Dil hem konuşma organının adı hem de konuşmayı sağlayan düzeneğin. Dil olmazsa konuşamayız, o yüzden dil kesmek isteyen susturmak isteyendir. Konuşulsun istemeyen. Susturmanın dil kesmekten daha vahim, daha vahşi, daha Vandal yöntemini bilen var mı?

BU SÖZ DEĞİL EYLEMDİR

Bir yerde her hangi bir kamu yetkilisi, en küçük rütbelisinden en büyük makamdakine kadar, dil kesmekten bahsettiğinde orada adaletten, medeniyetten, demokrasiden, barıştan, sevgiden, bir toplumu toplum kılan herhangi bir ilkeden, hasletten bahsetmek imkansızlaşır. Rütbe ne kadar yükselirse o kadar imkansızlaşır. Çünkü kamu yetkililerinin sözleri, sadece söz değildir aynı zamanda eylemdir; hem eylem hem de açık biçimde eylem daveti. 

Bir yerde bir yurttaşın dilini kesmekten bahsedildiğinde kimseden çıt çıkmıyorsa, ister şimşekleri üstüne çekmemek için, ister seçim filan gibi meselelerdeki plana halel gelmesin diye taktik filan sebebiyle, ister dili kesilmek istenene ilişkin duygular nedeniyle susuluyorsa, orada sadece dilin kesilmesini isteyen değil kalan herkes de sorumluluk altına girer. Hele hele demokrasiden bahsedenler varsa, ister mecazi anlamıyla ister dümdüz anlamıyla alınsın “dil kesme” beyanına karşı susuyorlarsa, her şeyleri yalan demektir. Çünkü konuşulmayan, insanların dilsizleştiği, dillerinin kesildiği bir demokrasi yoktur. 

AMAYLA, FAKATLA KONUŞMAK

Kuzgun ilan edilen, evinin önünde nefret diliyle yeri işaretlenen, “dil kesme”nin hedefi olan kişiyi, Sezen Aksu’yu savunurken “ama”lar icat eden, “fakatlar” öne süren, Sezen Aksu’nun 12 Eylül referandumunda ya da Kürt meselesinde aldığı tutumları eleştiri hedefi haline getiren, yani önce Sezen Aksu’ya vurup sonra sözüm ona savunuyor gibi yapanlar, saldırının ortağı haline gelir. 

Bir iki gündür çok duyulan bir soru da Sezen Aksu’nun niye sustuğu. Haksız, hukuksuz, adaletsiz ve tehlikeli bir saldırıya hedef olan bir kişinin “konuşması gerektiği” fikri de saldırı kadar tehlikeli. Birine dilini keseceğiz deniliyorsa onun ağzını açma mecburiyeti olduğunu söylemek, yani durduk yere hedef haline getirilmiş birini kavgaya davet etmek akıl alır iş değil. İster konuşur ister susar kendi bileceği iş, fakat geri kalanlar yurttaş olarak ses çıkarmak zorundalar. Hasılı, konuşması gerekmeyen tek kişi Sezen Aksu aslında. Kalanlar, mesela barolar, mesela muhalefet partileri, mesela Aksu’nun meslektaşları, meslek örgütleri, konuşmak için sıranın kendilerine gelmesini mi bekleyecekler? Bu ülkede Müjde Ar’dan, Sıla’dan, Tarkan’dan başka yurttaş yok mu, bırakın sanatçıyı? Pervin Buldan’dan, Ali Babacan’dan, Canan Kaftancıoğlu’ndan başka siyasetçi yok mu? 

MESELE SEZEN AKSU MU?

Meselenin gerçekten Sezen Aksu’nun şarkısındaki sözler olduğunu sananlar ciddi biçimde yanılıyor, mesele ağzımızın içinde taşıdığımız dilimizdir. Ekonomiden uluslararası ilişkilere kadar birbirinden vahim politikaların birbirinden vahim sonuçlarını herkese kabullendirmek isteyen iktidar, siyaset oyununu en iyi bildiği alana çekiyor, yani kutuplaştırmayı, nefreti, öfkeyi artırarak, siyasal alanda kendisine karşı oluşabilecek ittifaklarda çatlaklar yaratmayı ve kendi tabanını öfke şırıngasıyla bir arada tutmayı hedefliyor. Bu yolun sonu açık: Son yirmi yıl içinde oluşturduğu kendi burjuvazisi lehine seküler burjuvaziyi tasfiye etmek. Birkaç yıl önce (Mart 2019 seçiminden önce, Şubat 2019’da) Beşiktaş, Kadıköy, Çankaya, İzmir gibi kendisine yüz vermeyen seçmene yönelik bizzat Erdoğan’ın ağzından çıkan sözler, şu günlerde sanatçılara yönelen saldırgan furyanın hem ilk alametleri hem de işin gidiş yönünü gösteren yol haritasıydı. Sezen’in hedef seçilmesi, dilinin kesilmek istenmesi, dilini hiç tutmak istemediği için elbette; 12 Eylülcülere karşı da şarkı söyledi o, Cumartesi Anneleri için de, Diyarbakır Newroz meydanında da şarkı söyledi, Hrant Dink’in ruhu huzurunda da, Erdal Eren’i de söyledi, Ceylan Önkol’u da… (Yıldıray Oğur’un derlemesini öneririm herkese; yazı, pek masum olmayan “Sezen Aksu niye susuyor” sorusuna da cevap içeriyor gayet güzel biçimde.)

Bir yurttaşın dilini kesmekten bahseden bir lidere karşı sessizliği, şartlı konuşmaları, kıyıdan köşeden dolanmayı yöntem haline getirdikten sonra o sandıkta zor istediğinizi alırsınız. Demokratik takat getirmeyi bilmeyenlerin talep ettiği demokrasiye kim inanacak da gelip size oy verecek?