CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu beş yıl önce Ankara’dan İstanbul’a yürürken atmosferde hiç umut ışığı görünmüyordu. O yürüyüş, anamuhalefet partisi liderinin artık Ankara’da siyaset imkanı kalmadığını kabul etmesi anlamına geliyordu esasen, o nedenle başkentten taşraya doğru yola çıkmıştı. İstanbul evet resmi siyaset kurgusunda taşra ise de tıpkı ekonomide olduğu gibi siyasetin büyük fotoğrafında kudretli bir merkezdir. 

Aynı Kılıçdaroğlu dün Maltepe’de, yani beş yıl önceki yürüyüşünün bittiği yerde yeni bir yolun belki de ilk adımlarını attı. Üstelik beş yıl önceki yürüyüşün hedefi olan İstanbul’un büyükşehir belediyesini iktidardan söküp almış bir lider olarak. Maltepe’de sahneye iktidarın yargı aparatının hedefi olan Canan Kaftancıoğlu’nun çıkması, ilk yürüyüşteki umutsuz atmosferin aksine bu yeni yürüyüşte daha güçlü adımların atılacağının ilk işaretiydi: Yargı dahil, iktidarın bütün düzeneklerine meydan okumanın sembolüydü Kaftancıoğlu. Lafı uzatmadan yeni yürüyüşün hedefinin ne olduğunu söylemek gerek: Kemal Kılıçdaroğlu, henüz resmen dile getirilmemiş olsa da, henüz altılı masada belki konuşulmamış olsa da, artık ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayıdır. Maltepe mitingi, bu fiili kararın dosta düşmana ilanıydı aynı zamanda. 

“AZ KALDI…”

Beş yıl önceki yürüyüşte HDP ve BDP’lilerle fotoğraf çektirmekten çekinmeyen Kılıçdaroğlu bugün HDP’nin kilit (ya da anahtar) parti niteliğinde olduğu seçime hazır olduğunu ilan etti dün. Kılıçdaroğlu dünkü konuşmasının daha başında o yürüyüşe atıfta bulunarak, “Az kaldı” dedi ve ekledi: “Beş yıl önce ilk adımı attığımız yürüyüşün finaline yaklaşıyoruz. Az kaldı. Bu kentin, bu meydanlarında, tarlalarında, fabrikalarında, üniversitelerinde özgürce kucaklaşacağız. Az kaldı.”

Nitekim, CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay, Maltepe mitingine katılan yüzbinlerce kişiyi kast ederek partilerinin henüz ilan edilmemiş kararını anlattı: "Şu tablo biraz gösteriyor ki eskiden 'Gönlümüzün adayı Kılıçdaroğlu' deniliyordu, o 'gönlümüzün' kısmı biraz kalktı. Artık CHP'nin adayı Kılıçdaroğlu diye bir algı oturdu.” Elbette ilanı “oturuş algı” olarak dile getirdi çünkü, aynı konuşmada belirttiği gibi henüz altılı masada lafzi onay alınmış değil. Yani CHP önce teklifini altılı masaya götürmeden resmen açıklamayacak. 

ALEVİ SEÇİLEMEZ Mİ?

Bu durumda, miting öncesi TİP milletvekili Ahmet Şık’ın sözleriyle başlayan tartışmaya değinmekte yarar var: Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği şansını azaltacak kadar önemli bir handikap mı? Sistemin en büyük ikinci partisinin, yani ana muhalefet partisinin genel başkanının bir Alevi olmasının, onun seçilme şansını azalttığını öne sürmek için yeterince sebep var elbette: Mevcut iktidar yirmi yıllık süreçte ülkeyi olabilecek en sağ kulvara sürükledi ve son altı yıldır milliyetçi aşırı sağcılıkla dinci aşırı sağcılığın ittifakı halini alan mevcut yönetimin düşündüğü ülke modelinde Aleviler başta inanç azınlıklarına da, Kürtler başta etnik-ulusal azınlıklara da yer yok; aslında tek tek saymak yerine şöyle toparlamak mümkün: 

Mevcut yönetim modeli, dinci-milliyetçi olmaya razı gelmeyen kimseye bırakın siyaset hakkını, hayat hakkı tanımamaya kararlı. Seçimin kilit seçmeninin Kürtler olduğu bir ortamda Aleviliğin handikaplarını konuşmak, aslında seçimden sonra nasıl bir Türkiye arzulandığını ve mümkün olduğunu konuşmak anlamına da geliyor. Kılıçdaroğlu’nun adaylığını Alevilik üzerinde tartışmak, ne türden argümanlar kullanılırsa kullanılsın, Alevilerin seçilme hakkının kısıtlı olduğu fikrine teslim olmak anlamına gelir. Yani mevcut iktidarın ülkeyi çektiği aşırı sağ alandan başka imkan kalmadığını kabul etmek zorunda kalırız. 

Oysa seçim mücadelesi aynı zamanda aşırı sağ bir iktidarın sandıkta yenilmesi mücadelesi niteliğindeyse ve yenilgiden sonra yine aşırı sağ parametrelere teslim bir ülke ve iktidar tasavvuruna teslim olunmayacaksa, “Bir Alevinin seçilme şansı az” fikrine de meydan okuma mecburiyeti var. Söz konusu mecburiyet, hali hazırdaki geçerli fikirlerin geçersizleşmesi için mücadele etmeyi de içermek zorunda. Yani Alevi aday oy alamaz fikriyle mücadele mecburiyeti. Elbette Kılıçdaroğlu seçilince Alevilerin durumu kendiliğinden düzelmiş olmayacak, daha önce kadın başbakan olunca kadınların durumu düzelmediği gibi, Kürt başbakan ve cumhurbaşkanı seçilince Kürtlerin durumu düzelmediği gibi. Fakat bu fikirle mücadele edilmek yerine, bu fikre teslim olmak, mevcut durumun değişmesini ertelemek gibi bir sonuca bizi götürür. Bu kritik bir seçim olacaksa, büyük bir seçim olacaksa, aşırı sağdan kurtuluş yolunu açacak bir seçim olacaksa, aşırı sağın bunaltıcı, ayrımcı hassasiyetlerine karşı demokrasi mücadelesine dahil olacak bütün kişi ve kesimlerin eşitliğini temel alan bir seçim çalışmasından başka yol olmayacak. Kılıçdaroğlu Alevi olduğu için Erdoğan’ın bir daha kazanmasına razı gelecek bir seçmen çoğunluğu varsa ve bu değişmiyorsa iktidarın değişmesi de o kadar gerekmez gerçekte. CHP’nin ve müttefiklerin adayı Kılıçdaroğlu olacaksa, seçimin kritik karakterine uygun bir karar da olacak bu. CHP’li veya değil, mevcut iktidarın değişmesi gerektiği düşüncesini paylaşan herkes, tartışmayı inanç farkı sahasından inanç özgürlüğü sahasına çekme konusunda yük almak zorunda. 

NOT:

Bu yazının, Ahmet Şık’a saldırı kampanyası çerçevesinde algılanmasını hiç istemem. Kadim dostum ve yoldaşım Ahmet Şık’ın sözleri ve devamında kopan fırtına, umarım inanç ayrımlarına takılıp orada boğulmak yerine inanç özgürlüklerini öne çıkarmanın bir vesilesi haline gelir. Çünkü CHP ve Kılıçdaroğlu isimlerinden bağımsız, bir Alevinin cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması birilerini üzer belki ama Ahmet Şık’ı ancak sevindirir. Sözlerimde eleştiri varsa, birlikte sevinmek arzusuyla var, tıpkı Ahmet’in de arzuladığı gibi.