Her ne kadar iktisadın salt ölçümlemeye indirgenip matematikselleştirilmesinin onun sosyal bilim yönünü öldürdüğünü düşünsem de nihayetinde iktisadın bir yönü ölçmek ile ilgilidir, kaçınılmaz olarak istatistik ve ekonometri bize bunun araçlarını sunar. Ekonomik gidişata dair bir fikir edinebilmek için işsizlik üretim enflasyon GSYİH gibi temel verilerdeki değişimleri bilmek şarttır. Bu gibi verileri ise bizdeki TÜİK gibi kamu kuruluşları toplar sınıflandırır, istatistiğe dönüştürür ve yayınlar. iktisatçılar da ‘ekonomi gerçekliği’ yorumlarken bu verileri dayanmak durumundadırlar.

Ancak 2018'de geçtiğimiz Başkancı rejimle birlikte TÜİK’in yayınladığı özellikle TÜFE (enflasyon), işsizlik ve GSYİH (büyüme) rakamları yoğun biçimde tartışılıyor. Örneğin, geçtiğimiz hafta yayınlanan TÜİK verilerine göre; 2021’in ilk 3 ayında GSYİH %7 reel büyümüş, enflasyon %16,59’a düşerek mayıs ayında gerilemiş. Her şey yolunda gibi görünüyor! Ancak hemen bu verilerin ardından, AKP Genel Başkanı Erdoğan ‘temmuz-ağustos gibi faiz indirimi’ talep edince, yine bir mali spazm geçirdi ekonomi. Dolar 8,50’lerden 8.70’lere sıçradı. Bünye bu denli ‘sağlıklı’ ise bu ateşin sebebi ne?

İlkin TÜİK’in enflasyon hesabının özellikle TÜFE’de en az 2 puan kadar gerçeklikten saptırıldığını, öteden beri ifade ediyoruz. Enflasyonun düşük hesaplanması, milli gelirdeki ‘reel büyümeyi’de olduğundan büyük gösteriyor.

Enflasyon hesabı hem çok sayıda ürünün fiyatını içerdiği hem de bunlar belli oranlarda ağırlıklandırıldığı için hile yapmanın nispeten kolay olduğu bir alandır. En geniş kitlelerin tükettiği ürünlerin enflasyon sepetindeki ağırlığını azaltır, kitle tüketimine pek konu olmayan malların ağırlığını nispeten arttırırsanız daha düşük bir tüketici enflasyonu oranı elde edersiniz. TÜİK’in yaptığı da bu. TÜİK’in ‘resmen’ açıkladığı mayıs ayı enflasyonu % 0,8, ‘sehven’ sitesine koyduğu oran ise %1,44. Sivil bir inisiyatif olan ENA Grup’un hesapladığı mayıs enflasyonu ise % 3,9 düzeyinde (aradaki makas açılıyor)

2021 ilk üç ayında yatırımların % 11 arttığı verisi de şaşırtıcı. Ama bu dönemin, dolar kurunun 7’nin altına kadar indiği sanki daha da düşecekmiş gibi göründüğü dönem olduğunu akılda tutmak gerekir. Naci Ağbal'ın bir gece yarısı kararnamesi ile görevden alınmasından önceki dönem, yani anlaşılan dolar kurundaki düşme eğilimi hükümetin teşvikleri ile birlikte yatırımları kıpırdatmış. Burada yüksek döviz kurunun Türkiye kapitalizmin de üretkenliği baz sermaye maliyetlerini ve dış borç bilançolarını yükselterek sanayiyi durgunluğa sürükleyen ana etkenlerden birisi olduğunu görüyoruz. Peki mart sonrasında durum ne yönde değişti? Dolar kuru 7.20'den 8.70'e yaklaşık %20 oranında arttı. Demek ki yılın geri kalanında, mart mali krizinin sanayi üzerindeki etkilerini göreceğiz.

Büyümenin, özellikle de GSYİH’in büyümesinin bir fetiş haline getirilmesi neo-liberal sağın bir amentüsüdür. Ne pahasına olursa olsun eğer ekonomi büyüyorsa bu ekonomideki tüm sorunların üzerini örter! (mi acaba?) Gerçekten de pandemiden bu yana geçen 1 yıl 3 aylık dönem banka tekelleri için tarihlerinin en karlı dönemi oldu. En geniş tanımıyla ‘emek’  (esnaf ve çiftliklerde dahil) birikmiş işlerini tüketir ve gelir kaybına uğrarken sermaye rekor karlar elde etti. Kısacası büyüyen karlar küçülen ise emekçilerin bütçeleri oldu.

2020 yılında sanayi burjuvazisi olağanüstü bir dönem yaşadı. AKP iktidarının ‘çarklar dönmeli’ şiarı adı altında TÜSİAD'ı, MÜSİAD'ı büyük teşvik gördüler. İşçiler COVID tehdidi altında çalıştırıldılar ‘evde kal’alamadılar. Pandemi en çok işçi sınıfını vurdu. Dahası ücretsiz izin KOD 29’la işten çıkarma gibi uygulamalarla yoğun bir sendikasızlaştırma saldırısı yaşandı. İşçi sınıfı greve çıkamadı Zira OHAL yetkilerini grevleri engellemek için kullanan bir siyasi iktidar var. Sanayinin ‘tam gaz’ çalıştırılması yeni istihdam da sağlamadı. Var olan işçilerin daha çok ve daha yoğun çalıştırılmasıyla büyütüldü sanayi üretimi.

Sanayiye verilen -adı konulmamış- teşviklerden bir diğeri ise çevre koruma denetimlerinin gevşetilmesi oldu. Marmara Denizi etrafındaki sanayi tesisleri atıklarını denetimsizce boşalttılar. Sonucu Marmara'da oksijeni bitirip canlıları öldüren müsilaj oldu. Kapitalizmin salyaları Marmara Denizi'ni boğdu. Ölü bir deniz haline getirdi.

2021 ilk çeyrek büyümesinde yine ‘tüketimin’ hatırı sayılır yerini görüyoruz. 2020 yurttaşların görülmedik ölçüde borçlandırdığı bir yıl oldu.’ Leblebi- çekirdek’ gibi dağıtılan kredilerle aslında gelecek yılların büyümesi 2020'ye aktarılmış oldu. Bu benzersiz Kredi genişlemesi TL'nin değerindeki çökmenin de başlıca sebebi oldu. bankalar karlılıkta tarihi rekor kırarken aynı madalyonun diğer yüzünde nasıl ödeneceğini kimsenin bilmediği muazzam bir borç  yığını birikti.

Sözün özü TÜİK, Harikalar Diyarı’nda dolaşırken açıkladığı veriler Türkiye toplumunun %99 için’ şaka gibi’ kalıyor. Ekonomide çalışılan saat azalır sistem yerinde sayarken elektrik sarfiyatı artmazken ekonom i%7 büyüyor. Çarşı-pazar enflasyonu %60’larda gezinirken TÜİK’İn ‘tüketici enflasyonu’ %16’larda kalıyor! Üretici fiyatları enflasyonu %38’i  bulmuşken ne hikmetse bu yüksek oranlı artış bir türlü tüketici enflasyonuna yansımıyor! (Türkiye kapitalistleri çok ‘ hayırsever’ oldukları için aylardır zararına iş yapıyorlar herhalde!)

 

TÜİK’in verileri inandırıcılığını yitirdikçe Türkiye ekonomisine dair yorum yapmak öngörüde bulunmak da giderek zorlaşıyor.