Sovyetler Birliği’nin Kozmonot Yuri Gagarin’i uzaya göndermesinden 60 yıl sonra halkına müjdeyi verdi:

“Uzayda bilimsel faaliyet yapacağız.”

 ABD’li Astronot Neil armstrong’un Ay’a ayak basmasından 52 yıl sonra bir müjde daha verdi:

“Ay’a gideceğiz inşallah.”

Ancak tek bir eksiğimiz vardı; Sovyetler uzaya gönderdikleri ilk insana “kozmonot”, ABD’liler Ay’a indirdikleri ilk insana “Astronot” demişlerdi.

Biz hala uzaya göndereceğimiz insana ne diyeceğimizi bulamamıştık. Onu bir bulsak uzay senin, Ay benim…

Zor durumdaki Tarzan’ın muhteşem keşifleri bunlarla da bitmiyordu elbette.

1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nden 73 yıl…

 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden 71 yıl sonra…

Açıkladığı “eylem planı” ile insan haklarını keşfettiği müjdesini verdi halkına.

Oysa bu kadar yakın tarihe gelmesine gerek yoktu.

Fransızların 232 yıl önce kabul ettiği 1789 Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirgesi’ni bile keşfetseydi yeter de artardı bu memlekete.

Hatta ve hatta…

Memleketin hak, hukuk, adalet açısından durumu o kadar berbat ki…

Kralın kanunlara uygun davranmasını ve hukukun kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunu kabul eden…

İngilizlerin günümüzden 806 yıl önce krala imzalattıkları 1215 tarihli Magna Carta Libertatum yani Büyük Özgürlük Fermanı bile ahali açısından bugünü kurtarırdı…

Ama Tarzan’ın yeni keşifler yapması boşuna değil, zorunlu bir ihtiyaçtan.

Yarattığı yokluk, yoksulluk, işsizlik, haksızlık, hukuksuzluk düzeninde inananları her geçen gün azalıyor, ülkeyi yönetmede duvara toslamış durumda, iktidarı kaybetmek üzere ve bundan da çok korkuyor.

Bugüne kadar saldıra saldıra hizaya getirdiği muhalifleri artık Tarzan’ın oyunlarına gelmiyor.

Kendisi gibi düşünmeyenlere saldırdıkça, onlar eskisi gibi arkasına hizalanmak yerine kendi aralarında daha çok kenetleniyorlar.

Artık insanlara anlatacak bir başarı hikayesi kalmadı bu ülkede.

Onun için Ay’a, uzaya gidileceğini müjdeliyor…

Yani bu ülkenin insanlarına diyor ki; “bu dünyadan umudunuzu kesin, daha fazla işiniz, aşınız, özgürlüğünüz olmayacak. Gözlerinizi gökyüzüne dikin ya Ay’a, ya uzaya bakın. Olmazsa da öbür dünya için dua edin.”

Sadece içeride değil, dışarıda da Tarzan zor durumda.

Onun için mecbur kaldı insan haklarını yeniden keşfetmeye.

Hatta öyle bir keşfetti ki insan haklarını, açıkladığı “eylem planı” bile bu ülkede yaşanan haksızlığın, hukuksuzluğun itirafıydı aslında.

Meğer 19 yıldır yönettiği bu ülkede…

Başında olduğu devlet insanın doğuştan sahip olduğu vazgeçilmez hakları korumuyormuş…

İnsan onuru hukukun koruması altında değilmiş…

Dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebepler temelinde her türlü ayrımcılık söz konusuymuş ve herkes hukuk önünde eşit olamıyormuş…

Adli ve idari işleyiş; masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini korumuyormuş…

Herkes başkalarının kişilik haklarına saygı göstermek suretiyle yaptığı eleştirileri veya düşünce açıklamaları nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılma tehlikesiyle karşı karşıyaymış…

Hukuksuzluk devleti, hak ve özgürlükler ile adaletin teminatını ortadan kaldırmak için her alanda tahkim edilmiş…

Haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes etkili kanun yollarına zahmetsiz şekilde erişemezmiş…

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru sisteminin etkinliği yokmuş…

Hakim ve savcıların coğrafi teminatı yokmuş…

Terfi ve teftiş mekanizması, objektif performans kriterleri çerçevesinde değilmiş…

Mevzuat ve uygulamada, ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı teminat altında değilmiş…

Gazetecilerin mesleki faaliyetleri alınan tedbirlerle zorlaştırılmış…

Somut bir delile dayanmadan tutuklama istisnai bir koruma tedbiri olmaktan çıkartılmış.

İfadelerini almak için sabahın köründe evlere baskın yapılıyor,  insanlar gecenin bir yarısı otellerde yakalanıp gözaltına alınıyormuş…

İşkence iddialarıyla ilgili disiplin soruşturmaları zaman aşımı uygulamalarıyla geçiştiriliyormuş…

Kolluk kuvvetlerinin eğitim faaliyetlerinde temel insan hakları konularına etkin şekilde yer verilmiyormuş…

19 yıllık iktidarında ülkeyi getirdiği berbat durumu İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklarken aslında işte böyle itiraf ediyor.

Bir de buna “sessiz devrim” diyor.

Ancak sattığı hayallerin ne içeride ne de dışarıda müşterisi var artık.

O yüzden içeride oylarını arttırmak için Ay’a, uzaya gidişi yeniden keşfediyor.

Dışarıda artık itibar yitirmek bir yana, yaptırım uygulanacak kural tanımaz bir devlet durumundan kurtulmak için göz boyuyor, kaşına gözüne insan hakları makyajı yapıyor.

İnsan “Tarzan zor durumda” haline gelmesin; bin yıllık insan haklarını bile yeniden keşfeder.