmak. Hiç tavsiye edilmez.”

Medyada “yazar” diye pazarlanan bu trollerin mantığı böyle çalışıyor da işin ilginci bu ülkenin İçişleri Bakanı da aynı mantığı yürütüyor neredeyse.

Önceki akşam CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programına çıkan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da “işkilleniyorum” diyerek benzer bir mantık yürütüyordu.

Belli ki İstanbul ve Ankara’nın CHP’li belediye başkanlarının koronavirüs salgını nedeniyle yaptıkları başarılı çalışmalar, yürüttükleri yardım kampanyaları Saray iktidarını hayli rahatsız etmiş.

Bu nedenle olacak, muhalif belediyelerin başlattıkları yardım kampanyalarını bir İçişleri Bakanlığı genelgesiyle engellemeye kalktılar, kamu bankaları bu belediyelerin hesaplarını kapattı ve toplanan paraların bir kısmını bloke etti.

Yoksul halka yardım etmeye çalışan muhalif belediyelerin engellenmesi büyük tepki çekmişti. Belli ki bu engellemeyi savunmak zorunda hissediyorlardı kendilerini. Bu nedenle de televizyon programları üzerinden yaptıklarını haklı çıkarmak istiyorlardı.

CNN Türk’teki program da yandaş kanallar içersinde etkili bir mecra olarak seçilmişti.

Ancak görüntü önceden provası yapılmış bir tiyatro oyununa benziyordu. Ahmet Hakan da programın sunucusu olmaktan çok ekranda “çeşit olsun” diye bulunan bir figürana benziyordu.

Programda açıkça görüldüğü gibi ekrana getirilecek grafikler Ahmet Hakan’ın eline önceden tutuşturulmuştu. Bakan Soylu “Şimdi şunu gösterelim” dedikçe anında grafikler ekrana geliyordu.

CHP’li belediyelerin yardım kampanyalarının niye engellendiğini HDP üzerinden anlatıyordu Bakan Soylu:

“HDP’nin bir belediyesi terörist cenazelerine gidiyorlar mı? Gidiyorlar. HDP’nin bir belediyesi dedi ki, ‘Ben bu gittiğim terörist cenazesinin ailesine yardım yapmak istiyorum ve bağış topluyorum’ dediği andan itibaren topladığı bağışın bir kısmını buraya verdi. Böyle bir devlet olabilir mi?”

İşte tam bu noktada, Bakan Soylu’nun “mesela”sını bir adım öteye taşıyor Ahmet Hakan, hayatının “gasteciliğini” yapıyor. Bakan Soylu’ya soru sormuyor da altı milyon oy almış, TBMM’nin üçüncü büyük partisine yargısız infaz yapıyor:

“İstanbul ve Ankara belediyelerinin yaptıkları bir yardım kampanyası ile bir HDP’li belediyenin teröriste yapacağı bir kampanya aynı kefeye konabilir mi?”

Bu kez Ahmet Hakan’ın bu hamlesini akla hayale gelmedik yerlere taşıyan Bakan Soylu oluyor:

“Yerel hükümetle merkezi hükümet sözlerinin 12 saat arayla bazı kanallarda tesadüfen söylendiğini düşünmüyorum. Bütün bunlar bu özerklikten, federasyondan başlayan ve burada ortaya konulan sürecin devamını başka kişilere ve kurumlara doğru seyredecek hadiselerin tesadüf olduğunu düşünmüyorum.”

Kolaysa bu mantık silsilesini izleyin bakalım. CHP’li belediyelerin yoksul halka yardım için yaptığı kampanyayı engelle, sonra bunu farazi olarak HDP’li bir belediyenin “ölen terörist ailesi için yardım kampanyası”na götür, orada da durma özerkliğe, federasyona kadar git.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da CHP’li belediyelerin yardım kampanyalarını iktidarın engellemesini “Devlet içinde devlet olmanın anlamı yoktur” diye savunuyordu.

Ama diğer yandan AKP’li büyükşehir belediyelerinin yardım kampanyaları tam gaz sürüyordu.

Erdoğan dün AKP’li belediye başkanlarıyla bir toplantı yapıp halka yardım etmelerini istedi ama aynı yardımı hedefleyen muhalif belediyelerinse engellenmesi gerektiği görüşündeydi.

Muhalif belediye başkanlarının randevu talebine haftalardır yanıt vermeyen Erdoğan, dün sadece AKP’li belediye başkanlarıyla yaptığı video konferansta şöyle diyordu:

“Gün siyasi, etnik ve mezhebi ayrılıklarımızı bir yana bırakarak birlikte mücadele etme günüdür. Böyle bir dönemde siyasi rant hesabı yapanları mahşeri vicdan asla unutmayacaktır.”

Koronavirüs insanları öldürürken AKP’li CHP’li, HDP’li, MHP’li ayrımı yapmıyor ama belli ki partili cumhurbaşkanı olarak Erdoğan “AKP’li olan ve AKP’li olmayan” diye bir ayırım yapıyor.

Kendi iktidarının yapamadığını yapan muhalif belediye başkanları engellenirken Erdoğan büyük korkusunu da açığa vurmuş oldu.

Muhalif belediyelerin yardım kampanyalarıyla yoksul insanlara ulaşması AKP iktidarını gerçekten ürküttü. Bu yüzden hem muhalifleri engelledi hem de alternatif bir bağış toplama kampanyası başlattı.

Bu kampanyaya katılarak Erdoğan’ın gözüne girme çabasında olan bürokratlar, yandaş müteahhitler de kendileri için bir gösteriş kampanyası organize ediyorlar. Gönüllü olması gereken bağış kampanyasını zorlama bir “devlet kesintisi”ne dönüştürdüler.

Gelinen nokta da gösteriyor ki, salgına hazırlıksız ve derinleşen bir ekonomik krizde yakalanan Saray iktidarının kimyası bozuldukça akıl ve mantık da bedenini terk ediyor.

YAZARIN TÜM YAZILARI