Yokluktan, yoksulluktan, işsizlikten kırılıyor insanlar; açlık kapıya dayanmış.

Pandemi gemi azıya almış, kontrolden çıkmış, her gün 10 binlerce vaka, birkaç yüz ölü var.

İşte bu durumdaki ülkede en hararetle tartışılan konu ne biliyor musunuz; “Amiralin emeklisinden mi korkmalı yoksa sarıklısından mı?”

Bunu tartışıyoruz çünkü AKP iktidarı buluttan darbe kapıyor; daha doğrusu kapmak işine geliyor.

Son “darbe kaptıkları” olay da artık beylik tabancasından başka silahı olmayan 104 emekli amiralin Montrö içerikli bildirileri oldu.

Metnin hiçbir satırında talebi ya da teşviki olmadığı için mecburen “darbe imalı bildiri” diyorlar ama yine de müthiş bir azimle halka “askeri darbe geliyor” korkusu yaymaya çabalıyorlar.

Bunun için birbirinden komik iki gerekçeye sarılıyorlar.

Birincisi 104 amiralin bildirisindeki hitap cümlesi. Metin “Yüce Türk Milleti” diye başlıyormuş, bu da darbe diliymiş.

İkincisi de bildirinin gece yarısı yayınlanması. Yahu bu bildiri gece yarısı sokağa çıkan tank, Meclis’i bombalayan F-16 değil ki, gece yayınlansa ne olur, sabah yayınlansa ne fark eder. Ancak iletişim tekniği üzerinden eleştirilebilir.

Bir de 104 generalin bütün sicillerini taramışlar. Dördünün CHP üyesi olduğunu saptamışlar. Yani oran yüzde dördün bile altında.

Bu da yetmediği için sadece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda olan üyelik kayıtlarından hangisinin eşinin, oğlunun, kızının, kardeşinin, yeğeninin CHP üyesi olduğunu bulmuşlar.

Önce AKP’li Cumhurbaşkanı kürsüden Saray medyasına verdiği talimatı açık ediyor:

“Şu anda bu 104 kişinin içersinde bizzat CHP’nin üyesi olan, karısı, yeğeni, oğlu şusu busu olanlar var. Siz, bunları da yakın zamanda yazılı ve görsel medyada göreceksiniz ve bu işin merkezinde ana muhalefet partisinin ta kendisi var.”

Kısa bir süre sonra talimatı yerine getiriyor Saray medyası; servis edilen listeyi çarşaf çarşaf yayınlıyor.

Emekli dört amiralin yanı sıra 18 emekli amiralin CHP üyesi olan yakınlarının isimleri de teşhir ediliyor.

Ortada bir “suç” olsa bile bu yapılanla “suçun şahsiliği” ilkesi önce Saray iktidarı sonra da medyası tarafından ayaklar altına alınıyor.

Öyle büyük tepki çekiyor ki bu girişim, sonunda bazıları yayından kaldırmak zorunda kalıyor, bazıları özür diliyor insan aklıyla alay eden mazeretlerle.

Hiçbiri de “Saray elimize verdi listeyi, ‘yayınla’ dedi, biz de emir kulu olarak yayına verdik” diyemiyor elbette.

Oyları yüzde 45’lerin altına inen AKP-MHP iktidarı ekmeğini hala daha yedikleri bir 15 Temmuz başarısız darbe girişimi peşindeler.

Saray iktidarı oyları eridikçe daha çok darbeye ihtiyaç duyuyor, daha çok “sahte darbe” üretmeye çabalıyor çaresizlikten.

Yaklaşık son bir yılda tahminen bu Saray’ın dördüncü “sahte darbe” üretme teşebbüsü oluyor.

15 Temmuz için “Bize Allah’ın bir lütfu” demişlerdi, belli ki şimdi de şiddetli ihtiyaçtan dolayı yeni bir lütuf peşindeler; Allah’tan gelmese de muhalif kullardan bir lütuf çıkarma ihtiyacındalar.

Bir yıldan az sürede Canan Kaftancıoğlu’nun, Özgür Özel’in açıklamalarından, Ragıp Zarakolu’nun bir yazısından “nem kapıp” ortalığı ayaklandırmaya çalışmışlardı “Bize karşı darbe çağrısı yapılıyor” diye.

Oysa Kaftancıoğlu sadece “Önümüzdeki süreçte bir erken seçimle veya başka bir şekilde… İktidar değişikliği değil bir sistem değişikliğine gidişatı görüyorum ve böyle olacaktır” demişti.

Bu cümledeki “bir başka şekilde” sözünün üzerinden günlerce darbe teorileri ürettiler.

Özgür Özel de sadece “Saray rejiminin, Saray düzeninin sonu geliyor” tespitinde bulunmuştu.

Hemen yaygaraya başladılar “Darbe yapıp iktidarı yıkacaklar” diye.

Bir sonraki “sahte darbe” imalatını Ragıp Zarakolu’nun bir yazısı üzerinden yapmaya kalkıştılar.

Zarakolu, hem Artı Gerçek’te hem de Evrensel’de yayınlanan yazısında Menderes’in DP’sinden Demirel’e, oradan Erdoğan’a uzanan süreçte otoriterleşmeyi yapısal ve Türk-İslam sentezine dayanan bir temel üzerine oturtma çabalarını irdeliyordu.

Ancak Artı Gerçek’te bu yazı Menderes ile Erdoğan’ın fotoğraflarıyla yayınlanmıştı.

Hele bir de bu iki fotoğrafın altında yazının başlığı “Makus Kaderden Kaçış Yok” olunca “Erdoğan’ı Menderes gibi devirmek için çağrı yapıyorlar” diye yeri göğü inlettiler.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Artı Gerçek ve Evrensel hakkında suç duyurusunda bulundu. İki yayın kuruluşuna da  “darbe mesajı vererek anayasal düzeni hedef almak” suçlamasıyla soruşturma açıldı.

Oysa Zarakolu’nun yazısında değil “darbe”nin “d”si, en küçük bir iması bile yoktu.

Ama Saray, iki fotoğraf bir başlıktan darbe imal etmeye çalışmıştı.

Saray rejimi yine “Allah’ın bir lütfu”na çok ihtiyacı olan günlerde aradığı “sahte darbe”yi yurt içinde bulamayınca yurt dışında yani “dış mihraklar”da aramaya başladı.

ABD’deki 3 Kasım seçimlerinden hemen önce o sırada Demokratların adayı olan Biden’ın Türkiye’yle ilgili bir açıklamasına “mal bulmuş” gibi dört elle sarılmışlardı.

Saray sözcüleri bol gazlı milliyetçilik sosuna yatırılmış bir anti emperyalist kahramanlık hikayesi çıkartarak yine “darbe mağduru” taklidi yapıyorlardı.

Saray’ın darbe çıkartmaya çalıştığı Biden’ın NYT’da yayınlanan demeci şöyleydi:

“Erdoğan bir otokrattır, yapmamız gerektiğini düşündüğüm şey, ona karşı çok farklı bir yaklaşım benimsemek ve muhalif liderleri desteklediğimizi açıkça ortaya koymak. Erdoğan’ı mağlup edin. Darbeyle değil, seçim süreciyle.”

İyi de Biden bu sözleri Saray iktidarının “dış güçler darbe yapacak” diye yaygara koparmasından tam yedi ay önce, daha ABD Başkanlığına aday bile değilken söylemiş.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu haklı olarak sormuştu:

“Yedi ay önce yapılan açıklama ortada dururken bu ülkenin cumhurbaşkanı kimdi? Bu ülkenin Saray’ında kim oturuyordu? Dışişleri Bakanı kimdi? Hadi bütün bunlardan vazgeçtim. Perguleci Fahrettin neredeydi? Yedi aydır tepki vermediler. Neden şimdi tepki veriyorlar?”

Ama gözler bir kere “bize darbe lazım” diye dönmüş ya…

Saray’ın küçük ortağı Devlet Bahçeli bu soru üzerinden müthiş bir sonuca varmıştı:

“Biden’ın konuşmasının zamanlamasını sorgulayanlar başta CHP olmak üzere kötü niyetlidir.”

“Bu sözün neresinde darbe çağrısı var” diye soranlara AKP Sözcüsü Ömer Çelik yanıt vermek için mantığını sonuna kadar zorlamıştı:

“Biden ‘Erdoğan’ı değiştireceğiz, bunu darbeyle değil, seçimle yapacağız’ derken, ‘darbe’ diyemediği için ‘seçim’ demiş. Cümledeki ‘darbe’ seçim, ‘seçim’ de darbe yerine kullanılmış.”

Yani AKP “sahte darbe” üretme konusunu bir tür ticarete çevirmiş, adeta “darbe tüccarı” olmuş.

Ancak tüccar başkası tarafından üretilen malların ticaretini yapar.

AKP başkası tarafından üretilmeyen yani aslında var olmayan sahte darbelerin ticaretiyle oy avcılığı yapmanın peşinde.

Bu faaliyet artık tüccarlıktan çıkmış, giderek dolandırıcılığa evrilmiş.

Neyse ki artık hiçbir inandırıcılığı kalmadı Saray iktidarının.

Önceki gece bir tartışma programında İstanbul Ekonomi Araştırma Müdürü Can Selçuki bu hafta başında, Pazartesi-Çarşamba günleri arasında yapılan anketin sonuçlarını açıkladı:

“Toplumun yüzde 74’ü ‘Türkiye’de darbe tehdidi yok’ diyor.”

Artık AKP sahte darbelerin müflis tüccarıdır!