Siyasal İslamcıların en net karakteristik özelliği AKP iktidarının şahsında daha da belirginleşiyor; ne söylerlerse tam tersini yapıyorlar, ne yaparlarsa tam tersini söylüyorlar.

Ülkeyi; hak, hukuk, adalet açısından yaşanmaz hale getirdiler.

Erdoğan çıkıp 19 yıllık iktidarının sonunda “İnsan Hakları Eylem Planı” açıklıyor.

Sanki yarın iktidara gelecek bir muhalefet partisinin seçim vaatleri gibi…

Pandemi sürecinde daha da derinleşen ekonomik kriz insanları yokluğa, açlığa, hatta intihara sürüklerken, Erdoğan alay eder gibi “Ekonomi Reformu”yla çıkıyor halkın karşısına.

Aslında gerek İnsan Hakları Eylem Planı, gerekse de Ekonomi Reformu paketi 2002 yılından bu yana ülkeyi yöneten Erdoğan iktidarının apaçık itirafnamesidir.

“Adalette de, hakta da, hukukta da, ekonomide de biz bu işi beceremedik” diyecek yerde, başarısızlıklarını reform paketine dönüştürüp halkı bir daha kandırmaya kalkan, anlatacak bir hikâyesi kalmamış iktidarın son çırpınışlarıdır.

Yakında Erdoğan, “Uluslararası İlişkilerde Yeni Ufuklar Reform Paketi”ni açıklarsa hiç şaşırmamak gerek.

Çünkü sadece içeride insan haklarında, ekonomide değil dış politikada da büyük bir başarısızlığın hüsranını yaşıyor AKP iktidarı.

Suriye’de cihatçı çetelerle birlikte saplandığı bataklıktan kurtulmak için bir Rusya-İran eksenine dönüyor, bir ABD-AB eksenine.

ABD’ye blöf yapmak, yeni müttefiklikler kurmak için Rusya’dan milyarlarca dolar ödeyerek aldığı S-400’leri koyacak yer bulamıyorlar şimdi; bir “Girit modeli gibi bir adaya mı gömsek” diyorlar, bir “Azerbaycan’a mı versek” diye kıvranıyorlar.

Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatan, Libya çöllerinde kurulan hayaller de yalan oldu.

Şimdi, İhvancı bir tutumla tavır aldığı Mısır’la ilişkilerini düzeltmek için büyük bir “U” dönüşü yapıp “darbeci” dediği Sisi ile aynı masaya oturmak için bütün söylediklerini yalayıp yutmaya hazırlanıyor.

Suriye’de, Doğu Akdeniz’de, Libya’da “oyun kurucu” olmaya heves etti Erdoğan.

Ancak bu proje Erdoğan’ın uzağı göremeyen anlayışı nedeniyle başarısızlığa uğrayınca “oyun kurucu” olmak yerine “oyun bozuculuk” yöntemini seçti Ankara.

Ama artık değil “oyun kurucu” olmak, coğrafi konumundan kaynaklanan “oyun bozucu” bir güç olarak bölgede kalma avantajını da giderek yitirmektedir.

Kendisini destekleyenleri konsolide etme, muhalefeti “milli çıkarlar” uğruna kendi arkasında hizalayarak iç politikada etkisizleştirme oyununun da sonuna geldi Erdoğan.

En büyük kırılmayı ve yenilgiyi de Irak Kürdistan’ında PKK üssü olan Gare’ye yaptığı operasyonun tam anlamıyla bir fiyaskoya dönüşmesiyle yaşadı.

Yakın zamana kadar başına “milli” sözcüğü ekleyerek muhalefeti dümen suyuna sokan Erdoğan; karşısında hizaya giren değil, hesap soran bir parlamento muhalefeti buldu.

Erdoğan, son süreçte siyasette ikinci yenilgisini de HDP’lilerin fezlekesini bir koz olarak TBMM’ye sürünce yaşadı.

CHP’nin, HDP’lilerin fezlekelerine “hayır” diyeceğini açıklaması, İYİ Parti’nin içindeki bazı çatlak seslere rağmen gözü kapalı “evet” demeyeceğinin anlaşılması iktidar partisini ve bağlaşıklarını şaşkına çevirdi.

Oysa karşısındaki muhalefet bloğunu HDP üzerinden bölme, parçalama oyununu başarıyla sahneleyeceğini umuyordu Erdoğan.

Hukuki olmaktan çok uzak, siyasi bir oyuna sıvanmıştı AKP-MHP iktidarı. Sözcüleri de bu tutumlarını gizlemiyorlardı.

AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan, “HDP hem siyasi hem de hukuki olarak kapanacaktır” derken bu oyundaki gizli hesaplarını açık ediyordu.

Daha dün Danıştay’ın Öğrenci Andı ile ilgili kararını eleştiren Saray’ın küçük ortağı Bahçeli “HDP’li bölücülerin fezlekelerinin TBMM’ye gönderilip milli dayanışma şuurunun çelikleştiği bugünlerde” diye cümle kurarak şecaat arzederken sirkatini söylüyordu.

AKP-MHP iktidarı artık iç politikada da oyun kuramıyor.

Halka anlatacak, kitleleri peşinden sürükleyecek hikâyeler yaratamıyor, yaptığı “başarı hiâyesi” imalatlarına kendi seçmenlerinin önemli bir bölümü bile ağzıyla gülmüyor.

Oyun kurucu olamayınca iç politikada da oyun bozucu olmayı denedi. Ancak onu da tutturamadı.

Herkes doğal olarak “şimdi ne çılgınlık yapacaklar” diye endişe içinde düşünüyor.

Geçtiğimiz hafta Gazeteci Said Sefa kendi Youtube kanalı üzerinden sağlam kaynaklarına dayandırdığını söylediği bir iddia attı ortaya.

Sefa’ya göre İYİ Parti’nin önemli isimlerine suikast yapılacaktı ve HDP ile İYİ Parti’yi karşı karşıya getirmek için bu suikast PKK’nin üzerine atılacaktı.

Kimileri çok ciddiye aldı bu bilgiyi, kimileri de “uçuk bir senaryo” olarak değerlendirdi.

İşin ilginci birkaç gün sonra yaptığı grup toplantısında Sefa’nın iddiasıyla bağlantı kurulabilecek bir konuşma yaptı Akşener:

“Ölsem de, öldürülsem de, tehdit edilsem de, tek kişi kalsam da bu mücadeleden dönersem namerdim, namussuzum, şerefsizim.”

Saray’ın tüm tezgâhlarına karşın “güçlendirilmiş parlamenter sistem” temel düsturunda bir araya gelen muhalefetin birlikteliği şu ana kadar bozulamadı.

Akşener kasaba kasaba geziyor. CHP’liler bu coğrafyanın farklı bölgelerinde halkla buluşuyor, sorunlarını aktarıyor. Davutoğlu ve Babacan da artık sahaya çıkmaya başladı.

Erdoğan’ın en büyük umudu Akşener’in İYİ Parti’sini Cumhur İttifakı’na dahil etmekti.

Neyse ki Bahçeli’nin ve MHP’nin biraz da belden aşağı saldırıları sonucu Akşener’in Cumhur İttifakı’na giden bütün yolları kapatıldı.

Belki de Bahçeli ve yandaşları bu yolu kapatmak, Erdoğan’ın sırf kendilerine muhtaç kalmasını sağlamak için bu yola başvurdular.

Sonuç olarak Erdoğan, MHP dışında henüz taze bir güç devşiremedi Cumhur İttifakı’na.

Saadet Partisi üzerinde oynadığı oyun bile şimdilik bozulmuş görülüyor.

Muhalefet partileri ise sadece araziye çıkmakla kalmıyor, parti liderleri sürekli birbirlerini ziyaret ediyor, ortak açıklamalar yapıyorlar.

Bu fotoğrafta HDP’nin olmaması için konulan ambargo da bazı muhalefet liderlerinin çabalarıyla yavaş yavaş kaldırılıyor.

Son bir haftada dört araştırma şirketi, “bu Pazar seçim olsa” anketlerinin sonuçlarını açıkladı; MetroPoll, Avrasya, Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi ve İstanbul Ekonomi Araştırmaları Merkezi…

Dört araştırma şirketinin yaptığı ankette de Cumhur İttifakı yüzde 45’in altında görülüyor.

Hepsinde de MHP baraj altında çıkıyor, HDP de barajın üzerinde…

Dört anket çalışmasının ortak noktası da AKP ve MHP’nin oylarının eridiği yönünde.

Hatta bazı anketlerde kararsızlar dağıtılmadan önce AKP’nin oy oranı yüzde 30’un altında çıkıyor.

Yine anketlerin ortak sonuçlarından biri de Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’li iki belediye başkanının; Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun Erdoğan’dan daha fazla oy almaları.

Düşen sadece AKP-MHP iktidarının oyları değil. Uluslararası alanda Türkiye hayatın her alanında hızla itibar kaybeden, küme düşen bir ülke görüntüsünde.

Küresel Kamu Politikası Enstitüsü’nün Akademik Özgürlük Endeksi Raporu’na göre Türkiye, 144 ülke arasında 135. sıraya düşmüş.

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun raporuna göre Türkiye, dünyanın en büyük gazeteci cezaevi. Rapora göre en az 67 medya çalışanının cezaevinde bulunduğu ülke olarak Türkiye dünya birincisi. İkinci sırada 23 gazeteciyle Çin, üçüncü sırada 20 gazeteciyle Mısır geliyor.

Freedom House’un raporuna göre son 10 yıl içinde toplam 31 puan kaybeden Türkiye, Afrika ülkesi Mali’den sonra dünyada özgürlüklerin en çok gerilediği ülke konumunda. Türkiye, 195 ülkenin bulunduğu özgürlük sıralamasında 146. olmuş.

Dünya Sefalet Endeksi’nde de Türkiye’nin durumu her yıl daha da kötüye gidiyor. Sefalet endeksinde Arjantin, İran, Brezilya gibi ülkelerden sonra beşinci sırada geliyor Türkiye. Güney Afrika, Nijerya, Nikaragua ve Pakistan gibi ülkelerde yaşayanlardan bile daha “sefil” durumda Türkiye insanı.

İşte Saray saltanatının, AKP-MHP iktidarının gerek uluslararası ilişkilerde, gerek dünya gelişmişlik ölçütlerinde, gerekse de iç politikada Türkiye’yi getirdiği “sefil” durum bu.

Hiç de inandırıcılığı olmayan “İnsan Hakları Eylem Planı” ile “Ekonomi Reformu” aldatmacaları ile Saray iktidarının varacağı bir yer kalmadı.

Hiçbir inandırıcılığı kalmadı. Artık halka anlatacak bir başarı hikâyesi yok. Gönüllü bir rıza üretimini başaramadığı için zorla, baskıyla halkı sindirmek, büyük bir korku iktidarı yaratmak istiyor.

Bu çıplak gerçeği görenlerin sayısı da her geçen gün artıyor.

Uluslararası ilişkilerde olduğu gibi iç politikada da artık Erdoğan oyun kurucu değil. Hatta oyun bozucu bile olamıyor. Çünkü Erdoğan ve avanesinin oyunu bozuldu.

İktidardan gitmesi için bu gerek şarttır ama asla yeter şart değildir.