Emniyet Genel Müdürlüğü’nin resmi twitter hesabından paylaştığı bir tweet ile KADES uygulaması da Kürtlere ve Kürtçeye yapılan ayrımcılık da epey bir gündem oldu.

Şöyleydi tweetin içeriği:

“#KADES Uygulaması artık 6 dilde...

Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce, Rusça, Fransızca

Tek tuşla şiddetin karşısında, kadınların yanında...”

Bilmeyenler için öncelikle biraz KADES’ten bahsedeyim. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan, 2018 yılından beri akıllı telefonlarda kullanılabilen bir uygulamanın adı KADES. ‘Kadın Acil Destek Uygulaması’nın kısa adı. Bu uygulama sayesinde aile içinde şiddet gören ya da şiddete maruz kalma ihtimali olan kadınlar bir tuşa basarak ihbarda bulunabiliyor; durumlarını Kadın Acil Destek İhbar Sistemi’ne bildirebiliyorlar. İhbarda bulunan kadına en yakın yerde olan ekip hemen harekete geçiyor. Takdir edeceğiniz üzere eğer sistem iyi çalışırsa, risk altındaki kadınlara emniyet görevlilerinin hızla ulaşmasını sağlayabilecek bir uygulama KADES. Her ay onlarca kadının erkekler tarafından öldürüldüğü bir ülkede, her ay onlarca kadının hayatının kurtarılmasında rol oynayabilecek olan bir uygulama.

Uygulamanın sayfasında paylaşılan bilgiye göre 1 milyondan fazla kişi KADES’i kullanmakta. Nitekim İçişleri Bakanlığı’nın bugün yaptığı bir açıklamaya göre KADES uygulamasını bugüne kadar 1,5 milyon kişi indirmiş durumda. Öyle görünüyor ki geçen Sonbaharda yürütülen bir farkındalık kampanyası sayesinde KADES kullanıcılarının sayısı kısa bir sürede iki kattan fazla artmış. Bakanlığın verilerine göre bugüne kadar KADES üzerinden 90.949 ihbarda bulunulmuş.

Bugüne kadar yalnızca Türkçe olarak kullanılabilen uygulamanın artık toplam altı dilde kullanılabildiğini dün Emniyet Genel Müdürlüğü’nün paylaştığı tweet sayesinde öğrendik. Ben de daha önce yaptığım gibi bugün de uygulamayı denemek istedim. Uygulamayı yükleme işlemi tamamlandıktan sonra uygulamayı açtığınızda şöyle bir ekran ile karşılaşıyorsunuz.

Mevcut altı dilden birisini seçerek devam edebiliyorsunuz. Dil tercihi yaptıktan sonra bir form çıkıyor karşınıza. T.C. Kimlik numaranızı, adınızı, soyadınızı, doğum yılınızı ve cep telefonu numaranızı giriyor, kullanım koşularını kabul ediyorsunuz.

Bir doğrulama şifresini girdikten sonra uygulamayı aktive etmiş oluyorsunuz. Tehlike altında olduğunuzda da yardım butonuna basıp ihbarda bulunabiliyorsunuz.

İşte bunların hepsini Fransızca bile yapabiliyorsunuz ama bu ülkede milyonlarca insanın konuştuğu bir dil olan Kürtçe yapamıyorsunuz. İşte konu o zaman kadınlara yönelik şiddetle mücadeleden çıkıp Kürt sorununa dönüşüveriyor. Zira yaşananlar şunu gösteriyor. Bu toprakların kadim bir halkı olabilirsiniz. Nüfusunuz 15 milyonu geçebilir. Ülkedeki diğer kadınlar gibi şiddet riski altında olabilirsiniz ama emniyet görevlilerinden kendi dilinizde yardım istemeniz mümkün değil. Neden? Çünkü Kürtsünüz. Kendi dilinizde ne emniyet görevlilerinden yardım isteyebilirsiniz; ne hastanelerde sağlık hizmeti alabilirsiniz, ne de başka bir kamu hizmetinden faydalanabilirsiniz.

Bir Kürt olarak çeşitli Avrupa ülkelerinde dahi hastaneye filan gittiğinizde dilerseniz eğer kendi dilinizde hizmet alabilirsiniz. O ülkedeki varlığınız tanınır ve kendinizi en rahat hissettiğiniz dilde kendinizi ifade etmeniz için bazı tedbirler alınır. Ama binlerce yıldır yaşamakta olduğunuz topraklarda bunu yapamazsınız.

Yalnızca Kürtlerin değil elbette. Ermenilerin, Süryanilerin, Rumların, Lazların, Çerkeslerin ve başka halkların da bu ülkede bir kadri, kıymeti, statüsü yoktur. Olmadığı için onlar da o altı dillik listede kendilerine yer bulamamışlardır. Bu nedenle konu Kürt sorunundan, teklik sorununa, ayrımcılık meselesine dönüşüverir.

Evet, KADES’te Kürtçe, Ermenice, Süryanice, Lazca, Çerkezce dil seçeneklerinin olmaması açıkça ayrımcılıktır. AB müktesebatı dikkate alınarak hazırlanan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu doğrudan ayrımcılığı şöyle tanımlar:

“Bir gerçek veya tüzel kişinin, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanmasını bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak engelleyen veya zorlaştıran her türlü farklı muamele.” 

Şimdi bu tanım ışığında, KADES hizmeti sunulurken bu ülkede konuşulan diller temelinde insanlar arasında farklı bir muamele yapılmış mı? Evet. Bu farklı muamelenin meşru bir gerekçesi var mı? Hayır. Bitti.

Bu uygulamayı kullanabilen kadınların Türkçeyi zaten bildikleri minvalinde savunmalar yapılabilir ancak bu savunmaların hukuki açıdan bir geçerliliği yok. Zira ayrımcılık yasağı hukuku der ki, bir devlet bazı konularda bazı adımları atmak zorunda değildir. Bir ibadet yerinin elektrik faturasını ödemek gibi mesela. Ama eğer devlet bir ibadet yerinin elektrik faturasını öderse, diğer ibadet yerlerininkini de ödemek zorundadır. Aksi halde ibadet yerleri arasında, yani inançlar arasında ayrımcılık yapmış olur. İşte aynı prensip kamu hizmetlerine erişim konusunda da geçerlidir. Anadili Türkçeden farklı olan kadınlar Türkçe bilseler dahi KADES’İ kendi dillerinde kullanamadıklarında ayrımcılığa maruz kalmış olurlar. Zira farklı dillerde bir hizmet veren devlet onların dilinde de hizmet vermek zorundadır.

Kaldı ki bu ülkede Türkçe bilmeyen çok sayıda kadın vardır. Bu insanların bazı kamu hizmetlerinden ancak anadillerinde iyi bir şekilde yararlanabileceklerini hatırlamak gerekir. Ve anadillerinde hizmet alamadıklarında hayatlarını bile kaybedebileceklerini.

Hatırlayalım. Muş’ta evli olduğu kişinin kardeşi tarafından tecavüze maruz bırakılan Fatma Altınmakas karakola şikâyette bulunmak için gittiğinde meramını Türkçe olarak anlatamamıştı. Altınmakas’a karakolda bulunan bir jandarma erin çevirmenlik yaptığı, Altınmakas’ın gerçek bir çeviri hizmetinden yararlanmadığı ortaya çıkmıştı. Fatma Altınmakas koruma altına alınmamış, karakola gittikten sonra evli olduğu erkek tarafından öldürülmüştü. 

Kim bilir kaç Fatma daha bu şekilde öldürüldü bu ülkede. Kim bilir Fatma’nın akıbetini paylaşma ihtimali olan kaç kadın daha var ülkenin farklı yerlerinde. Ve kim bilir kaç kadın defalarca şiddete maruz kaldığı halde anadilini konuşmayan, kendisine ayrımcılık yapma, kötü davranma ihtimali olduğunu bildiği, haliyle güvenmediği emniyet birimlerini aramaktansa, ayrımcılığa maruz kalmaktansa, tek başına şiddetle mücadele etmeyi tercih ediyor.

Bu ülkede güvenli bir şekilde yaşayabilmemiz, haklarımızdan yararlanabilmemiz için hayatın her alanında eşitliğin sağlanması gerektiği ortada. Toplumsal cinsiyet eşitliği için de dil ve kimlik haklarımız için de mücadele etmeye devam etmekten başka seçenek yok.