Suç örgütü lideri Sedat Peker’in yaklaşık bir aydır yaptığı ifşaatları, itirafları, iddiaları Saray iktidarını çok derinden sarsıyor.

İktidar içi güçler birbirlerine cephe açmışlar, ellerindeki kozları kullanacakları zamanı kolluyorlar.

Artık AKP’de büyük bir çözülme olduğu arazide somut olarak çıplak gözle görülebilir bir gerçeğe dönüştü.

Ekonomik çöküntü, işsizlik, yoksulluk, pandemi nedeniyle daha da dayanılmaz bir krize dönüşmüşken ard arda patlayan yolsuzluklara bir de Peker’in ifşaatları eklendi.

17/25 Aralık’ta Erdoğan ailesine kadar uzanan yolsuzluk dosyaları ortalığa saçıldığında toplum bu kadar ağır bir ekonomik krizin kıskacında değildi.

Ancak şimdi yokluğa, yoksulluğa, işsizliğe, pahalılığa bir de suç örgütleri ile iç içe girmiş bir iktidar yapılanması eklenince belli ki seçmen ağır bir fatura kesmeye hazırlanıyor AKP’ye ve ortaklarına.

Bu süreç daha tamamlanmış değil, hatta tam tersi daha da derinleşerek artıyor.

Olacak şey değil ama görünen o ki Peker’in ifşaatları Türkiye-ABD ilişkilerini etkileyecek bir aşamaya kadar geliyor.

Geçtiğimiz pazar günü sekizinci videosunu yayınlayan Peker, önümüzdeki pazar da Erdoğan’la “helalleşeceğini” söylemişti.

Her ifşaatıyla Erdoğan’a bir adım yaklaşan Peker, sonunda “abi”sini direkt karşısına alacaktı.

Ancak önceki gün sürpriz bir açıklama yaptı sosyal medya hesabından Peker:

“Bazı maaşı namusu kadar olan gazeteciler benim bu Pazar Tayyip abiyle helalleşmek için çekeceğim videoyu 14 Haziran’da Sayın Joe Biden ile yapacağı görüşmede Tayyıp abinin elini zayıflatmak için çekeceğimin propagandasını yapmaktalar. Yani bana ajan diyorlar. Tayyip abiyle helalleşme videosunu 14 Haziran sonrasına bırakıyorum ama söz namus çekeceğim. Bu Pazar para alan milletvekilini, pammıköreni ve süslü sülümanı kibrit kutusuna sokacağım.”

Bu üç-beş satırlık mesaj bile Saray iktidarının Türkiye’yi soktuğu bataklığı gayet net anlatıyor.

Birincisi, Peker’in “helalleşeceği” videonun nasıl bir içerikte olacağı tahmin ediliyor ki Biden ile görüşmesinde Erdoğan’ın elini zayıflatmasından korkuluyor?

Ankara-Washington ilişkilerinin kaderi nasıl olur da bir suç örgütü liderinin açıklamalarından etkilenme riski taşır.

İkincisi, mafyanın “10 bin dolar maaşa bağladığı” siyasetçi rezilliği…

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Peker’in ifşaatlarını ve iddialarını yanıtlamak için yaklaşık 15 gün önce çıktığı TRT’deki canlı yayında “Sedat Peker’den ayda 10 bin dolar maaş alan siyasetçi var” demişti.

O gün bugündür muhalefet de bağımsız gazeteciler de bu siyasetçinin ismini öğrenmek için defalarca sordular İçişleri Bakanı Soylu’ya “bu siyasetçi kim” diye.

Ancak Bakan Soylu ısrarla bu siyasetçinin ismini açıklamaktan kaçınıyor.

Aslında Soylu, desteğini alabilmek için Erdoğan’a “aba üstünden iki sopa” göstermişti.

Bu tehditlerden biri “partide yolsuzluk yapan bakanları, bürokratları, milletvekillerini açıklarım” tehdidiydi.

Diğeri ise 17-25 Aralık baskınında oğlunun evinden para sayma makinesi çıkan eski İçişleri Bakanı’nı işaret ederek bu dosyaların henüz kapanmadığını hatırlatmasaydı Erdoğan’a.

Sonuç olarak da Soylu istediği desteği sağlamıştı Erdoğan’dan.

Şimdi bir suç örgütü lideri çıkıp “her ay 10 bin dolar verdiğim siyasetçiyi açıklayacağım” diyor.

Herhalde bir siyasetçinin mafya lideri tarafından maaşa bağlandığını söyleyip adını açıklamayan bir İçişleri Bakanı’na ilk defa tanık oldu Türkiye kamuoyu.

Üçüncüsü, bir mafya liderinin ülkenin İçişleri Bakanı’nı “kibrit kutusuna sokacak kadar küçültmekle” tehdit edebildiği bir düzen kurulmuş tek adam yönetiminde.

Dördüncüsü de, medyanın amiral gemisini Saray adına, Saray’ın kredi desteğiyle satın alan Erdoğan’ın medya patronu “pammıkören”in yani Demirören’in bir mafya lideri tarafından kibrit kutusuna sokulacak kadar küçülmesi.

CHP önceki gün “suç örgütlerinin siyasi, bürokratik ve sivil destekçilerinin ortaya çıkarılması amacıyla” TBMM’ye bir araştırma önergesi sundu.

Önergenin görüşülmesi sırasında CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın yaptığı konuşma Türkiye’nin içine düştüğü durumun hazin bir fotoğrafı gibiydi:

“96’da Susurluk’ta bir kaza olur. 7 Kasım 96’da gensoru verilir. 8 Kasım 96’da Mehmet Ağar istifa eder. 12 Kasım 1996’da Meclis bir komisyon kurar, yargı harekete geçer, komisyon bir rapor hazırlar, devlette kirli ilişkilere bulaşmış bürokratlar ceza alır. Yetersiz ama bir süreç işletilir. Ben eski Türkiye’yi anlatıyorum.”

Eskisi de pek matah olmayan Türkiye’nin yeni halini de anlatır bu konuşmasında Başarır:

“Yeni Türkiye’de ne var? Cezaevinde suç örgütü liderine ziyaret var. Bunlara özel af var. Bu kişiler aftan sonra çıkar mektup yazar. Siyasi parti liderlerini tehdit eder. Bu kişiler miting yapar. Bunlardan bir tanesi Cumhurbaşkanına ‘abi’ der. Bir tanesi İçişleri Bakanına ‘sen benim dönüş biletimdin’ der. Bir bakan, ‘benden önceki bakanların çocuğunun evinden para sayma makinesi çıktı’ der. Mafya liderinden 10 milyon dolar maaş alan siyasetçi var. Bu iddiaları Meclis araştırmak zorunda. Çünkü İçişleri Bakanı çakarlı araç vermiş, koruma vermiş. Bunların miting yapmasına izin veriliyorsa, çakar, koruma veriliyorsa, bu kişiler bakana ‘sen benim dönüş biletimdin’ diyorsa, bunlar vahim değil midir? Bunların araştırılması gerekmez mi? Bu kişiler seçimlerde AKP’ye miting yaparken kahramandı. Ama ne zaman İçişleri Bakanının nasırına bastığı zaman mafya oldu. Binali Yıldırım’ın oğlunun nasırına bastığı zaman mafya oldu. Bize göre iki durumda da bu kişi suç örgütü lideriydi. Bugün ya temiz bir toplum, temiz ve şeffaf devlet için el kaldıracaksınız ya da karanlığa el kaldıracaksınız.”

Tahmin edildiği gibi oldu ve iktidar yanlısı milletvekilleri “karanlığa el kaldırarak”, CHP’nin “suç örgütlerinin siyasi, bürokratik ve sivil destekçilerinin ortaya çıkarılması amacıyla” verdiği önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

Elbette bu kadar ifşaatı, iddiayı ve itirafı karanlıkta bırakan Saray iktidarına siyasi bir maliyeti olacaktı. Nitekim oldu da.

Peker’in ifşaatlarını hatta kendi bakanının iddiasını karanlıkta bırakan Cumhur İttifakı’nın oylarındaki erime geçtiğimiz bir ay içersinde daha da hızlandı.

MetroPOLL Araştırma Başkanı Özer Sencar, “Türkiye’nin Nabzı Mayıs 2021” araştırmasının sonuçlarını “Son bir ayda Millet İttifakı güç kazanmış görünüyor” notuyla paylaştı dün.

Araştırmaya göre seçmenin yüzde 43’ü Millet İttifakı’na, yüzde 38’lik kesim ise Cumhur İttifakı’na daha yakın olduğunu belirtiyor.

Sencar’ın paylaştığı tabloya göre; Nisan’dan Mayıs’a Millet İttifakı 1,9 puan artarken, Cumhur İttifakı 2,7 gerilemiş. İki ittifak arasındaki fark 4,6 puan daha açılmış görünüyor.

Türkiye seçmeni artık suç örgütü liderinin açıklamalarıyla Biden’e karşı eli zayıflayacak olan Erdoğan’ı, mafya karşısında kibrit kutusuna girecek kadar küçülen bakanları, suç örgütlerinin maaşa bağladığı siyasetçileri, önüne geleninin “malına çöken” eski ve yeni güvenlik bürokratlarını daha fazla sırtında taşımak niyetinde değil belli ki!