Saray iktidarı yurttaşlarının zekâsıyla alay eden, aklını aşağılayan yöntemlerle ülkeyi yönetmenin dozunu her geçen gün arttırıyor.

Ülkedeki baskı arttıkça iktidar birbirinden daha da gülünç yöntemlere başvuruyor.

HDP’nin Hakkari ve Edirne’den Ankara’ya geçen ay ortasında yaptığı “Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü”nü engellemek için güzergâhlar üzerinde bulunan valilikler birer birer yasak kararı almıştı.

Edirne’den yola çıkanlar 15 Haziran 2020’de İstanbul’da olacaktı. İstanbul Valiliği bir gece önce “İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisi’nin 14.06.2020 Pazar günü saat 20.00’da Vali Yardımcısı Cemalettin Özdemir başkanlığında olağanüstü” toplandığını duyurarak aldığı kararı açıklıyor:

“Covid-19 salgını nedeniyle HDP’nin yürüyüşü yasak!”

Ne göz yaşartıcı bir durum değil mi! Pazar akşamı, saat 20.00’de toplanıyorlar sırf HDP’nin yürüyüşünü engellemek için.

Kimse yemiyor elbet bu bahaneyi ama iktidarın umurunda değil.

Aradan 15 gün geçiyor, bu kez avukatlar Ankara’da miting yapacaklar 3 Temmuz 2020’de. AKP’nin TBMM’ye sunduğu çoklu baro ve seçim sisteminin değişikliğine ilişkin teklifini protesto edecekler.

Bir gün önce, 2 Temmuz’da (dün) Ankara Valiliği açıklama yapıyor:

“İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu’nun toplantısında Ankara ilinde her türlü toplantı, yürüyüş ve faaliyetlerin 15 gün süreyle kısıtlandığı…”

Yersen! Yiyene de afiyet olsun.

AKP teklifi Meclis’e indirmiş, milletvekilleri sırt sırta, omuz omuza komisyonda görüşmeye başlamış barolarla ilgili teklifi. Bu serbest, corona morona hak götüre. Ancak avukatlar kendileriyle ilgili bu değişikliği “bakanlığın ve bilim kurulunun ilan ettiği sosyal mesafe, maske gibi önlemlere uyulacağını taahhüt ederek” protesto eylemi yapmaya kalkınca “Yasak hemşerim, corona var.”

Aslında eğlenceli memleket. İnsanın katıla katıla gülesi geliyor. Ama gülünecek bu ülkenin yurttaşı olunca insanın boğazında bir yumruk düğümleniyor işte.

Damat bakanın bir çocuğu oluyor. Yani bir kez daha dede oluyor Erdoğan. Ancak densizin biri sosyal medya hesabı üzerinden büyük bir terbiyesizlik yapıyor. Aklı başında herkes bu terbiyesizliği kınıyor elbette. Kınanması da gerek.

Ama “Canan Kaftancıoğlu’na, Başak Demirtaş’a, Nevşin Mengü’ye yapılan terbiyesizliği ne kadar kınadıysan Erdoğan’ın kızına yapılan terbiyesizliği de o kadar kınama hakkın var” dersen bunların çoğu yaya kalır.

Erdoğan da bu olaya tepki gösterirken “Bu millete, ülkeye bu tür mecralar yakışmıyor. Bu tür sosyal medya mecralarının tamamen kaldırılmasını, kontrol edilmesini istiyoruz” diyor.

Devletin Anadolu Ajansı, Erdoğan bu sözünü tırnak içine alıp Tweet atıyor. Ne oluyorsa o sıralarda kısa bir süre sonra ajans bu tweetini siliyor. 

Ardından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan “Sayın Cumhurbaşkanımızın bugün bazı sosyal medya platformları ile ilgili yaptığı açıklamaları bağlamından koparıp çarpıtmaya kalkışanlara bir sözümüz var” diye başlayan bir açıklama geliyor:

“Milletimize ve değerlerimize düşmanlıkta sınır tanımayan bazı kesimlerin yasaklara ve baskılara karşı yıllarca mücadele etmiş Sayın Cumhurbaşkanımızın bu yaklaşımını baskıcı ve yasakçı bir kalıp içersinde sunma çabaları beyhudedir.”

İnanılır gibi değil. Yahu gözümüzle gördük, kulağımızla duyduk. Görüntülü ve sesli kaydı ortalıkta dolaşıyor. Saray da kalkmış yurttaşların aklıyla alay ederek “bağlamından kopartıldı”, “çarpıtıldı” diyor.

Gazeteleri, televizyonları birer birer ele geçirdiler. Son kalan birkaç televizyonun da fişini çekmek amacıyla ceza üzerine ceza veriyorlar, ekranlarını karartıyorlar. Yakında tek muhalif televizyon kanalı ve gazete bırakmayacaklar.

Geriye bir hâkim olamadıkları sosyal medya kalıyor.

Belli ki Erdoğan, “Z kuşağı”nın verdiği YouTube dersine çok kızmış. Elbette kolay değil dünya sosyal medya tarihinde “beğenmeme” rekoru kırmak.

Şimdi, ailesine yapılan çirkin saldırıyı da bahane ederek sosyal medyaya yeni yasaklar getirmeye hazırlanıyor.

Tesadüf eseri dün İfade Özgürlüğü Derneği “Engelli Web / Buz Dağının Görünmeyen Yüzü” başlığıyla bir rapor yayınladı. Yaman Akdeniz ve Ozan Güven tarafından kaleme alınan raporda ilginç veriler var.

2019 sonu itibariyle Türkiye’de 408 bin web sitesine 130 bin URL adresine, yedi bin twitter hesabına 40 bin tweete 10 bin YouTube videosuna, altı binden fazla Facebook içeriğine erişim engellenmiş.

Yine 2019 yılında 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanuna dayanarak erişime engellenen 5 bin 500’den fazla haber adresi (URL) saptanmış. 

Zaten yasaklarla kuşatılmış bir internet ortamını hiç soluk alınamaz hale getirmek Saray’ın hedefi.

Bu niyet aynı zamanda toplumun genç, dinamik, eğitimli tüm kesimlerini karşılarına almayı göze aldıklarını gösteriyor.

Zaten oyları düştükçe, büyük beceriksizlik örnekleri verilerek ülkeyi yönetemedikçe Saray toplumun çok farklı kesimlerinin üzerine buldozerle gidiyor.

Kürtleri gözaltı, tutuklama ve ağır hapis cezaları kuşatmasına alarak siyaset yapamaz hale getiriyor. Gençleri salgına rağmen tarih değiştire değiştire üniversite sınavına sokarak geleceklerini tehlikeye atıyor.

Şimdi sıra yargıda teslim alamadığı üçüncü ayağa, barolara operasyon çekiyor. Sırada diğer meslek odaları da var.

Kısa süre sonra işçilerin, emekçilerin kıdem tazminatlarına el atacak. İşçileri, emekçileri ayaklandıracak Saray iktidarı.

Bütün bunlar da gösteriyor ki Saray iktidarı “şimdilik” erken ya da vaktinde yapılacak seçimlerden umudunu kesmiş.

Sosyal medyayı cendereye alarak insanların bilgiye, habere, gerçeklere ulaşmasını engelleyip yapılan zulümden, hırsızlıklardan, yolsuzluklardan, akraba kayırmacılığından haberi olmayan; görmeyen, duymayan, konuşmayan aptal bir toplum yaratmayı hedefliyorlar.

Ama bunlar yetmez. Oldu olacak hazır başlamışken interneti tümüyle kapat, sonra da “Burası muz cumhuriyeti değil”, “Burası çadır devleti değil” diye diye ortalıkta dolaş.

Haydi, Reis; çek fişi, bitir işi!