Güle Güle Ersun Yanal



Artı Gerçek

Sarayın ikinci kişisinin nikâhlısı ne dedi: Devletimize faydamız olsun diye özel sektörde çalışmıyoruz. Vay Hakan Şükür gibi ubere düşesice vay.


FENERBAHÇE: 1     GALATASARAY: 3

 

Galatasaray'da geçen hafta tarihin ikinci densizliği yaşandı.

"Ali Sami Yen 1905 Derneği"nin açılış töreninde eski başkan Faruk Süren, Başkan Mustafa Cengiz'in uzattığı eli boşta bıraktı.

Bu ne anlama geliyor?

"Sen adam değilsin; elimi kirletemem..."

Kulüp tarihinin birinci densizliği bu kadar ağır değildi.

Seçime katılan adaylardan Yiğit Şardan, kongreden zaferle çıkan rahmetli Özhan Canaydın'ı kutlamadan terk etmişti Galatasaray Lisesi'ni.

Görülmüş şey değildi ama son olay, yenir yutulur gibi değil...

***

Tam da takım ligin ilkyarısını liderin on puan gerisinde tamamladıktan sonra, ikinci yarıyla birlikte atağa geçmişken huzursuzluk çıkarmak kimin ekmeğine yağ sürer?

Damadın; değil mi?

O halde?

Süren, ekmeğine yağ sürdüğü şahıstan bir şeyler bekliyor.

Bunun başka izah tarzı yok...

Aklınca, üst üste dört lig şampiyonluğu, UEFA Kupası ve Süper Kupa kazanan takımın başkanı olma gururuyla burnu bulut çiziyor.

İyi, güzel de aslında bu başarının altında muhteşem bir beceriksizlik yatıyor...

***

"Emmi" diye hitap ettiğim, seçkin insan, yazar Özdemir İnce'nin yandaş olmadan önce çalıştığı Hürriyet Gazetesi'nde yayımlanan dizi yazısında bana da bir kutucuk ayrılmıştı.

Orada, 2000 yılında Kosta Rika'da yaşadığım bir olayı aktarmıştım. Şöyleydi:

Bir gün hanımım ve oğlumla başkent San Jose'de taksiye bindik. Ben şoför mahallindeyim…

Ertesi gün Milano'da Galatasaray'ın Milan'la Şampiyonlar Ligi maçı var.

Her ne sebepleydi hatırlamıyorum, arkaya döndüm, hanıma bir şeyler söyledim.

Taksici, konuşulan dilin ne olduğunu anlamamıştı.

"Fransız mısınız?" diye sordu.

Haklıydı.

Ülkede kayıtlı T. C. vatandaşı sayısı 8'di, biz gidince 11 olmuştu...

"Hayır, Türkiye'den geldik" dedim.

Adam cart diye kenara çekip el frenini çekti, "Ergun sakat, yarın Milano'da oynamıyor" dedi...

***

Peki Faruk beyler; 18 bin kilometre ötede bile böylesine ilgi görmüş bir takımın armasını taşıyan  posterleri, anahtarlıkları, tişörtleri, donları-gömlekleri, mayoları pazarlayamayan bir başkan olmak nasıl bir duygu?..

***

Maçın birinci devresi 1-1 devam ederken, Fetöcü olduğu gerekçesiyle Türkiye'deki malvarlığıne el konulan Hakan Şükür düştü aklıma. Sığındığı Amerika'da önce pastane açmış. Onu yürütemeyince uberciliğe başlamış.

Tayyip beyler bu adamı yanına alıp, Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda Kürt açılımı yapmıştı.

Ne çabuk unuttunuz ey cemaat-i müslimin.

Şimdi aynı Tayyip beylerin sarayının ikinci adamının karısı, hampaladıkları paralar gündeme getirilince, veryansın ediyor.

Ayıp, ayıp.

Fetöcü Hakan Şükür sizden adam çıktı be...

***

İkinci yarı, ortaokul maçı temposunda geçti.

Galatasaray daha iştahlı görünüyordu.

Fenerbahçe ise sezon boyunca bunca kumpasa maruz kaldıktan sonra, hiç değilse yılların rakibini yenerek taraftarımın gönlünü alayım derdindeydi...

İlginç bir an.

Galatasaray penaltı kazanıyor ve 2-1 öne geçiyor.

Bence ilkyarıda Fenerbahçe lehine verilen de, bu da penaltı değil...

Derken efendim, iki takımdan iki kişi; Deniz ve Belhanda beyler kızarmaz mı...

Haydaaa.

Hakem Halil Umut Meler beyler meler mi melemez mi bilmem ama bu Fenerbahçe'nin Avrupa liglerinde oynamaması isabet olur...

Eee Ersun beyler; puan verirsek giderim diyordun.

Güle güle madem.