Ukrayna'dan Brezilya'ya, Brezilya'dan 2023'e...

Soylu PKK’nın Mersin’deki terör eyleminin ardında ABD’nin olduğunu belirtiyor. Dışişleri ABD’nin GKRY'ye yönelik destek kararlarını peş peşe sert biçimde kınıyor. Aynı anlarda Kalın ABD’li mevkidaşı Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan ile poz veriyor. Gerek Erdoğan gerek Akar yeni F-16 alımı ve eldekilerin modernizasyonu konularında seçenekler olduğunu vurguluyor. O arada bir AKP heyeti de Vaşington’a gidip Kongre nezdinde yumuşatma girişimlerinde bulunuyor.

Ağzını açan Dedeağaç’ta ABD üssü, Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsü ve ABD’nin artık Yunanistan’la dengeyi gözetmediği eleştirisinde bulunuyor. Hatta nasıl İngiltere Yunanistan’ı Anadolu’yu işgal için kullandıysa, şimdi iki NATO müttefikimiz ABD ve Yunanistan’ın bir olup topraklarımızı işgale girişeceklerini savlıyor. Kimse neden S-400 işine girişip, kendimizi F-35 programından attırdığımızı sorgulamıyor ve asıl dengenin Yunanistan F-35 edindiğinde bozulacağını da dile getirmiyor. Malum, tüm kötülüklerin anası Amariga.

Ukrayna’ya SİHA satıyoruz. Kırım’ın ilhakını ve dört bölgede yapılan referandumu tanımadığımızı açıklıyoruz. Barış görüşmelerinin de ancak Ukrayna’nın ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğü temelinde yapılabileceğini savunuyoruz. Hepsi doğru, hepsi yerinde. Montrö’yü uyguluyoruz. Tahıl koridoru ve esir takası uzlaşılarına aracılık ediyoruz. Bunlar da öyle.

Buna karşılık Rusya’dan doğal gaz ithalinde ne dolaplar döndüğü belirsiz. Hangi formül geçerli? Geçerli olan formüller değişti mi? Ekonomi yavaşlarken ithalat Rusya’ya yeniden ihracat için mi artıyor? MIR sistemini de geçtim, Akkuyu kisvesiyle Merkez Bankası’na yatanı da geçtim, Rusya’dan buraya balyayla, kargoyla nakit para mı geliyor? Muhalefet neden bunları da, 2024’e dek doğal gaz borcunun bir bölümünü erteleme talebi gibi, açık kaynaklardan, resmi kayıtlardan kovalamıyor? (*)

"Bunlardan bıktık, yeni şeyler anlat cancağızım” derseniz hem İtalya, hem Brezilya seçimlerinin sonuçlarını gösteren ülke haritalarını önümüze koyalım. Bakalım oraların "göbeğini kaşıyan bidon kafalı ayıları” yine kimlere, hangi gerekçelerle oy vermiş? "Kandilli’ye bilet” özlü sözümüzde anlamını bulan türden bir meşaz var mı yalnız ve güzel diyarımıza, görelim.

İnsanlar yedi saniyede izlenim edinirmiş, otomobil reklamından öğrendim. Ama "hangi otomobil?” diye sormayın lütfen, orasına alelusul dikkat etmemişim. Bolsonaro tüm kamuoyu yoklamalarını madara etti, oylarına son seçimden bu yana iki milyon oy daha ekledi, Lula ile farkı 5%’de tutup ikinci tura kalmayı becerdi. Sao Paulo gibi en zengin yerlerden de, en fakir favelalardan da oy almayı bildi.

Uzmanlarca söylenene göre protestan evanjelizm ve pentikostalizm, Brezilya’da katolisizmi güçlü biçimde geriletiyor, hatta en yaygın din olma yolunda ilerliyor. Çok basitçe Katoliklik "bir lokma, bir hırka” tevekkülünü, evanjeliklik ise para kazanmanın da bir ibadet biçimi olduğunu öğretiyor. Brezilya halkının ezici çoğunluğunun haber kaynağı kilise rahiplerinin ardından vadzap grupları ve sosyal medya. Ülke kuzey-güney olarak iki renge bölünmüş gözüküyor.

İtalya’da harita daha çok parçalı. Yerleşim birimlerinin çoğunda sol, topukta Beş Yıldız egemen gözüküyor. Buna karşılık halkın çoğunluğunun düzen ve istikrar istediği, eldeki seçeneklerden de en denenmemiş olana çoğunluk desteği vermeye yöneldiği görülüyor. Putin’in Ukrayna’yı işgal girişimi enerji maliyetini zıplatırken, bunun yarattığı enflasyon Avrupa genelinde popülizmi besliyor. Ukrayna’ya desteğin kayda değer biçimde artması gerekiyor ki, Putin bir an önce yenilsin.

Ancak desteğin artması kamu harcamalarını artırırken, bütçelere önce pandemi ve kırılan küresel tedarik zincirleri, sonra patlayan enerji maliyeti ve onun yarattığı enflasyon dolayısıyla hane halkına verilecek desteğin de kısıtlı kaynaklardan sağlanması yükleri biniyor. Dolayısıyla bizde her ne kadar Erdoğan’ın kendinden menkul ekonomistliği ve Nebati’nin bilimsel (!) açıklamaları gülüşmelere yol açarken, gelişmiş dünyada da merkez bankalarının diz refleksi faiz yükseltme politikaları tartışılır duruma geliyor.

Böylece Brezilya ve İtalya turları bizi yine Ukrayna’ya geri getiriyor. Nitekim BRICS’in B’si Brezilya, tıpkı Çin ve Hindistan gibi Rusya’ya tavır alınması konusunda çekimser davranıyor. Heterodokslukta Nebati’den oyun çalan İngiltere Başbakanı Truss ve Maliye Bakanı Kwarteng, neredeyse sabah açıkladıkları en zenginlerin vergisini azaltmak formüllerini, zoru görünce aynı akşam terk etmek zorunda kalıyor. Seçim de yenilenemiyor zira muhafazakâr milletvekilleri hemen sandık konsa, koltuklarını onlarla değil yüzlerle ölçülecek sayılarda yitireceklerini biliyor.

Bütün bu olup biten içinde ve eğer laf salatasını ayıklayacak sabrınız varsa, ortaya çıkan bir durum ulusal güvenlik ve dış politika dosyalarının yönetiminin bir bakıma "sekülerleşmesi”. Demek istediğim, muhalefet "liyakat” diyor ancak "liyakat” deyince büyük olasılıkla seçmenin çoğunluğunun "vesayet” anlayacağını umursamaz izlenimi veriyor. Oysa perde gerisinde dönen "al takke, ver külâh” akçeli dalavereleri bilemesek de ve "bugün öyle, yarın böyle” olsa da anlatıda öne çıkan dümende Erdoğan’ın ve yalnızca Erdoğan’ın olduğu.

Nitekim Prof. Dr. Emre Erdoğan "Restorasyon savunucuları (…) eski kurumlara itibarlarını vermenin sorunu çözeceğini öne sürüyorlar. Onların bakış açısından yaşanan sorunlar bazı sorumsuz politikacıların akil insanların sözlerini dinlememeleri, önlerini kesen bağımsız kurumları işlevsiz hale getirmeleri. (…) Yaşadığımız sorunların büyük bir kısmını bu kurumların ve bürokratların yarattığını yok sayıyorlar.” uyarısında bulunuyor.

O arada son Altılı Masa sohbet toplantısından liderlerin milletvekili seçimlerine girmeyeceklerini, cumhurbaşkanı yardımcısı (Cbşk. Yrd.) VEYA bakan olacaklarını öğrendik. Acaba Cbşk. Yrd. VE bakan olmak da mümkün mü? Örnekse Akşener Cbşk. Yrd. VE İçişleri Bakanı, Babacan Cbşk. Yrd. VE MSB, Davutoğlu Cbşk. Yrd. VE Dışişleri Bakanı gibi? O mutfağın, yemek salonundaki sınamalar avaz avaz bağrışarak bekleşir ve beklerken tabak-çanak kırarken, servise yetişme olasılığı ve servis edecekleri yemeğin lezzeti sanki seçmeni duraksatacaktır. Bilmem yanılıyor muyum?

Ayrıca tıpkı ABD’de Trumpizm’in olduğu gibi, Brezilya’da da Bolsonarizm’in kalıcı olduğu, kökleştiği anlaşıldı. Bizde "yağma Hasan’ın böreği” düzeni bittiğinde yani Erdoğan gelecek seçimde yenildiği takdirde, AKP’nin de kendiliğinden yok olacağını varsayan muhalifler pek çok. Ya bizde de Erdoğanizm artık kalıcıysa ve yine örnekse çehresini ekranda dahi görmemek olasılığı yüzlerimizi güldüren bir Soylu ya da benzerinden yerli ve milli bir Bolsonaro çıkacaksa? Bizim kasa tamtakır, yozlaşma depderin ve küresel ekonominin belini doğrultması da epey zaman alacakken hem de.

Bu karanlık düşünceleri kafamızdan atalım. İyimser bir ezgiyle bitirmeye çabalayalım. Belki biz zaten karadüzeni yirmi yıldır deneyimlediğimiz için "tersten sürpriz” yaratacaktır Türkiye. Çevrenize, özellikle gençlere bakın. Ne başı açık ile kapalı arasında, ne Kürt ile Türk arasında dışa vurulan, konuşmakla çözülemeyen ve konuşulamayan bir gerilim yok. Dolayısıyla bence Kılıçdaroğlu’nun da bugüne konuşmasında ve ortak yarını anlatmasında yarar var, dünü anmasında değil.

*EMO’nun düzenlediği oturumda Aydın Sezer’in 01:00:00 itibarıyla verdiği teknik bilgileri dinlemenizi öneririm. Dinlerken "nasıl bir tezgâha geldik vay arkadaş” dememek bence elde değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar