Bugün dostumuz Osman Kavala’yı duvarların arasına hapsetmelerinin 1000. günü. Dile kolay, 1000 gün! Düşünün neler yaşadınız geçen 1000 günde. Kaç bayram, kaç yılbaşı, kaç mevsim, kaç dolunay gördünüz. Kaç kere dostlarınızla bir araya geldiniz, kaç kere sarhoş oldunuz, kaç kere dans ettiniz, seviştiniz. Kiminiz aşık oldu, kiminiz yeni bir işe başladı, kiminiz taşındı, kiminiz seyahat etti, kiminiz kötü şeyler yaşadı ama illaki bir şeyler yaşadı. 

Osman Bey ise geçen 1000 gün boyunca bir hücrede yaşadı. Tam 1000 gündür bu ülkenin insanlarına, taşına, toprağına, tarihine, geleceğine verdiği emeğin, yaptığı ayrıksı ve değerli şeylerin bedelini ödüyor. Çokça insanın koşa koşa iktidarın etrafında toplandığı yıllarda yerini korumanın, çalışmaya, üretmeye, sivil topluma destek olmaya, barış demeye, bu ülkenin herkes için daha yaşanılır bir yer olması için çabalamaya devam etmenin bedelini ödüyor. 

Dışarıdayken olduğu gibi içeride de dik duruyor. İyi bir insan olduğu için elbet bir gün iyiliğin galip geleceğine inanıyor. Sebat ediyor ama kaya olsan yorulursun 1000 günde, bu zulüm karşısında. 

Önce Gezi’yi organize etti, hükümeti devirmeye kalktı filan dediler. Öyle uydurma şeylerdi ki dedikleri, iddianame hazırlanmakta zorlandılar. Tam 16 ay sürdü iddianame dedikleri, safsatalarla dolu metni hazırlamaları. Suç icat etmeye çalıştılar, olmadı. İftiralar attılar, tutmadı. Osman Bey ile ilgili her şey o kadar gerçek, o kadar güzeldi ki, leke tutmuyordu. Kaldı ki her suçlama o kadar absürt ve hayal ürünüydü ki böyle bir sistemde dahi hakkında beraat kararı vermek zorunda kaldılar. AİHM de tutuklanması için makul bir şüphe yok, yürüttüğü faaliyetler nedeniyle, siyasi saikle tutuklandı, derhal serbest bırakın demişti. Dinlemediler. Hakkında verilen bir beraat ve iki tahliye kararına rağmen Osman Bey yine tutuklandı. Bu defa da casusluk filan dediler. Yine iddianame hazırlanmadı. Nasıl hazırlasınlar ki. Ne kadar yaratıcı olursanız olun fantastik kurgular üretip durmak o kadar kolay değil. Onlar yeni kurgular üzerinde çalışırken, Osman Bey’in o güzel ömründen çaldıkları gün sayısı 1000’i buldu. 

Dostumuzun nasıl bir insan olduğunu anlatmak istedik ama zorlandık zira bazı güzellikleri anlatırken hangi sözcüğü seçseniz, hangi sıfatı kullanırsanız kullanın bir şeyler eksik kalır; haksızlık etmiş olursunuz o güzelliğe. Yine de Osman Bey’in bazı dostları ‘Osman Kavala Ne Yaptı’ diye bir kampanyaya katılarak onun bu dünyaya ne güzellikler kattığını anlatmaya çalıştılar 1 dakikalık videolarla.

İşte biz Osman Bey’den bahsederken hangi kelimeleri seçeceğimizi düşünürken Osman Bey deyince aklımıza gelen yüzlerce kelimeyi derledi başka dostları.

1000 kişinin Osman Kavala deyince aklına gelen ilk kelimelere bakın bir: 

vicdan

insan

mütevazı

nezaket

tevazu

iyilik

umut

diğerkâm

duyarlı

dayanışma

özgürlük 

zerafet

barış

iyi

zarif

vicdanlı

cömert

adalet

hümanist  

Bu kelimelerden birkaçı ile anılmak bile biz faniler için büyük bir kıvanca sebep olabilecekken, iyiliğe, güzelliğe dair yüzlerce kelime ile anlatmaya çalıştı insanlar Osman Kavala’yı. 

Bu ülkede yaşanmış ve yaşanmakta olan pek çok şey için üzüntü, bazen de hicap duyuyorum. Engelleyemediğim zulümler, soramadığım hesaplar için. Osman Bey’in dört duvar arasında geçirdiği 1000 gün için de hem üzgünüm, hem de bir dostu olarak onu oradan çıkarmak için bir şey yapamadığım için hicap duyuyorum. 

Siyasi sebeplerle içeride tutulduğu için ne zaman özgürlüğüne kavuşacağı konusunda bir fikrim de yok. Ve bilinmez bir süre boyunca bir insanın içeride tutulmasının, hakkında tekrar tekrar tutuklama kararı çıkarılmasının artık sadece ifade hürriyetinin, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali olmadığını, bunun aynı zamanda bir kötü muamele olduğunu biliyorum. Bu tutukluluk çoktan mahkumiyet kararı olmaksızın bir infaza dönüşmüş durumda. Osman Bey de bu durumu son mektubunda şu sözlerle anlatıyor: 

“…Ülkemizde anayasaya ve yasalara uygun biçimde çalışan mahkemeler, hukuk normlarını benimseyen ve savunan yargı mensupları var. Ancak, iktidarın siyasi önceliklerine göre belirlediği alanda ve seçtiği kişilerle ilgili davalarda yargının hukuk normlarına göre değil siyasi tercihlere uygun şekilde davranması bekleniyor. Cezalandırılmalarının gerekli olduğuna inanılan kişilerin, faaliyetleriyle ilgili somut bilgiler ve bulgulardan bağımsız olarak cezaevinde tutulmalarını sağlayan paralel bir infaz sistemi uygulanıyor…” 

Kesin olan bir şey var ki, bu kötü muamele, bu zulüm ne kadar sürerse sürsün, ne kadar paralel işler yaparlarsa yapsınlar, aradıkları suçu bulamayacaklar. Ortada ne suç, ne de suçlu var çünkü. 

Bizler de gücümüz yettiğince, müfterilere inat, dostumuzu, ona dair tüm güzellikleri ve maruz kaldığı zulmü anlatmaya ve ne pahasına olursa olsun dostumuzun yanında durmaya devam edeceğiz.

Osman Bey özgürlüğüne kavuştuğunda biz mutluluk gözyaşları dökerken, ona bu zulmü reva görenler ile bu zulüm karşısında sessiz kalanlar başlarını kaldıramayacaklar. Umarım o gün çok yakındır, belki sanıldığından da yakın.