İktidara ya da muhalefete yakın anket şirketlerinden gelen kamuoyu araştırmaları hep aynı gerçeği işaret ediyor; Cumhur İttifakı erken ya da zamanında yapılacak seçimleri kazanma ihtimalinden her geçen gün uzaklaşıyor.

Saray’da yaşanan iktidarı kaybetme korkusu tüm topluma yeni bir gerilim kaynağı olarak halka halka yayılıyor.

İktidar mahfillerinde, seçimlerin kaybedilmesi durumunda meydana gelecek hasarlar şimdiden tartışılmaya başlandı bile.

Saray’ın kalemşorları “kaybedersek bizi yargılarlar” demeye çoktan başladılar.

Bu nedenle bürokratlarından siyasi kadrolarına, yandaşlarına kadar iktidarı oluşturan unsurları denetlemek, yönlendirmek, dediğini yaptırmak giderek güçleşiyor.

Erdoğan da iktidarda belirginleşen “yönetememe halini” gidermek için 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanlığını kazanacakları, Meclis’e ezici bir çoğunlukla girecekleri gazını veriyor yandaşlarına.

Bu arada da önümüzdeki seçimde iktidarı yitirme olasılığını tersine çevirmek için hamle üstüne hamle yapıyor.

Erdoğan’ın attığı adımlara bakınca durumu lehine çevirmek için yapacağı hamleler de netleşmiş görünüyor; Cumhur İttifakı’na yeni katılımlar sağlamak, Millet İttifakı’nı da dağıtmak.

Amaçlanan hedefe varmak için de “terörle mücadele”yi; iktidarın bütün yolsuzluklarının, soygunlarının, yağmasının, liyakatsizliğinin, yarattığı ekonomik çöküntünün, halkın yokluktan ve yoksulluktan kıvranmasının, hukuksuzluğun, adaletsizliğin üzerine örtülecek koskocaman bir bayrak gibi kullanmak.

Cumhur İttifakı’nın dayandığı tabanı genişletmek için HÜDAPAR’dan Saadet Partisi’nin “ak saçlılarından” Oğuzhan Asiltürk’e, BBP’den DSP’ye kadar yelpazesi geniş bir görüşme trafiği başlattı.

Belli ki Erdoğan geçen dönem “beka” üzerine kurduğu seçim stratejisini önümüzdeki süreçte “terörle mücadele” zamkına dayandıracak.

“Terörle mücadele” üzerinden en geniş ittifakı hedefleyecek.

Nitekim Asiltürk görüşmesiyle ilgili açıklamasında “terörle mücadelede her türlü desteğin bizim yanımızda olması lazım” diyordu.

Muhalefet bloğunu dağıtmak için de elinde kalan tek silahı, “terör” sopasını kullanacak Erdoğan.

İlk hedefi elbette sürecin kilit partisine dönüşen HDP’ydi. Giderek artan bir şiddetle HDP’nin üzerine yürümeyi sürdürüyor.

İktidarın HDP’ye dönük saldırılarının zirvesi de son olarak hazırlanan Kobane olayları iddianamesi oldu.

Önümüzdeki süreçte daha çok HDP’li milletvekilinin cezaevine atılması, partinin dışarıda kalan son kadrolarının şafak operasyonlarıyla gözaltına alınıp tutuklanması sürpriz olmayacaktır.

Ancak bu süreçte belli ki iktidar ortağı MHP lideri Bahçeli ile aynı görüşü paylaşmıyor Erdoğan.

Saray, HDP’yi sahadan silerek etkisizleştirmek, çökertmek isterken, ortağı MHP partinin tümüyle kapatılmasını savunuyor.

Hatta Bahçeli’nin bu konuda dolaylı da olsa Erdoğan’ı tehdit ettiği de söylenebilir.

Kobane olayları iddianamesinden sonra Bahçeli anayasayı da çiğneyerek hemen yargıya kapatma davası açılması için çağrı yaptı.

Hatta Saray’ın kontrolündeki yargının harekete geçmemesi durumunda kendisinin kısa bir süre içersinde Siyasi Partiler Kanunu’na dayanarak HDP’nin kapatılması için başvuru yapacağını açıkladı.

Belli ki Erdoğan elinde kalan son muhafazakar Kürt oylarını da kaybetmemek için HDP’nin kapatılması gibi bir mağduriyet yaratmak yerine, partinin yöneticilerini, kadrolarını tek tek avlayarak etkisizleştirme yöntemini tercih ediyor.

Bir yandan HDP’yi sahadan silmek için hamle üstüne hamle yaparken, diğer yandan da aynı “terör” sopasını kullanarak Millet İttifakı’nı parçalarına ayırmayı hedefliyor.

Bu nedenle İstanbul’da seçim kaybetmesinin en etkin aktörlerinden biri olan CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu “DHKP-C militanı” olmakla suçluyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Erdoğan’ın ayak izlerini takip ederek el büyütüyor, Kaftancıoğlu’nu “terör örgütlerinin soytarısı” ilan ediyor:

“CHP İstanbul İl Başkanı DHKP-C, PKK/KCK ve MLKP terör örgütlerinin elamanıdır.”

İktidarın diğer ortağı Bahçeli de Millet İttifakı’nın bileşenleri CHP ve İYİ Parti’nin HDP’nin kapatılmasına karşı çıkmasını tehditle engellemek istiyor:

“CHP’nin, İYİ Parti’nin itirazları suç ve suçluyu koruma mahiyetindedir. Bunun yanında teröre yardım ve yataklık olarak da ayrıca ele alınmalıdır… Zalimlerin ve Türkiye düşmanlarının yeminli sözcüsü olan Kılıçdaroğlu, FETÖ’ye, PKK’ya, MLKP’ye, DHKP-C’ye tutunmaktan, bu hain örgütlerle yol yürümekten derhal vazgeçmeli, teröristlerle bağını kesmelidir… İYİ Parti başkanının da heyecanla rezervini yaptığı Demirtaş ile kahvaltı programını meçhul bir tarihe erteleyip masa edebiyatına son vermesi eve dönüş yolunda kendisini bihakkın rahatlatacaktır.”

Türkiye insanlarına yalanlarla, hilelerle dayattıkları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube rejimi korumak ve iktidarlarını sürdürmek için belli ki her şeyi göze almış bir iktidar kadrosu var.

Muhalefetin, ülkeye giydirilen bu deli gömleğinden kurtulmak için bir araya gelmesi de iktidar bloğunun en büyük korkusu.

Bu nedenle Bahçeli, Erdoğan’ı da mahkum ettiği bu ucube rejime karşı çıkan herkesi “terörist”likle suçlama aşamasına gelmiş:

“Yeniden parlamenter sisteme dönme sözüyle insanların tahrik edilmesinin ayrıca sokak çağrılarına malzeme yapılmasını CHP, HDP, İP, SP, GP ve DEVA partilerinin ortak söylemi olarak devam ettirildiği görülmektedir.”

Erdoğan ve Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın ortakları olarak ülkede yarattıkları çürümenin, pisliğin, çöküntünün sürmesi için “terör”ü bir sopa olarak kullanarak, üzerini kocaman bir “terörle mücadele” bayrağıyla örtmek istiyorlar.

Belli ki iktidarlarını sürdürebilmek için her şeyi göze almışlar. Bahçeli de bunu itiraf etmekten çekinmiyor:

“Neye mal olursa olsun Cumhur İttifakı sonuna kadar yaşayacaktır.”

İktidarlarını sürdürebilmek için Türkiye’yi bile gözden çıkarmışlar anlaşılan.

Bu nedenle Erdoğan’ın daha çok “terör”e, “terörist”e ihtiyacı var.