Bu değişim fırsatı da kaçırılmasın

Önümüzdeki seçimler, herkesin kabul ettiği gibi, çok önemli bir değişim fırsatı. Sadece muhalefet değil, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı’nın (CB) ağzından yine yeni anayasa çağrısı yapan iktidar da bunun farkında. Tabiî, iktidarın amacı, daha önce çeşitli vesilelerle açıklamış oldukları gibi, bugünkü sistemi tahkim edecek bir anayasa düzeni. Muhalefet ise, sadece kişileri değil, sistemi de değiştirmek istiyor. İşte, önümüzdeki seçimler bu nedenle hayatî önem taşıyan bir değişim fırsatı. Her şeyden önce, bir ay kadar sonra yirmi yılı geride bırakacak olan bir AKP ve Erdoğan iktidarı var. Bu kadar uzun süre kesintisiz bir biçimde iktidarda kalabilmiş olmanın yol açtığı bozulma ve yozlaşma apaçık bir biçimde ortada. Dolayısıyla, bugünkü hiper-başkanlık sisteminin değiştirilemeyeceği ihtimalini dikkate alsak, sadece CB’nin ve TBMM’deki çoğunluk partisinin veya partiler ittifakının değişmesi bile büyük önem taşıyor. Tabii, bunun ardından bir sistem değişikliği ve hatta bütünüyle bir anayasal yenilenme gerçekleştirilebilirse, Türkiye’nin demokratik bir geleceğe güvenle yürüyebilmesi bakımından hayati dönüşümler de gerçekleştirilebilmiş olur, buna da kuşku yok.

Peki, önümüzdeki tablo ne gösteriyor? Bir kere, mevcut iktidar varlığını sürdürmekte zorlanıyor. Bu zorlanmanın Haziran 2015’e dek uzatılabilecek kaynakları var. Hatırlamak gerekir ki AKP, 7 Haziran 2015’teki seçimlerden tek başına iktidar olma gücünü kaybederek çıkmıştı. Bu kaybın telâfisi, ancak kanlı şiddet olaylarının ve bir darbe girişiminin yaşandığı karanlık süreçler sonucunda kotarılan bir ittifak ile mümkün oldu. Cumhur İttifakı (Cİ) denilen bu koalisyon görünüşte gücünü koruyor ama, önümüzdeki seçimlerde, AKP ile birlikte MHP’nin seçmen desteğinin de bir hayli düşeceği de çok yüksek bir ihtimal.

Bu ihtimal karşısında, varlığını sürdürmekte zorlanan iktidarın iki büyük hamle alanı bulunuyor. Bunlardan ilki hukukla ilgili. Kısaca mevzuat değişiklikleri yoluyla seçim sonuçlarını kendi lehine çevirmenin yollarını oluşturmak diye de özetlenebilir. Bu hamlelerin son örneklerinden biri, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da (Seçim Kanunu), birkaç ay önce yapılan bir dizi değişiklik. En kritik değişiklikler il ve ilçe seçim kurullarının oluşması ve CB’nin seçim yasaklarına tabi olup olmayacağı ile ilgili. Buna göre, il ve ilçe seçim kurulları, il ve ilçelerde görev yapan hakimler arasında, herhangi bir kıdem veya yaş sırası gözetmeksizin yapılacak ad çekme yoluyla oluşacak. Değişiklikten önce, bu kurullar en kıdemli ve kıdem eşitliği durumunda en yaşlı olan hakimlerden oluşuyordu. Değişiklikte bununla da yetinilmemiş, Ocak 2022’de, kanunen iki yıl süreyle görev yapmak üzere oluşmuş kurulların da üç ay içinde yenileneceği kuralını getirilmiş. Yani, seçim kurullarının yenilenmesi hemen gerçekleştirilecek acil bir iş olarak düzenlenmiş. Herhalde, iktidarın sürdürülmesindeki zorlukların alarm verdiği bir aciliyet buna sebep olmuş diyebiliriz. Yoksa, 1961’den beri kesintisiz uygulanan bir kanunun apar topar değiştirilmesini nasıl açıklayabiliriz?

Cİ’nin sürdürmekte zorlandığı iktidarını garantilemek için müracaat ettiği hukuki hamlelerden ikincisi, yine Seçim Kanunu’nda eski sisteme göre "Başbakan ve Bakanlar" için getirilmiş olan yasakları yeni sisteme uyarlarken CB’yi, yani yeni sistemin yürütme organını seçim yasaklarına tabi olacak makam sahipleri arasında saymaması. Bu durumda, görevdeki CB ki aynı zamanda bir siyasi partinin de genel başkanıdır, diğer CB adayları ile birlikte seçilmek için rekâbet edecek ama bu rekâbette, diğer adaylar seçim yasaklarına tâbi olurken CB, devletin ve makamının bütün imkânlarını kullanmanın yanında, bu yasaklara da tâbi olmayacak.
Her iki düzenlemede de açık Anayasa’ya ve hukuka aykırılıklar var ama, Anayasa Mahkemesi, CHP’nin iptal başvurusunu geçtiğimiz hafta oy çokluğuyla reddederek bu değişikliklerin kesinleşmesini sağlamış bulunuyor. Bu anlamda, Cİ’nin iktidarını sürdürmek için başvurduğu hukuki yollardan biri hedefine varmış bulunuyor.

Parantez içinde belirtmek isterim ki, iktidarın seçim sonuçlarıyla ilgili süreçlere müdahalesi yeni değil. Yol 2014’te açılmıştı. 10 Ağustos 2014 günü yapılan CB seçiminde, sonuçların açıklanmasının geciktirilmesini sağlayarak, o zamanki Anayasa kurallarının işletilmesini engellemekle açılan yol üzerindeki muhtelif duraklarda Yüksek Seçim Kurulu üzerinden çeşitli biçimlerde bu müdahaleler gerçekleşti, biliyoruz. En son büyük müdahale İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlık seçiminin tekrarlanmasıydı ama bu defa iktidarın istediği sonucu vermedi. Bu son hukuki hamlelerin önümüzdeki seçimlerde mevcut iktidarın devamına destek olup olmayacağını göreceğiz. Ancak, her halükârda serbest ve adil seçimlerin bağımsız yargının denetiminde yapılması gerektiği kuralının, 1961’den sonra gerçekleştirilen bir kanun değişikliğiyle terk edilmekte olduğu izlenimini yaratan bu son hamlelerin tasvip edilmesi mümkün değildir.

Cİ’nin iktidarını devam ettirmek için, yukarıda değindiğim türden hukukla ilgili hamleler yanında, siyasi hamlelerde bulunduğu da bir sır değil. Bu siyasi hamlelerin başında Türkiye’nin üçüncü büyük partisi üzerinde kurulan baskı ve bu partinin kriminalize edilmesi geliyor. Bu hamle, Cİ’nin kendi içine dönük bir hamle olmayıp, Millet İttifakı (Mİ) ve Altılı Masa çevrelerine yönelik bir hamle. Amacı çok net: HDP ve Emek ve Özgürlük İttifakı olarak ortaya çıkan yeni oluşumun Altılı Masa tarafından dışlanmasını sağlayarak, muhalefetin gücünü kırmak, böylece CB seçimini ikinci tura bırakarak kazanma şansını yükseltmek.

Mİ bileşenlerinin ve diğer küçük partilerin bu hamlenin ne olduğunu şimdiye kadar çoktan görmüş olmaları ve bu hamleyi boşa çıkaracak karşı hamleler geliştirmeleri gerekirdi. Oysa, tam aksine, HDP’nin ve EÖİ’nin dışlanması, görmezden gelinmesi konusunda Mİ ve Altılı Masa çevrelerinde neredeyse tam bir mutabakat gözleniyor, tıpkı Cİ gibi. Arada, "yetkili olmayan" CHP’lilerin aykırı sesleri çıkıyorsa da bunun pek bir öneminin olmadığı anlaşılıyor. Şimdi, herkesin gördüğü bir durumu hatırlatarak, bir soru sorayım. Durum şu: Cİ ile Mİ ve Altılı Masa, birbirlerine çok yakın seçmen desteklerine sahip görünüyorlar. Buna karşılık, dışlanan HDP’nin seçmen desteği, AKP’nin tek başına iktidar olma gücünü yitirdiği 7 Haziran 2015’teki %13’ün üzerine çıkmış durumda.

Bu tablo karşısında, hem CB seçimini kazanmak, hem de Anayasa’yı değiştirecek yasama çoğunluğunu elde etmek isteyen ve bu amaçlar için çok küçük seçmen desteklerine sahip partilerle "liderler buluşması" gibi büyük adlar altında toplantı üstüne toplantı yapabilen CHP, İYİP gibi partilerin maksadı gerçekten ne olabilir? Bu sorunun cevabı ne olursa olsun, Türkiye’nin yakaladığı büyük bir değişim fırsatının tehlikeye atıldığı açıktır.

Şöyle bir geçmişe bakalım. Cumhuriyet döneminin en uzun tek-parti iktidarı, 1923-1950 arasındaki CHP dönemidir. Bu dönem, hukuki ve fiili tek-parti dönemidir, 1946’ya kadar göstermelik seçimlerle sürdürülmüş, 1946-1950 arasında ise, "sopalı seçim"in zorlayıcılığı söz konusudur. 1950-1960 arasındaki DP iktidarı ise, bir askeri darbe ile devrilmiş, seçmen iradesiyle iktidardan düşürülmesi fırsatı bu darbe ile halkın elinden alınmış, demokratik değişim fırsatı kaçırılmıştır. Bundan sonra da, 2002’ye kadar, bu denli uzun süreli bir tek-parti iktidarı olmamıştır. 2002’den 2015’e kadar kesintisiz devam eden AKP iktidarı, 7 Haziran 2015’te seçmen iradesiyle sona ermiş ama ne olup bittiği hâlâ karanlıkta olan bir olaylar ve kanlı eylemler zinciri sonucunda, 1 Kasım 2015’ten itibaren yeniden canlanmış ve uzunca bir süredir de Cİ olarak, ama bir tek adam iktidarı hâlinde varlığını sürdürmektedir. Yani, 1960’tan sonra 2015’te yakalanmış olan demokratik değişim fırsatı da kaçırılmıştır. Şimdi, yine bir demokratik değişim fırsatının eşiğinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu fırsatın, dışlayıcı değil, açık, çarpıtılmamış bir kamusal müzakere ile bir araya gelmeyi beceren muhalefet güçleriyle gerçek bir demokrasi hamlesine dönüşeceği açıktır. Aksi hâlde, yukarıda özetlemeye çalıştığım hukuki ve siyasi hamleler, seçim sonuçlarının mevcut iktidarın lehinde oluşmasına imkân verecektir. Haziran 2015’ten ders alınmış olduğunu, dolayısıyla tarihin tekerrür etmeyeceğini umuyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar