18 yıl boyunca özelde Kürtler ve HDP, genelde demokrat kamuoyuna yönelik baskılarda ‘suçlu’ gösterilenler hiç ortadan kaybolmayıp gece yarıları gözaltına alındılar. Oysa iktidar en can alıcı durumlarda günlerce ortadan kaybolup kameraların karşısına bile geçemiyor ya da kendi yerlerine atanmış memurlarını konuşturarak sessizliği giyinip yukarıdan bizi izliyorlar.

Gergerlioğlu’nun Meclis'te milletvekilliğinin düşürülmesi ve HDP’nin kapatılmasına ilişkin açılan davada görüldüğü gibi dünya kamuoyu AKP’nin genel başkanından bir açıklama beklerken, bu yapılanlar onun ülkesinde ve onun iktidarı tarafından yapılmamış gibi bizi yukarıdan izleyen bir göz olarak kendini suskunluğa gizleyip topu iletişimden sorumlu memuru Fahrettin Altun’a attı.

İleri atılıp iç ve dış ‘düşmanlara’ parmak sallayarak ‘Ey!..’le başlayan çıkışlardan sonra istediğini elde edemediğinde derin bir sessizliğe gömülüp ortadan bir müddet kaybolması yeni bir şey değil. Efrin operasyonunda hükümet adına kendisi dururken memuru olan Hatay Valisi'ne, Garê hezimetinde de yine memuru olan Malatya Valisi'ne açıklama yaptırmıştı. Deprem, sel felaketleri ve benzeri durumlarda da geri çekilip sözü kaymakam gibi mülki amirlere bırakmışlığı da çoktur. Bu hal, yetkinin demokratik biçimde paylaşımı falan değil bir çeşit ‘manzara koyma’ oyalama taktiğidir.

İstanbul Büyükşehir Belediye Seçimi'nde çıkan sonucu beğenmeyip, seçimin yenilemesi için atadıkları ‘Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu.’ diyen Ali İhsan Yavuz vardı. İlginçtir, kendi yerlerine atadıkları, her gün televizyon ekranlarında boy gösterip halkı yalan yanlış bilgilendiren memur veya temsilcilerin işleri biter bitmez sonsuza kadar ortadan kayboluyorlar. Verdikleri ‘emekleri’ onları daha görünür, daha sevilir, daha işe yarar hale getiremiyor ne yazık ki. Bu bir görünüp sonra sonsuza kadar kaybolanlara iktidar için tek kullanımlık insanlar demek yanlış olmaz sanırım.

Görevleri başındayken zor durumlarda öne atılarak genel başkanlarını görünmez ve bir o oranda onu işlenmiş suçlardan azade kılan ama bugün esemesi okunmayan içişleri bakanlarına bakalım: Abdülkadir Aksu, Beşir Atalay, İdris Naim Şahin, Muammer Güler, Efkan Ala gibilerin yerinde şimdi yeller esiyor. Her biri görevi bıraktığı andan itibaren sırra kadem basıp kayboluyorlar. Geçmişe ilişkin bunca tartışmanın yaşandığı günümüzde, ne dönemin bakanı olarak fikirlerine başvuruluyor ne de bir televizyon kanalına konuk olarak çağrılıyorlar. Görünmez bir el onların hayatına el koymuş gibi. Oysa biz bir dönem önemli koltuklarda bulunmuşların bugün nasıl yaşadıklarını, üstümüzde ‘emekleri’ olduğu için insan olarak merak ediyoruz. İktidarın önemli durumlarda kendini suskunlukla perdelemesinden bahsetmesem kendilerini suskunluğa gark edenleri buraya sırasıyla yazmazdım elbet...

Hukuk ve eğitim sistemini bu hale getirmekte emeği olan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ı, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i ve daha nicelerini kim unutabilir ki? Resmi hayattan el ve ayakları çekilerek suskunluğun kumaşına sarılsalar da bir döneme damgalarını vurdukları için vardılar ve şu an da bir yerlerde varlar, ama nerede?

Damat Berat Albayrak görevi bıraktığı andan itibaren ortadan kaybolup gitti. Muhalefet partilerinin çağrılarını cevapsız, Türkiye’yi merakta bıraktılar günlerce. AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin meclis grup toplantısında ‘Yatıyorlar kalkıyorlar damat da damat diyorlar. Damat kadar taş düşsün başınıza...’deyince damadın taş gibi yerinde durduğunu anladık.

Kaybolan kaybolana dönemi yaşıyoruz. Dolmabahçe Sarayı'nda kurulmuş barış masasının en başında oturan Yalçın Akdoğan’dan geriye sadece devletin servis ettiği o meşhur fotoğraf kaldı. Yoksa o da tıpkı barış süreci gibi devrilen masanın altında mı kaldı?

Egemen Bağış’ın büyük elçi olarak görev yaptığı dışında hepsi bilinmeyen bir yerlerde, büyük bir suskunlukta ikamet ediyorlar. Ömürleri bu kara günlerden çıkacağımıza tanık olacak kadar uzun olsun isterim. Sonuçta hiçbirimiz kin ekip, öfke hasat eden değiliz.

Sadece görev almış bakanlar görevlerini bıraktıklarında birden ortadan kaybolarak sessizliğe gömülmüyor. Göreve getirilenlerin ortadan kaybolduğu bir dönemde para yerinde durur mu hiç? Basının dilinden düşmeyen, Merkez Bankası'nın sattığı iddia edilen 128 milyar dolar da tıpkı insanlar gibi kayıplara karışıp gitmiş...

Bu 18 yılda AKP ve ortakları muhaliflerinden ne öğrendi bilmem, ama iktidar en can alıcı sorunlar karşısında bir müddet ortadan kaybolmayı muhalefete iyi öğretti. Muhalefet, Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinden ihracının oylandığı salonu hemen terk edip Gergerlioğlu’nun ve HDP’nin yanında duramadı. O an salonda olan vekilleriyle orada bir zaman durmayı bile göze alamadılar. Sonradan edilmiş telefonlar, yapılmış basın açıklamaları insanın içini soğutmuyor. Bir gelecek isteniyorsa ve onun da HDP’siz olmayacağının bilincindelerse bunu iktidarın gözünün içine bakarak yapmalıydılar.  

Gergerlioğlu bu cesur direnişiyle kendini görünmezliğe ve suskunluğa gizleyenleri açığa çıkarıp korkuyu bir kere daha tüketti.