Dakika 1, gol 1.
Hata Lyundama'dan, gol Samudio'dan...
Galatasaray bu maçta da "kimsesizlerin kimi" görevini yerine getirmeye soyundu galiba.
Nerede küme düşme adayı bir takım var, cimbomun merhamet duyguları zirve yapıyor.
Ama durun bakalım. Dakika 14'te Yedlin ilk golünü atınca hava değişiyor.
Oyuna niyetli başladığı anlaşılan Akbaba da, alkışı hak eden vuruşuyla topu Rize kalesine gönderince  
evsahibi, patates tarlasının hakimi oluyor...
Ve dakika 41. Marcao'nun beceriksizliği mi, yoksa günboyu sindire sindire yağmur yağmasının sonucu
(Belhanda ve stat teknik sorumlusunun başını yiyen) sahanın azizliği mi; konuk takım braberliği yakalıyor.
Uzatmada kart gören Lyundama'nın Hatay deplasmanında oynayamayacak olmasıyla Galatasaray büyük avantaj yakalıyor.
Çünkü bu çocukta müthiş bir düşüş var. Dilerim mutasyon falan derdi yoktur...

***
İkinci yarıda köstebek yuvalarıyla birlikte imparatore beylerin tacının altın değil, yaldız boyaya batırılmış
teneke olduğu ortaya çıkıyor.
İki santrfor dışarı, Barcelona fatihi maça.
Yani şeytana eziyet etsen, "Bana en büyük yanlışı yap, yoksa seni yok ederim" diye,onun bile aklına
gelmez böyle değişiklik...
Ve Rize yine öne geçiyor, ardından Galatasaray yakalıyor ve 93'te demli çaylar Çaykur'aaa...
103'üncü dakikadan itibaren Bülent beyler düş kurmaya başlıyor. "Erol'u gönderirler, beni alırlar" diye.
Orasını bilemem. Ama maçı alan Rize değil, veren imparatore...
***
Madem Galatasaray'ın hedefi artık ikincilik, bu maçı bırakıp, diğer gelişmelere göz atalım...
Pazartesi günü "süper" tabir edilen kümedeki Kasımpaşa-Konya maçını izliyorum.
Maç golsüz bitecekken, hakem altı dakika uzattı. Konuk takım da 93'te öne geçti. Tabii adet olduğu üzere
galip takım oyuncuları dümene başladı. Yatan kalkmıyor. Haliyle biraz daha uzadı. Derken Hayrettinoviç çakmaz mı golü...
Santra yapılıryapılmaz maç bitti, Hayroş koştu tribüne.O ana kadar ben kızı tanımıyordum. Meğer
manken-oyuncu Belma İbrahimoviç'miş. İki Boşnak gencin aşkı, İstanbul'da da devam ediyormuş.
Ne güzel, keşke bütün aşıklar kavuşsa...
Fakat konu o değil.
Birincisi, kızın tribünde ne işi var?
İkincisi, neden maskeyi sıyırıp öpüşüyorlar?
Onların antikoru yüksek olabilir. Belki aşılarını da yaptırmışlardır.
Ama maçı izleyen yüzbinlerce kişiye fiziki mesafe açısından kötü örnek değil mi?
Üstelik feza fatihi dev pankartlarda gözlerini dikmiş, "maske, mesafe, temizlik" diye ünlemekte...


İşin tuhafı, iki genç parkta elele tutuşsa polis-bekçi başlarına dikiliyor, "Maske-mesafe de neymiş" diye
posta koyanlara ağaların gıkı çıkmıyor.  

Bakınız Aleyna Tilki, "Anneme, kendime ve kardeşime aşı yaptırmayacağım, çünkü güvenmiyorum" demiş.
Bir muhbir de Cimer'e şikayet edince suç duyurusunda bulunulmuş.
Ben önce Kasımpaşa'nın patronu Ciner'e şikayet edeceğim. Ondan ses çıkmazsa Cimer'e gideceğim.
Sakın yanlış anlaşılmasın; derdim aşıklarla uğraşmak değil. Kuralların uygulanmasında ayrımcılık yapılması.
Mesela Iker Casillas'ın, televizyon muhabiri sevgilisi Sara'yı, bir maç sonrası kendisiyle röportaj yaptığı sırada              
şappp diye öpmesi ne kadar sıcak bir görüntüydü...



***
Yazının sonunda bir fotoğraf daha göreceksiniz.
İstanbul, Sıraselviler Caddesi, 23 numaralı bina.
Anayasa'da yine değişiklik yapıldı da ben mi duymadım?
Yoksa tabelacı Hüsam, "Bakanlığın hangi departmanı olduğunu yazarsam 318 lira daha isterim" mi dedi?..