“90’lar”; Kürt yurtseverlerin beyaz Toroslarla kaçırılması, binlerce faili meçhul cinayet, işkence, gözaltında ölüm, boşaltılan binlerce Kürt köyü, Olağanüstü Hal, sansür ve sürgün, devletin eli kanlı uzantısı JİTEM, itirafçı katil sürüleri demektir.

“90’lar”; çözülemeyen Kürt sorununun devlet eliyle kanlı bir sürece dönüştürülmesinin simgesi.

1993’te DEP Milletvekili Mehmet Sincar’ın öldürülmesinin de bir simgesi “90’lar”.

DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılarak Meclis’ten polis zoruyla gözaltına alınıp 1994’te cezaevine atılmasının da bir simgesi “90’lar”.

Çok değil, 10 gün önce, 9 Mart tarihli Artı Gerçek yazımın başlığıydı; “Kürt sorunu çözülmedikçe 90’lar hep olacak!”

Aslında o tarihte DEP kapatılma davası açılan ilk Kürt partisi değildi.

Öncesinde HEP vardı, ÖZDEP vardı… Sonrasında HADEP, DEHAP, DTP oldu.

Ne bu partilerin kaçınılmaz sonu değişti ne de Kürtlerin her kurdukları yeni partiyle daha çok oy almaları, daha çok belediye başkanlığı ve milletvekilliği kazanmaları…

Aslında AKP iktidarı “90’lı yıllar” sürecini; 2015’te çözüm masasını devirdikten sonra HDP eş genel başkanlarını, eski ve yeni milletvekillerini, yerlerine kayyım atadığı belediye eş başkanlarını cezaevine tıkarak başlatmıştı.

2021’de ise AKP-MHP iktidarı “90’lı yıllar” tablosunun eksiklerini fazlasıyla tamamlamaya başladı.

Aynı gün içersinde hem HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğini düşürdü hem de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Ayrım gözetmeden bütün mağdurların insan haklarını savunan ve toplumun vicdanı haline gelen Gergerlioğlu, TBMM’deki HDP grup odasında “demokrasi direnişi”ni bu satırların yazıldığı sırada 24 saattir sürdürüyordu.

Tamamen anayasaya, yasalara ve teamüllere aykırı bir yargılamayla, uyduruk bir suç yaratıp 2,5 yıla yakın hapis cezası verilen Gergerlioğlu’nu TBMM’den alıp cezaevine tıkmak istiyor AKP-MHP iktidarı.

Bu TBMM’ye “bağımlı yargı” üzerinden yapılan bir Saray darbesiydi.

Aynı gün ikinci Saray darbesi yapıldı “bağımlı yargı” üzerinden ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açtı.

Yargıtay savcısı HDP’lilerle ilgili açılmış, hatta sonuçlanmamış ya da beraatla bitmiş bütün davaları bir torbaya doldurup yazdığı iddianamede 687 partili için de ayrıca beş yıllık siyaset yasağı istiyor.

HDP genel merkezinin önünden geçen, kapısından içeri giren herkesi cezalandırmak niyetindeler anlaşılan.

Ancak aynı güne rastlayan bu iki olayın ardından dün MHP’nin Büyük Kurultay’ı olmasına bakarak  “Erdoğan’dan, MHP’ye kurultay hediyesi” demek sanırım yaşanan vahameti hafife almak, en azından ne kadar ağır olduğunu fark etmemektir.

Ankara, uluslararası planda özellikle Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkındaki AİHM kararlarını uygulamadığı için büyük bir çıkmaz yaşıyor.

Şu anda AKP-MHP; imzaladığı uluslararası sözleşmeleri takmayan, kendi anayasasını bile uygulamayan bir iktidar görünümünde bütün demokratik dünyanın gözünde.

Önümüzdeki günlerde Saray iktidarının bu hukuk tanımazlığı hem Avrupa’da hem de ABD’de ciddi biçimde gündeme gelecek ve Ankara yanıtlaması zor sorulara muhatap olacak.

25-26 Mart’ta yapılacak AB liderler zirvesinin önemli konularından biri olacak Türkiye’nin demokratik hak ve özgürlükler konusunda giderek daha ceberut yöntemlere başvuran ülke olması.

NATO gibi bir örgüt bile Türkiye’deki demokratik hakların olmamasından duyduğu sıkıntıyı dile getirmekten artık kaçınmıyor.

Bütün bunların üzerine bir de bir milletvekilini Meclis’ten alıp hapse atmak, bir siyasi partiyi kapatmaya kalkmak aslında Ankara’yı uluslararası planda bulunduğundan daha büyük açmazlara sokacak bir girişim.

Belli ki AKP-MHP iktidarı kendilerine bambaşka bir hat çizmişler ve bunu şimdi adım adım uyguluyorlar.

Bu iktidarın Türkiye’yi nereye götürmek istediğini daha net anlamak için dünkü MHP Büyük Kurultayı’nda Devlet Bahçeli’nin konuşmasındaki satır aralarına daha dikkatli bakmak gerekiyor.

TBMM’de grubu bulunan beş parti var. AKP-MHP zaten iktidar ortağı. CHP eski deyimle ana muhalefet partisi durumunda. HDP, Meclis’in üçüncü büyük partisi, İYİ Parti de grubu olan dördüncü büyük yapı.

Dünkü konuşmasında bu üç partiye Bahçeli’nin hangi gözle baktığına dikkat çekmek gerekiyor:

“HDP, Türk demokrasisinin çevresini sarmış mayın tarlası.”

“CHP, Türk siyasetine tutunmuş beşinci kol faaliyeti.”

“İYİ Parti, Türkiye’nin kötülüğüne hizmetkarlık yapan, siparişle kurulan, uzaktan kumandayla kontrol edilen melanet bir proje…”

Eğer iktidarın küçük ortağı parlamentoda grubu bulunan muhalefet partilerinin tümüne bu gözle bakıyorsa zaten bu ülkeden demokrasi çıkmaz, sadece “hır” çıkar; nitekim çıkıyor da…

Bahçeli’nin konuşmasının devamına bakınca geldiğimiz vahim durumun burada da durmayıp Türkiye’yi daha karanlık günlerin beklediği söylemek kehanet olmaz.

Bakın dünkü konuşmasında başka ne talepleri var Bahçeli’nin:

*  Siyasi Partiler Kanunu değiştirilmeli.

* Seçim Kanunlarında düzenlemeler yapılmalı.

* TBMM İç Tüzüğü yeni sistemle uyumlu hale getirilmeli.

* Milletvekili dokunulmazlığı yeni baştan ele alınmalı.

* Kamu Kurumu Niteliğindeki Mesleki Kuruluşların yasal ve hukuki yapısı titizlikle gözden geçirilmeli.

* Kamuoyu araştırmaları ve sonuçlarının yayınlanması hakkında geniş değişiklikler yapılmalı.

Bahçeli’nin dün dile getirdiği bütün bu talepleri alt alta koyunca, önümüzdeki süreçte Türkiye’yi daha da büyük altüst oluşlar beklediğini görmemek mümkün değil.

Bu talepler ışığında Bahçeli’nin çerçevesini çizdiği önümüzdeki günlerin Türkiye’sine bir bakalım.

* Değişen Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarıyla sadece AKP-MHP’nin iktidar olabileceği bir seçim düzeni kurulacak.

* TBMM İç Tüzüğü’nü değiştirerek zaten mevcut koşullarda iyice cılız olan muhalefet partilerinin sesini tümüyle kesecekler.

* Gergerlioğlu örneğinde olduğu gibi AKP-MHP milletvekilleri dışında bütün muhalif parlamenterlerin dokunulmazlığı kaldırılacak.

* Mimar ve mühendis odalarından tabip odalarına, eczacılar odasından diş hekimleri odasına, veterinerler odasından noterler odasına, yeminli mali müşavirler odasından muhasebeci ve mali müşavirler odalarına, hatta Ziraat odasından esnaf ve sanatkalar odasına, ticaret ve sanayi odalarından deniz ticaret odasına, ticaret borsasına kadar geniş bir yelpazede bu kuruluşları, üst kuruluşları olan birlikleri, federasyonları ve konfederasyonları kendi iktidarlarına göre dizayn edecekler.

* Hatta AKP-MHP iktidarının işine gelmeyen anket sonuçlarının açıklanması bile yasaklanacak. AKP’yi yüzde 45’in, MHP’yi yüzde 10’un altında gösteren anketler kamuoyuna duyurulamayacak. Çünkü Saray iktidarı oylarının düştüğünü gösteren araştırma şirketlerini dün Bahçeli’nin söylediği gibi “siyasi maksatlarla ve ekonomik gayelerle bir partiyi parlatıp bir başkasını karalayan, demokrasi kundakçısı, milli irade dolandırıcısı” olarak görüyor.

Bu anlayış Türkiye’nin dünyayla bütün iplerini koparmayı göze alan bir iktidarın ürünüdür.

AKP-MHP iktidarı seçim sistemiyle oynayarak, gerekirse hile hurdayla her koşulda yeniden iktidar olmayı hedefliyor.

Eğer bunu uluslararası kamuoyunda fazla tepki çekmeden başarabilirse, “seçim zaferi”nin verdiği meşrulukla ABD ve AB ile ilişkilerini her koşulda sürdürmeyi deneyecek.

Eğer başaramazsa; bütün demokratik dünyaya kepenklerini kapatmış, içine kapanmış, göstermelik seçimleri bile kaldırmış, diktatörlüğünü açıkça ilan etmiş bir iktidar bekliyor Türkiye’yi.

Bu karanlık oyunu bozacak tek güç, sadece muhalefet partilerinin tavanında değil, tabanında da buluşmuş, halka güven veren bir demokrasi ittifakının kurulmasıdır; daha da geç olmadan!