Erdoğan; yandaşlarını, Saray’ın kiralık kalemlerini yine ters köşe yaptı.

Önce ekonomide, hukukta ve demokraside reform vaat etti.

Ardından AB’ye göz kırptı.

Çok değil, üç yıl önce AB’ye ayar veriyordu Erdoğan:

“Türkiye Avrupa’ya muhtaç değildir. Asıl muhtaç durumda olan Avrupa’dır ve Türkiye altını çizerek ifade ediyorum bunun için şahsiyetinden, değerlerinden ve onurundan asla taviz vermeyecektir.” (23 Ekim 2017)

Hatta daha bir ay önce “Eyyy Avrupa” diye kükrüyordu:

“Siz gerçek manada faşistsiniz. Siz gerçek manada Nazi’nin zincir halkalarısınız.” (26 Ekim 2020)

İster Biden’in ABD başkanlığını kazanması deyin, isterseniz Aralık başında yapılacak AB zirvesinden çıkacak yaptırımların korkusu deyin; sonuç olarak büyük bir hızla yeniden dümenini Avrupa’ya kırdı Erdoğan:

“Kendimizi başka yerlerde değil Avrupa’da görüyor, geleceğimizi Avrupa’yla birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz.” (21 Kasım 2020)

“Biz yolumuza, sen yoluna” noktasından AB’yle birlikte gelecek kurma aşamasına geçmişti Erdoğan.

Yeni bir alan açılmıştı yandaşların, AKP kalemşorlarının önünde; artık hukukta ve demokraside reform yapan, AB’yle ilişkilerini sıkılaştıran bir yeni Türkiye için konuşacaklardı, yazacaklardı.

Onlara göre “Reis gene büyük bir manevra alanı açmış, rakiplerini tuş edecek bir hamleye başlamış”tı; artık yeni döneme kalemleri bilemenin, uygun davranmanın zamanıydı.

“Derinlerden” haber alan Türkiye yazarı Cem Küçük bile inanmıştı hukuk ve demokrasi reformlarına, hemen kaleme sarılmıştı geçen gün:

“Türkiye’de hukuk ve ekonomi alanında yeni bir dönem başladı. Başkan Erdoğan bunun sinyalini verdi. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de ‘Tutuklama en son çaredir’ dedi. Bu yeni döneme artık uymak lazım… “

Küçük’e göre Osman Kavala da Ahmet Altan da cezalarını çekmişlerdi ve içeride yatmalarının bir manası yoktu.

Bir gün sonra Haber Türk ekranına çıkan AKP’nin dört kurucusundan biri ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olan Bülent Arınç canlı yayında “Kavala’nın tutuklu kalmasına hayret ediyorum. Demirtaş’ın da tahliyesi olabilir” dedi.

Aynı gece tepki yağmaya başladı iktidarın küçük ortağı MHP’den.

Devlet Bahçeli’nin kendisi değil ama MHP Genel Başkan Basın Danışmanı Yıldıray Çiçek örneğin adını anmadan ağır hakaretlerde bulunuyordu Arınç’a:

“Hendek-çukur olaylarında 293 şehidin, Kobani olaylarında 53 kişinin azmettirici katili olan terörist Demirtaş’ın tahliyesini istemek şerefsizlik ve haysiyetsizliktir. Fetullah Gülen’in dizinin dibinde büyüyenler ve CHP’nin PKK kanadı son günlerde bu propagandaya başladı.”

Aynı süreçte mafya bozuntusu Alaattin Çakıcı iğrenç ifadelerle saldırdığı Kılıçdaroğlu üzerinden aslında “hukuk ve demokrasi reformu” diyen Erdoğan ile onun Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e ayar veriyordu.

Bahçeli de sosyal medya hesapları üzerinden Çakıcı’ya destek verirken, başka bir parti liderini tehdit eden bir organize suç örgütü liderini destekleyen ilk parti başkanı oluyordu.

“Reform” sözcüğü, Demirtaş, Kavala ya da Ahmet Altan’ın tahliye olmaları ihtimali belli ki MHP’yi yerinden zıplatmıştı.

Erdoğan, üç gün bekledikten sonra Arınç’ın açıklamalarını birlikte kurdukları partinin il kongrelerinde yaptığı bir konuşmayla ağır biçimde boşa düşürdü.

“Son günlerde bizimle asla ilgisi olmayan, kimi bireysel açıklamalar ile reform gündemimize yaptığımız vurgular bahane edilerek yeni bir fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz.”

Erdoğan’a göre Arınç “fitne ateşi yakmaya çalışmış”tı.

Hatta Erdoğan’ın konuşması Arınç’ın “tutuklu kalmasına hayret ettiği” Kavala’ya kadar uzanıyordu:

“Gezi olaylarının finansörü olanlarla, Kavala’larla hiçbir zaman bir arada olamayız.”

Oysa Osman Kavala “Gezi’nin finansörlüğü” suçlamasından aklanalı çok olmuştu ama belli ki ortalığı bir anda toparlamak, MHP’nin tepkisini yumuşatmak için gerçeğe aykırı konuşmaktan bile çekinmiyordu Erdoğan.

Aynı konuşmasında iktidardaki küçük ortağı MHP’ye de çiçek atmayı ihmal etmiyordu Erdoğan:

“Cumhur İttifakı’nın gidişinden de gayet memnunuz.”

Arınç’ın ilk açıklamasını yaptığı andan itibaren herkes aynı soruyu soruyordu birbirine; “Bu konuşmayı Arınç, Erdoğan’ın bilgisi dahilinde mi yaptı?”

Bu konu çok tartışıldı ama şu ana kadar yaşanan gelişmeler gösteriyor ki, Arınç Erdoğan’ın “olur”uyla Haber Türk’e çıktı ve konuştu. Ancak MHP’nin kırmızı çizgilerine dokununca daha ileri gitmeyi göze alamadı, Arınç’ı yaktı.

Saray’a yakın kalemşorlardan Süleyman Özışık, Türkiye’deki dünkü köşesinde Arınç’ı eleştirirken neredeyse Erdoğan’ın izniyle konuştuğunu söyleyecekmiş; Arınç’a “Yazıklar olsun! Binlerce, milyonlarca kez yazıklar olsun!” derken:

“Bülent Arınç tecrübeli bir siyasetçi… Onun tecrübesi sayesinde artık ne Meral Akşener’i ne de Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuşuyoruz. Bülent Arınç’ın tecrübesi sayesinde iki partinin kapalı kapılar ardında sergiledikleri ihanet taslağını unuttuk. Selahattin Demirtaş’ın tahliyesini konuşmaya başladık… Bazıları, ‘Arınç Erdoğan’dan izin almadan bu konuşmayı yapamaz’ diyor. Ben de diyorum ki… ‘Arınç Erdoğan’dan izin almış olsa bile bu sözleri konuşamaz. Konuşmamalı.”

Zaten Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın haberi ve oluru, hatta önerisi olmadan Haber Türk’ün böyle kritik bir zamanda Arınç’ı canlı yayında ekrana çıkarması hiç mümkün görünmüyor.

Erdoğan’ın kendisini boşluğa atan konuşmasıyla ilgili olarak “Cumhurbaşkanı çok ağır konuştu, rencide oldum” diyordu dün:

“Ben başkaları gibi Twitter’dan, Instagram’dan istifa etmem. Kendisiyle görüştükten sonra gereken neyse onu yapacağım. Gelişen şartlar altında o konuşmayı yapmaya neden ihtiyaç duyduğunu kendisinden dinlemek isterim.”

Arınç satır arasında “Seninle anlaşmıştık, ne oldu da fikrini değiştirdin” der gibiydi sanki.

Belli ki, eskiden çok rahat yaptığı makas değişikliğini artık yapamıyor Erdoğan. Çünkü artık parkuru çok daralmış ve inandırıcılığını büyük ölçüde yitirmiş durumda.

Yaptığı manevrayı başka bir manevrayla geri almak zorunda kalıyor sık sık.

O yüzden Erdoğan’ı yakından tanıyan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Reis’e bakıp konum almaya çalışan yandaşlarının ne kadar zor durumda kaldığını anlatıyor alaycı bir dille:

“Maşallah, o kadar hızlı bir U dönüşü ki bu, yetişebilene aşk olsun. Düne kadar düşman ilan ettiğinize birden dönüp sarılmaya çalışıyorsunuz. Sayın Erdoğan, biraz yavaş. Sizin peşinizde bol bol yandaş gazeteci, bolca trol, Pelikan melikan çeşitli kuş sürüleri de var. Böyle hızlı manevra yaptığınızda virajı alamayıp kaza yapıyorlar.”

Yaşadığımız son bir hafta bile Erdoğan’ın ne kadar sıkıştığını, girdiği bu labirentten reform vaatleriyle, ABD ve AB ile “nurlu ufuklar” sözleriyle çıkmasının mümkün olmadığını gösterdi.

Çünkü Erdoğan’ın makas değiştirecek gücü; ekonomide, hukukta, demokraside reform yapacak ufku kalmamış.

Zaten aslında Erdoğan’ın yapacağı hukuk ve demokrasi reformu; yerli ve yabancı sermayeye kâr transferi ile mülkiyet konusunda verilecek güvenceyle sınırlıydı.

Asla demokratik hak ve özgürlükleri genişletecek, yargıyı bağımsızlaştıracak bir demokrasi reformunu aklına bile getirmemişti.

Hem getirse de AKP’ye “kayyım” olarak atanan MHP’nin Lideri Bahçeli buna izin vermezdi.

Aslında Erdoğan, Bahçeli’nin önüne koyduğu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni kabul ederek zokayı yutmuş, Cumhurbaşkanı seçilmek için ihtiyacı olan yüzde 50 artı bir oy için MHP’ye mahkûm hale gelmişti.

Ancak bu “tatlı rüya” da çabuk bitmiş, Cumhur İttifakı’nın oyları yüzde 45’in altına doğru inmişti.

Şimdi yeni ittifaklara, yeni oluşumlara ihtiyacı var ama Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi için MHP ile kurduğu ittifak bu genişlemenin önündeki en büyük engel.

Erdoğan’ın bırakın gerçek bir reform yapmasını ekonomiye, hukuka ve demokrasiye makyaj yapacak hali bile kalmamış.