Deniz'lerin idamına günler kala Kuzey'deki suskunluk...



Artı Gerçek

Haçaturyan ve Ulanova önlerine bakıyorlardı. Belli ki onlar bu Sovyet delegasyonunda tamamen aksesuvar olarak yer alıyordu.


THKO davası 1971 sonunda 18 devrimci gencin idama mahkum edilmesiyle sonuçlanınca Avrupa'daki tüm Türkiyeli ilerici örgütler, dayanışma komiteleri, öğrenci dernekleri topyekun sefer olmuş, çeşitli dillerde bildiriler yayınlayarak, afişlemeler yaparak, mitingler ve yürüyüşler düzenleyerek kararı protesto ediyordu.

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın idam kararları 10 Mart 1972 günü Meclis'te onaylandığında Paris'teydik, Demokratik Direniş adına cunta rejimine ve idam cezalarına karşı daha yoğun bir kampanya başlattık...

19 Mart 1972’de Fransız Dışişleri Bakanlığı’nın bulunduğu Quai d’Orsay’de Yunan Cuntası'na karşı uluslararası bir konferans toplanıyordu. Yunanlı direnişçi dostumuz Maria Beckett, konferans öncesi, sadece albaylar cuntasına karşı mücadelenin yeterli olmadığını vurgulayarak Türkiye’deki generaller cuntasına karşı da tavır konması için gerekli ön çalışmaları yapmış, bizim için birçok randevu almıştı.

İnci'yle birlikte koltuklarımızın altında çeşitli dillerde Demokratik Direniş bildirileriyle bir toplantı salonundan çıkıp ötekine giriyor, Fransız, İtalyan, İngiliz, İsveç, Norveç, Danimarka, Hollanda, Kanada ve ABD delegeleriyle konuşuyor, Türkiye’deki durumu belgelerle ortaya koyuyorduk.

Konferans süresince, çeşitli gazete ve televizyonların temsilcilerine de Türkiye’deki durumu anlatmak olanağı bulduk. Ama en önemlisi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde etkin birçok kuzeyli milletvekiliyle tanışmamız oldu.

Bir ara Maria heyecanla gelip bizi buldu, "Günün bombası, dedi. Birazdan Sovyet delegasyonuyla görüşeceksiniz."

Heyecanlanmıştık. Diğerlerine göre oldukça büyük bir salona girdiğimizde, bir masada üç kişi oturuyordu: Bir tarafta ünlü Sovyet bestecisi Aram Haçaturyan, öte tarafta Bolşoy’un ünlü bale yıldızı Galina Ulanova, ortada ise asık bürokrat suratıyla SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin adını şimdi anımsayamadığım bir üyesi.

Nezaketle karşıladıktan sonra hemen bizi dinlemeye koyuldular. Onbeş dakika kadar bir sunuş yaptıktan sonra kendilerine Demokratik Direniş belgelerini verdik ve SSCB’nin ezilen Türkiye halklarıyla dayanışmasını beklediğimizi söyledik.

Kısa süren bir sessizlik oldu. Haçaturyan ve Ulanova önlerine bakıyorlardı. Belli ki onlar bu Sovyet delegasyonunda tamamen aksesuvar olarak yer alıyordu.

Merkez Komitesi üyesi sesinin tonunu ayarladıktan sonra, konuştu:

"Yoldaşlar, anlattıklarınız gerçekten üzücü. Yüreğimiz sizlerle beraber. Ama SSCB olarak Türkiye konusunda herhangi birşey yapmamız söz konusu olamaz. Biz SSCB olarak son yıllarda sadece iki ülkenin iç mücadelesinde tavır koyduk, taraf olduk. Biri Güney Afrika, öteki Yunanistan. Ama SSCB’nin Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri, iktidarda kim olursa olsun, bizim bu iktidarı rahatsız edecek bir tavır koymamıza izin vermez. Zaten cumhurbaşkanımız yoldaş Podgorni yakında Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunacak."

Allak bullak olmuştuk.

"Ya hapisteki binlerce solcu, ya işkenceden geçenler, ya idam sehpasının gölgesindeki Deniz Gezmiş'ler" diye isyan edecek oldum.

"Tepkinizi gayet iyi anlıyoruz, ama ülkemizin dış politikası bunu gerektiriyor… Yapabileceğimiz bir şey yok" diye yanıtladı.

Sonra bir kağıda SBKP Merkez Komitesi’ndeki adresini yazıp verdi: "Yine de siz yayınladığınız Fransızca ya da İngilizce bildirileri, raporları bu adrese düzenli yollayın, dedi. Gelişmelerden haberimiz olsun…"

Bu görüşmemizden bir ay sonra, Deniz'ler idam hücresindeyken, Sovyetler Birliği Yüksek Şurası Prezidyum Başkanı Podgorni 11-17 Nisan tarihlerinde Türkiye'ye tantanalı bir ziyaret yapacaktı.

****

Bu ziyaretten bir hafta sonra da idam kararları 24 Nisan 1972'de Millet Meclisi'nde ikinci kez onaylanacak, kuzeyin sessizliği aynı minvalde sürüp gidecekti.

Sosyalist sistem ülkelerinde de aynı sessizlik hakimdi... Bu ülkelerin Türkçe yayınları da genellikle Türkiye’deki devrimci direnişe pek sıcak bakmaz, “barış içinde bir arada yaşama” politikasına uygun olarak Ankara’daki iktidarları, ne olurlarsa olsunlar, rahatsız etmemeye dikkat ederlerdi.

Ne ki, üç idamın yapılmasına günler kala hiç beklemediğimiz bir gelişme oldu, komşu sosyalist ülke Bulgaristan ilk kez bu konudaki sessizliği bozdu.

4 Mayıs’ta bir grup genç Sofya’ya uçak kaçırdığında, Sofya Radyosu’nun Türkçe yayınlarında olay alışılmışın dışında son derece ayrıntılı veriliyor, havaalanında röportajlar yapılıyor, uçağı kaçıranların Deniz’lerin serbest bırakılması dahil tüm devrimci istemleri tekrar tekrar veriliyordu.

6 Mayıs sabahı da aynı radyoda bir kadın spiker Deniz’lerin asıldığı haberini hıçkırarak duyuracak, ardından Bulgaristan tarihinde faşistler tarafından öldürülen devrimcilerle ilgili anekdotlar anlatacaktı...

(Doğan Özgüden, "Vatansız" Gazeteci, Cilt II, Sürgün Yılları, Belge Yayınları, 2011 İstanbul)

(Afişlerin İsveççesi Türkiye İçin İsveç Komitesi'ne, Almancası Avrupa Türk Toplumcular Federasyonu'na, Fransızcası Fransa Türk Öğrenciler Birliği'ne aittir.)

YAZARIN TÜM YAZILARI