Artık herkesin bildiği üzere Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) üye seçimi gerçekleşti. AYM’nin 15 üyesinden biri olan Celal Mümtaz Akıncı’nın yaş haddinden emekliye ayrılacak olması nedeniyle mahkemeye yeni bir avukat üyenin seçilmesi gerekiyordu. Bunun için tüm barolara duyuru yapıldı ve gerekli niteliklere sahip olan avukatların aday adaylık başvurusunda bulunmaları için süre tanındı. Bu süre zarfında başvuru yapan avukatlardan üçünü baro başkanlarının seçerek Meclis’e bildirmesi, Meclis’in de bu üç kişiden birini yeni üye olarak seçmesi gerekiyordu.

15 Ocak günü Ankara’da toplanan baro başkanları birer oy kullandılar ve bu oylama sonucunda Çorum Barosu Başkanı olan Av. Kenan Yaşar 18 oy, Diyarbakır Barosu üyelerinden Av. Zülal Erdoğan Bilal 13 oy, Erzurum Barosu Başkanı Talat Göğebakan 11 oy alarak ilk üçe girdiler. Mecliste 19 Ocak günü yapılan oylamada da beklendiği üzere Kenan Yaşar en çok oyu alarak AYM’nin yeni üyesi olarak seçildi.

Kenan Yaşar AKP’ye üye olan, hatta AKP listesinden milletvekilliğine aday olmuş bir kişi. Talat Göğebakan ise MHP’li bir avukat olarak tanınıyor. Cumhur ittifakına yakın olan bir kişinin Meclis'e gönderilen üç isim arasında yer alması halinde Mecliste çoğunluğa sahip olan cumhur ittifakının bu kişiye oy vereceği açıktı. Bu nedenle ‘muhalif’ baroların ne yapıp edip Meclis'e ismi gönderilen üç kişinin de ‘muhalif’ ya da en azından ‘tarafsız’ avukat olmasını sağlaması gerekiyordu. Ayrıca üyelerinin tamamı erkeklerden oluşan AYM’ye bir kadın üye seçilebilmesi için Meclis'e giden üç isim de kadın olmalıydı ki cumhur ittifakı bir kadın üye seçmek zorunda kalsın.

Olması gerekenler bunlardı ama olmadı. Kanımca, neden olmadığını tartışmak, değerlendirmek, yaşananlardan ders çıkarmakta fayda olur zira muhalefet etme, örgütlenme, birlik olma, inisiyatif alma, sonucu belirleme, etkili olma bir seçenek ve fırsat hayatta. Bu fırsatı yaratmak da değerlendirmek de imkansız değil üstelik. AYM seçiminde bu fırsatın neden kaçırıldığını değerlendirmek, gelecekte benzer başka fırsatların kaçırılmamasında rol oynayabilir.

15 Ocak’tan önce neler yaşandığına bakalım biraz. AYM’nin üyelerinin tamamı erkeklerden oluşuyordu. Bu duruma itiraz etmek için aday adayı olduğunu açıklayan Av. Zülal Erdoğan Bilal üyesi olduğu Diyarbakır Barosu’nun Kadın Hakları Merkezi’nden, bölgedeki baroların kadın hakları merkezlerinden ve yönetim organlarındaki kadınlardan, ayrıca çok sayıda kadın STK ve platformundan destek aldı. Öyle ki bu destekler ve çağrılar üzerine Diyarbakır Barosu’nun önceki dönem başkanı olan Av. Cihan Aydın, Av. Bilal’in, yani bir kadın adayın lehine adaylıktan çekildiğini duyurdu ve kadın adaylara destek çağrısında bulundu. Cihan Aydın’ın bu epey takdir toplayan hareketi bölgede ve tüm Türkiye’de bir dalga şeklinde yayılabilirdi. Ama öyle olmadı.

O günlerde çok sayıda kadın kurumu da kadın adaylara destek çağrısında bulundu. Ancak bölgedeki erkek adaylar da Türkiye’nin farklı illerinden aday olan erkek avukatlar da adaylıktan çekilmediler. Bölgeden aday olan erkeklerin neredeyse tamamı ancak 15 Ocak günü yapılacak seçimden hemen önce, kendi aralarında bir ön seçim yapıldıktan sonra, adaylıktan çekildiler. Diğer illerden aday olan avukatlardan ise yalnızca birisi, Bilgin Yeşilboğaz, kadın adaylar lehine adaylıktan çekildiğini duyurdu.

Sonuçta 15 Ocak günü yapılan seçimlerde bölge barolarının birleşen oylarıyla Av. Zülal Erdoğan Bilal 13 oy alarak ilk üç kişi arasında yer aldı ve Meclis'e ismi giden tek kadın avukat oldu. Avukatlık Kanunu’na göre insan haklarını savunmak ve korumakla yükümlü olan barolar, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için gerekeni yap(a)madılar. Bölge baroları ortaklaşarak bir kadın adayı destekleme kararı almamış olsalar, Meclis'e ismi giden üçüncü kişi de bir erkek avukat olacaktı. Yani daha önceki seçimde yaşanan tekrarlanacak, yalnızca iktidar değil barolar da yalnızca erkek avukatları aday olarak belirlemiş olacaklardı.

Meclis'e ismi gönderilen üç adayın da cumhur ittifakıyla ilişkili olmayan ve uygun niteliklere sahip kişiler arasından seçilmesi için Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) ve muhalif baroların 15 Ocak’tan çok önce hazırlıklara başlaması gerekiyordu. Öncelikle adaylık konusunda TBB’nin yaptığı duyurunun tüm avukatlar tarafından duyulmasının sağlanması gerekiyordu. Öyle olmadı ama. Birçok erkek avukat aylar önce bu gelişmeden haberdar olmuş ve adaylık için hazırlık ve kulis yapmaya başlamıştı. Kadınların çoğu ise bir adaylık süreci yaşandığından son anda haberdar oldu.

Sonrasında, mevzuatta yazılı olmayan kriterlerin TBB ve barolar tarafından belirlenmesi gerekiyordu. Fiilen baro başkanı olmamak, bir siyasi partiye üye olmamak, insan hakları hukuku konusunda çalışmalar yapmış olmak, AYM yargısı konusunda bilgi ve deneyim sahibi olmak, ve tabii ki bu seçim açısından, AYM’de kadın temsiliyetini sağlamak için kadın olmak gibi kriterler belirlenebilirdi.

TBB’nin ve baroların hem tarafsız ve bağımsız davranacak hem de gerekli niteliklere sahip kişilerin seçilmesi için bu tip kriterler belirlemeleri, adayları o kriterlere göre değerlendirdikten sonra ön seçim yaparak üç isim üzerinde anlaşmaları, 15 Ocak günü yapılacak seçimde de yalnızca bu üç isme oy vermeleri gerekiyordu. Öyle olmadı ama. Oylar çok sayıda aday arasında bölündü ve Meclis'e giden üç isimden ikisi cumhur ittifakının üyeleri oldu. Ve tabii ki şaşırtıcı olmayan bir şekilde AKP’li olan aday yeni AYM üyesi olarak seçildi.

Sonuç böyle olsa da bu hikayede alkışlanacak ve hep saygıyla hatırlanacak aktörler var. Öncelikle AYM’de bir kadın üye olmamasına itiraz eden Av. Zülal Erdoğan Bilal’i bu itirazı, cesaret gösterip aday olduğu, adaylık süreci boyunca gösterdiği kararlılıkla bütün kadınların yüreğine su serptiği, nitelikli ve yapıcı demeçleri için ayrı ayrı tebrik etmek gerekiyor. Av. Cihan Aydın’ı bir kadın aday lehine çekildiği ve bu adayın seçilmesi için çaba gösterdiği için tebrik etmek gerekiyor. Bölge barolarını ise beraber hareket ettikleri, bir kadın adayı ortaklaşarak destekledikleri ve birleştiklerinde ne kadar güçlü olabildiklerini herkese gösterdikleri için tebrik etmek gerekiyor.

Hepsi, şu karanlık günlerde, toplumsal cinsiyet eşitliğini bir hak ve mesele olarak gören bizlere, hak savunucularına moral verdiler, geleceğe dair umutlarımızı büyüttüler. Kadınlar olarak bunu başardığımıza göre bir sonraki barolar ve TBB seçimlerinde daha fazla sayıda kadının başkan olması ve yönetim organlarında yer alması için çalışırsak onu da başaracağımızı hatırlamış olduk. Gelecek baro seçimleri ve eşit temsiliyet konusunda ayrıca yazacağım.

Ve bu hikayeden çıkarılacak derslerin altını çizmemiz, yeri geldikçe hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor kanımca. Yalnızca bir sonraki AYM üyeliği seçimi açısından değil; bana kalırsa ülkedeki genel seçimler açısından da buradan çıkarılacak dersler var. Zamanında bir araya gelmeyen, ortaklaşmayan, birlikte hareket etmeyen muhalefetin bölünerek inisiyatifi sayıca bile daha zayıf durumda olan iktidara bıraktığını hep beraber izlemiş olduk. 2023 yılında yapılacak seçimlerde de ortaya benzer bir sonuç çıkması maalesef mümkün. Bu olasılığı ortadan kaldırmak için muhalefet gereken zamanda gerekli adımları atacak mı hep beraber göreceğiz.