Çevirikopi



Artı Gerçek

Çoğu zaman adı dahi anılmayan çevirmen, bir çevirikopi makinesi midir? ‘Ver metnin aslını bir taraftan, çıksın çevirisi öbür uçtan?’


Geçenlerde ünlü bir edebiyat dergisinde, ünlü bir yabancı yazarın ünlü bir romanı hakkında bir yorum okuyordum: Yazarın dil ve üslup konusundaki engin başarısı ve bu alandaki sıra dışı yetenekleri öve öve bitirilememişti.

Bir an tereddüt ettim: Ünlü yazar acaba romanını Türkçe mi yazmıştı? Ve eğer Türkçe yazmadıysa, o zaman o Türkçe metni kim yazmıştı, kimin dil ve üslup becerisi övülmekteydi? Çünkü yazıyı kaleme alan kişi çevirmenin adını bile anmıyordu…

Çevirmen bir çevirikopi makinesi midir? “Ver metnin aslını bir taraftan, çıksın çevirisi öbür uçtan?”

Yazının girişine bakarak “hayır” dememi bekleyenleri şaşırtma ve düş kırıklığına uğratma pahasına, dürüst olmak açısından bu soruya “kısmen evet” diye yanıt vermek zorundayım.

Oysa daha yedi-sekiz yıl önce bu soruya “hayır” yanıtını vermekle yetinmez, üstüne bir de yüksek perdeden tumturaklı bir “Ne münasebet!” eklerdim.

Ardından da “google translate” ile yapılan baştan aşağı hatalı ve gülünç birkaç “çeviri” örneği aktararak makinelerin çevirmenlerin yerini alamayacağını açıklardım.

Gel gör ki teknoloji kendi hata ve eksiklerinden ders çıkarmasını öğrendi. Beklenenden hızlı gelişti ve bir kez daha insan aklının üstünlüğü konusundaki katı inançlarımızı derinden sarstı: Bugün artık değişik çeviri yazılımları, beylik kalıplarla yazılmış tek katmanlı metinleri neredeyse hatasız denecek düzeyde pekâlâ çevirebiliyorlar.

Gündelik konuşmada yalnızca 300 ila 3000 sözcük kullandığımızı, çoğunu da hep basmakalıp cümlelere yedirdiğimizi düşünürsek, bu tür yazılı ya da sözlü iletişimleri benzer kalıplarla başka dilde tekrarlamanın pek de imkânsız olmayacağını hayal etmek zor değil.

Buna karşılık, çeşitli meslek gruplarının toplantılarında konuşulan ya da belgelerinde kullanılan dil elbette gerek sözcük sayısı gerekse de cümle yapısı olarak çok daha zengin ve karmaşık. Ne de olsa her birinin kendi alan terminolojisi, ayrı artalan bilgisi ve kültürü, özel jargonu var.

Tıp gibi bazı bilimsel dallarda bu özel terimlerin az çok yerleşik ve birebir karşılığı var diğer dillerde; hatta sıklıkla ortak terimler dahi kullanılıyor kuşkusuz. Ancak özellikle hukuk gibi, mimari gibi, toplumbilim ya da siyaset bilimi gibi alanlarda, her dil bölgesinin kendi özel tarihi ve kültürel bağlamı var. Bu nedenle yakın kavramların dahi diğer dillerde doğrudan karşılıkları olmayabiliyor: Örneğin Fransızcadaki “cours d’assise” Türkçedeki “ağır ceza mahkemesine” karşılık gelmekle birlikte, ikisi çok farklı usullerde çalışan mahkemeler, çünkü ilkinde jüri var, diğerinde yok.

Yazılımlar eskiden bu tür metinleri çevirmekte zorlanırlardı, belli kalıp terimleri ya da deyimleri kelimesi kelimesine aktarmaya kalkıp anlamsız cümleler oluşturabilirlerdi. Bu kusurlar artık büyük ölçüde aşılmış. Belli ki çok yakında daha da gelişkin sonuçlar elde edilecek, çünkü teknoloji gelişmeye devam ediyor.

Yazılım belleklerine her alanda her dilden yüz binlerce metin ve daha önce yapılan onaylı çevirileri yüklenmiş. Böylece karşılaşılan cümledeki her kalıp, terim, deyiş taranıyor, benzerleri ve uygun çevirileri anında bulunuyor, bu da hata payını en aza indiriyor.

Çevirilerin gerçekten kusursuz olması için şimdilik konuyu iyi bilen uzman bir çevirmenin son denetlemeyi ve ince ayarı yapması hâlâ gerekli. Ancak bu işi de gelecekte (kısmen şimdiden) belli çeviri platformlarında görevli uzmanların “online” olarak yapabileceklerini, belki belli tür metinlerde buna bile gerek kalmayacağını varsayabiliriz.

Konuşmayı yazılı metne, yazılı metni de konuşmaya aktaran yazılımların da giderek geliştiklerini hesaba katarsak, sözlü çeviri işini de yazılımlar büyük ölçüde halledebilecekler.

Başka bir deyişle, çevirmenlik mesleği yakında bilişim kurbanı meslekler arasında karışabilir.

Geçimini bu işten sağlayan profesyonel bir çevirmen olarak karalar bağlamam gerekirdi belki. Ancak böyle bir tutum kanımca dar bir grubun (“çevirmenlerin”) yani bir tür “lonca”nın çıkarını toplumun çıkarından üstün tutmak anlamına gelirdi.

Sonuçta bu teknolojik gelişim insanlığın hayrına olan bir ilerleme: Farklı diller konuşan insanlar arasındaki iletişim yakın gelecekte (hatta şimdiden) çok daha yaygınlaşabilecek, kolaylaşabilecek, bunun için bir cep telefonu ya da bilgisayar yazılımı kullanmak yetecek. Üstelik çevirmene para ödeyecek maddi imkânları olmayan düşük gelirliler de artık bu hizmetten yararlanabilecek.

Böyle bir imkân sayesinde bilgiye erişim yabancı dil bilen ayrıcalıklı kesimlerin tekelinden kurtulsa; benzer konularda tüm dünyada benzer mücadeleler vermekte olan tüm kesimler daha sık ve daha ayrıntılı olarak haberleşebilseler, ortak toplantılar yapabilseler, deneylerini paylaşabilseler, dayanışmalarını derinleştirebilseler, eylemlerini ortak hedefe eşgüdümlü olarak yönlendirebilseler, dünyanın çehresi değişmez mi?

Öyleyse neden karalar bağlayalım?

Kaldı ki toplum çevirmenleri ne zaman ciddiye alıp önemsedi ki? Çevirmenliği, “biraz” dil bilen herhangi birinin kolayca yapıvereceği basit, vasıfsız, teknik bir iş olarak görmedi mi ezelden beri? Başta verdiğim örnekte olduğu gibi, adını bile anmayı unutmadı mı çoğu zaman? O halde, varsın çevirmenlik mesleği de teknoloji sayesinde yok oluversin!

Ama öyle mi olacak gerçekten?

Kanımca bu yeni teknolojiler sadece vasıfsız çevirmenlerin piyasadan tamamen çekilmelerine yol açacak. Öyle ya… Aynı kalitede bir işi bir yazılım bedavaya yapıyorsa, neden vasat ve yetersiz bir çevirmene para ödensin ki?

Gelgelelim, çok daha karmaşık, çok katmanlı ya da yaratıcılık gerektiren metinler (örneğin felsefi, edebi ya da sanatsal metinler) için yazılımlar büyük olasılıkla yeterli olmayacaktır. Ne de olsa bu tarz metinleri çevirebilmek için önce anlamak, bunun için de yorumlamak gerekir. Oysa bu tarz metinlerin tek ve “mutlak doğru” bir yorumu olamaz, tarih boyu farklı düşünürler onları farklı yorumlamıştır. Okuyan her çevirmen de ister istemez farklı yorumlayacaktır. Dolayısıyla bu metinlerin “tek ve mutlak doğru” bir çevirisi de olamaz.

Tüm katmanları, sözcük oyunlarını, kültürel ima ve göndermeleri birebir aktarmak mümkün olmadığında, çevirmen her seferinde farklı seçenekler arasında tutarlı tercihler yapmak zorunda kalacaktır. Zaman zaman da metnin içeriğine ve ruhuna sadık kalabilmesi için biçiminden uzaklaşması gerekecektir.

Bu tarz güçlükler söz konusu olduğunda, eşdeğer mesleki ve kültürel donanıma, aynı düzeyde dil bilgisine ve mesleki tecrübeye sahip iki usta çevirmen bile farklı seçimler yapabilirler. Hele karmaşık düşünceler, derin duygular ve estetik kaygılar söz konusuysa.

Bu noktada nesnel ölçütlerin ötesinde işin içine öznel yorumlar ve farklı estetik tercihler de karışacağı için, iki farklı çevirmen birbirinden oldukça farklı, ama eşdeğer derecede “doğru” ya da “güzel” kabul edilebilecek çeviriler üretebilir.

O halde, öznellik ve aşağı yukarı eşdeğer seçenekler söz konusu olduğunda, yazılım neden otomatik olarak insandan üstün olsun ki? Zaten eğer yapay zekâ, insana değin olan her şeyi, tarihi derinliği, düşüncenin ve duygunun tüm katmanlarını ve estetik yaratıcılığı insana eşdeğer olarak üretebiliyorsa, insandan ne farkı kalır?

Başka bir deyişle, çeviri yazılımları daha da gelişseler bile, kanımca gerçekten yetkin ve donanımlı çevirmenlere daha uzun süre gereksinim duyulacaktır. En azından yapay zekâya dayalı bu yazılımların tasarlanması ve denetlenmesi için…

Çevirmenliğin basit, “teknik” boyutunun yapay zekâya dayalı yazılımlar tarafından üstlenilmesi belki de aslında çevirmenlik mesleğinin lehine olacaktır: Bu uğraşının tekniğin ötesine geçen boyutunun ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunun, ne kadar ciddi bir donanım ve yetenek gerektirdiğinin, ayrıca topluma ne kadar yararlı olduğunun, artı değer kattığının bu kez gerçekten anlaşılmasına yarayacaktır.

Sonuçta çevirinin yazılımlar tarafından üstlenebilecek teknik bir boyutu olmakla birlikte, çeviri yalnızca “teknik” bir işlemden ibaret değildir.

Çevirmen de dolayısıyla organik bir çevirikopi aleti değildir, hayır.

Çevirmen, geçmişten bugüne tüm insanlığın duygu ve düşüncelerini yansıtan kültür mirasını, en ince nüans, detay ve ayrımlarına varıncaya kadar tüm karmaşık yapısıyla kavrayabildiği oranda, bunu olabildiğince doğru yorumlayıp diğer dil ve kültürlerde olabildiğince eksiksiz biçimde yeniden ifade edebildiği oranda, dil, din, köken, milliyet farklarının ötesinde tüm insanların birbirini anlamasını sağlayan benzersiz bir aracıdır.

Kıymetini bilip bilmemek size kalmış.

Ve siz siz olun, bu kıymeti bilmeyen, çevirmeninin adını kitabın kapağına koymayı zül addeden, özgeçmişini iç sayfalara yansıtmaya gerek duymayan, çevirmene hak ettiği ücreti ödememeyi marifet sayan yayınevlerinin yayımladıkları kitaplardan sakının. O kitapları bir yazılım da çevirmiş olabilir.

Çeviri bir kitabı çevirmenin adını anmadan öven yorumculardan da sakının, o yazının da bir yazılım sayesinde yabancı bir dergiden aşırılarak çevrilmediği ne malum?