İlk fırsatta seçime gidecekler; ama göze alabilirlerse!



Artı Gerçek

AKP-MHP ittifakı baskın ya da erken seçim zeminini sonuna kadar zorlayacak. Bu zemini sağlamak için girişilecek daha büyük provokasyonlara hazırlıklı olmak gerekiyor.


Yeni rejimin getirilmesine ön ayak olanlar, üzerinden daha iki yıl bile geçmeden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin (CHS) iflasını ilan edip sürdürülebilirliğini tartışmaya başladı.

Yalan üzerine kurulu bir kampanyayla halkın yaklaşık yüzde 50’sinin tartışmalı desteğiyle, dünyada benzeri olmayan ucube bir “başkanlık” sistemini zaten demokrasi fukarası bir rejimin üzerine deli gömleği gibi giydirdiler.

Ne dedilerse tam tersi oldu.

Güçler ayrılığı daha da güçlenecekti sözüm ona. Ama güçlenmek bir yana tüm yetkiler tek bir adama bağlandı. Yasamanın, yürütmenin, yargının göreli bağımsızlığı da tümüyle ortadan kalktı.

“Daha güçlü parlamento” yalanını söylediler kampanya boyunca. Bırakın güçlenmesini, artık yasalardan çok kararnamelerle yönetilen bir düzen kurdular. Parlamentoyu göstermelik hale getirdiler.

“Daha bağımsız yargı” vaat ettiler. Saray’dan talimat almadan karar veremeyen bir yargı düzeni kurdular. 

“Bu sistemle koalisyonlar dönemi sona erecek” dediler. Onun da tam tersi oldu. Bırakın seçimden sonra koalisyon kurulmasını, artık seçimden önce partilerin ittifak yapmasını zorunlu kılan bir sistem yarattılar.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle “Türkiye uçacak” dediler. Uçan dolar oldu. CHS’ye geçilen Haziran 2018’de 4.70 TL olan dolar bugünlerde 6.80 TL’den işlem görüyor.

CHS döneminde Türkiye’nin ulusal geliri de dokuz bin dolarlara kadar düştü.

2013’de 12 bin doların üzerini gören kişi başına düşen ulusal gelirin 10 bin doların altına düşmesiyle yoksullar daha fazla yoksullaştı, zaten bozuk olan gelir dağılımı adaleti toplum kesimleri arasında daha büyük uçuruma dönüştü.

Bu ucube sistemin Türkiye insanlarına dayatılmasına önayak olanların başında gelen MHP lideri Devlet Bahçeli de artık mevcut sistemin sürdürülebilirliğine güveni sarsılmış olacak ki önceki gün “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devamını mümkün kılacak bazı reformların acilen çıkarılması gerektiği inancındayız” dedi.

Elbette Bahçeli’nin sistemin aksayan yönlerini ülke yararına düzeltmek gibi kutsal bir amacın peşinde olduğunu düşünmek safdillik olur.

Bahçeli’nin reformdan anladığı, AKP-MHP ittifakının iktidarı sürekli elinde tutacağı bir siyasi partiler kanunu ve seçim sistemi oluşturmaktan ibaret.

İktidar cephesinde paniğe yol açan açıklama CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ndan geldi. Olası bir baskın ya da erken genel seçime katılabilmeleri için gerekirse Gelecek ve DEVA partilerine milletvekili desteği vereceklerini söyledi CHP lideri.

Amaç, geçen seçimde İYİ Parti örneğinde olduğu gibi CHP’nin milletvekili desteği vererek Gelecek ve DEVA partilerinin seçime girmesinin önünü kesmek.

Aslında Kılıçdaroğlu bu açıklamasıyla AKP-MHP ittifakının Babacan ve Davutoğlu’nun katılamayacağı ani bir baskın seçime gitme hesaplarına da suçüstü yapmış oldu.

İktidar ittifakı her geçen gün artan ve artık gözle görünür bir tsunamiye dönüşecek ekonomik kriz nedeniyle “ne kadar erken seçime gidersek o kadar iyi” hesabı yapıyor. İşler daha da kötüleşmeden bir an önce seçime gidip bir üç-beş yıllık daha parkur kazanma peşindeler.

Ancak iktidarda kalmak için ekonomik krizin getirdiği bu hamleyi yapmak için siyasi ortam hiç de uygun değil.

Gelen anket sonuçlarına göre AKP-MHP ittifakı yüzde 50’nin altında. Artık AKP’nin kaybettiği oylar MHP’ye giderek sonuç itibariyle ittifakın içinde kalmıyor. İttifakın dışına, DEVA ve Gelecek partilerine doğru bir seçmen akışkanlığı var.

Belli ki Erdoğan, AKP içinden çıkan yeni partileri kendi iktidarı için bir tehdit olarak görüyor. Çünkü direkt olarak Erdoğan’ı karşılarına almasalar da Babacan iktidarın ekonomik yanlışlarını, Davutoğlu da siyasi yanlışlarını her an ifşa etmeye hazır tanıklar. 

Bu da Erdoğan’ın paniklemesine yol açıyor. Bu panikle olsa gerek Babacan’ın bir YouTube kanalında ekonomiye ilişkin sözlerine öfkeyle yanıt verdi Erdoğan:

“Düşünün, başbakanlığım döneminde görev verdiğim bazı kişiler, şimdi farklı bir şekilde bize saldırıyor. Yahu sen bakansın, atılan bir adımda başbakanın onayı olmadan sen o adımı atabilir misin? Şimdi nasıl oluyor da o işleri, ‘Ben, ben, ben…’ Ne beni yahu? Bir başbakan onay vermeyecek, sen kalkacaksın, adım atacaksın; bunu kime yutturuyorsun. Böyle kalkıp YouTube’larda topladığınız adamlarla netice almanız mümkün değil.”

Bu koşullarda seçime gidilmesi durumunda “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devamının mümkün olmadığını” gören Bahçeli bir dizi yasada değişiklik yapılarak DEVA ve Gelecek partilerinin baskın ya da erken bir seçime katılmalarının önünü kesmek istiyor.

Ancak AKP’nin bu öneriye ikircikli bir yaklaşımı var. Yasal değişiklikler için düğmeye basıldığı anda parti değiştirmek için hazır bekleyen en az 40 AKP’li vekilin istifa etmesinden, iktidarın parlamentoda azınlığa düşmesinden korkuyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun seçime girmeleri için milletvekili desteğinde bulunabileceği açıklamasına Babacan’ın “gerek yok” karşılığını vermesi de AKP’nin bu endişesinde haksız olmadığını gösteriyor.

Bütün bunlara karşın Erdoğan iktidarı bir an önce seçime gidebilmek için siyasal koşulları sonuna kadar zorluyor. HDP üzerindeki baskılar artarak sürüyor. Artık CHP’yi de siyasi tuzakların içine çekme, provokasyon yapma noktasına geldi. 

Adana’da CHP’ye dönük saldırı tutmadı. İzmir’de ezan üzerinden yapılan provokasyon kamuoyunda inandırıcı bulunmadı, seçmende gereken karşılığı görmedi.

Ama Erdoğan seçim zeminini yoklamak, Saray’ın lehine çevirmek için her yola başvuruyor. Bayramdan sonra partisinin örgütlerini sahaya süreceğinin işaretini bayramın ilk günü yaptığı konuşmada verdi:

“Hemen yarından tezi yok bir gönül seferberliği başlatıyoruz. Sokağa çıkma kısıtlaması günlerinde telefonla ulaşarak, çarşambadan itibaren de bizzat sahaya inerek, milletimize gidecek, kendimizi anlatacak, onun da derdini dinleyeceğiz.”

Görünen o ki AKP-MHP ittifakı baskın ya da erken seçim zeminini sonuna kadar zorlayacak. 

Ekonomi daha da beter hale gelmeden iktidar parkurunu birkaç yıl daha uzatmak istiyorlar.

Ancak siyasi zemin buna pek izin vermiyor. Kaybetme riskleri büyük. Bu zemini sağlamak için girişilecek daha büyük provokasyonlara, daha da baskıcı yöntemlere hazırlıklı olmak gerekiyor.

AKP-MHP ittifakı ilk fırsatta seçime gidecek; ama göze alabilirlerse! Bu durumda daha ürkütücü bir soru kalıyor geriye; ya seçime gitmeyi göze alamazlarsa!
 

YAZARIN TÜM YAZILARI