Tahir Elçi cinayetine ilişkin davanın ilk duruşması 21 Ekim 2020 tarihinde Diyarbakır’da görülmüştü.

28 Kasım 2015 tarihinde öldürülmüştü Tahir Elçi. Yani cinayetten ancak 4 yıl 11 ay sonra cinayete ilişkin davanın ilk duruşması görülmüştü.

Canı istediğinde aşırı süratle mahkûmiyet kararları veren ve hatta bu kararları onayan yargı, Elçi cinayetinde ancak 4 yıl 6 ay sonra iddianame hazırlayabilmişti.

Avukatların, delillerin toplanması, şüpheli polislerin ifadelerinin alınması gibi konulardaki onlarca talebi kabul edilmemişti geçen yıllarda.

Soruşturma devam ederken Londra merkezli Forensic Architecture’ın (Adli Mimarlık), 13 Aralık 2018 tarihinde hazırladığı bir rapora göre Tahir Elçi olay yerinde bulunan üç polisten birinin silahından çıkan kurşunla vurulmuştu.

İşte o raporda bahsedilen üç polis ama aynı zamanda bir örgüt üyesi hakkında iddianame hazırlandı sonunda. Üç polis hakkında “bilinçli taksirle öldürmeye sebebiyet verme” suçundan, bir örgüt üyesi hakkında da “iki polis memurunu öldürme”, “bir polis memurunu öldürmeye teşebbüs etme” ve “Elçi’yi olası kastla öldürme” suçlarından dava açıldı. En başından itibaren Elçi’yi bir örgüt üyesinin vurduğu konusunda ortaya atılan tezler iddianamede de kendine yer buldu. İngiltere’den gelen bilimsel rapora, yani Tahir Elçi’yi o sokaktan geçen örgüt üyelerinden birinin vurmuş olmasının imkânsız olduğunu ortaya koyan, Tahir Elçi’nin ancak olay yerinde bulunan üç polisten biri tarafından vurulduğunu ispatlayan rapora rağmen üç polisin yanına bir de örgüt üyesi konuldu. Böyle bir iddianamenin çelişkilerle dolu olduğunu anlamak için hukukçu olmaya gerek yok elbette.

Avukatların ısrarlı taleplerine rağmen, yıllarca, ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeleri alınmayan polislerin ifadeleri ancak soruşturmanın son evresinde, iddianame düzenlenmeden önce alındı. Sanık polisler 21 Ekim 2020 tarihinde görülen ilk duruşmaya gelerek bizzat katılmaya gerek görmemişlerdi. Sanık polisler duruşmaya Hassa, Elazığ ve Malatya’dan SEGBİS üzerinden katılacaklardı.

Avukatlar ve baro başkanları, yani Tahir Elçi’nin meslektaşları ve dostları, duruşma başladıktan hemen sonra davaya katılma taleplerinin dinlenmesini ve öncelikle bu konuda karar verilmesini talep ettiler. Ancak mahkeme bu talebi reddetti ve sanıkların sorgusuna geçmek istedi. Bunun üzerine avukatlar sanıkların duruşmaya bizzat katılmaları ve sorgularının ancak bu şekilde yapılması konusundaki taleplerini yinelediler. Ancak mahkeme bu talebi de reddetti. Sonunda avukatlar, sanıkların yanlarında naip hâkimler bulunmadığını söyleyip, yanlarında naip hâkimler varken sorgulanmaları için talepte bulundular. Mahkeme bu talebi de reddetti.

O gün duruşma salonundaydım ben de. Koca salonda bulunan küçük bir ekranda yüzleri dahi görülmeyen birileri katılıyordu duruşmaya sanık olarak. Yani aslına bakarsanız SEGBİS ekranında görülen kişilerin sanıklar olup olmadığının anlaşılması mümkün değildi. Sanıkları teşhis etmek, hele beden dillerini izlemek mümkün değildi. Naip hâkimlerin yokluğu durumu daha da kötüleştiriyordu. Tamam, SEGBİS ile duruşmaya katılmanın genel olarak yüz yüzelik ilkesini ihlal etmediği düşünülür ancak sanıkla mahkeme salonundakilerin yüz yüzelermiş gibi hissetmeleri için gerekli tedbirlerin alınması gerekir. O gün, o salonda gerekli tedbirlerin alındığını düşünmek mümkün değildi.

Usule aykırı bir şekilde sorgu yapılmasına itiraz eden avukatların dışarı çıkarılmalarına karar verdi mahkeme heyeti. Çıkarma kararı uygulanmadan avukatlar reddi hâkim talebinde bulundular. Bu talep tutanağa geçtikten sonra salondan çıktı avukatlar. Avukatların mahkeme heyetinin reddine ilişkin talebi daha sonra Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu karara yapılan itiraz da reddedildi.

Bu da demektir ki Tahir Elçi cinayetine ilişkin dava aynı mahkemede görülecek.

21 Ekim 2020 günü can acıtan, öfkelendiren ve maalesef oldukça tanıdık bir tablo vardı duruşma salonunda. Hrant Dink cinayetine ilişkin davanın duruşmalarında bu tabloyu görmüştük defalarca. Katılan avukatlar ile savcı ve mahkeme heyeti sanki yargının üç ayağından birini eşit düzeyde temsil etmiyorlardı. Avukatlar yargının diğer ayakları tarafından tahammül etmek zorunda kaldıkları, ortalık karıştıran, adeta başa bela aktörler olarak görülüyorlardı. Usul hukuku defalarca ihlal ediliyor, avukatların itirazları dikkate alınmıyor, ret üstüne ret kararı veriliyordu. Salonda gerginlik eksik olmuyordu. Yaşananlar, adaletin tecelli edeceğine dair bir his, bir umut vermiyordu.

İşte Tahir Elçi davasının duruşması da aynen böyle başladı. Pandemi gerekçesiyle sınırlı sayıda kişinin girebildiği duruşma salonunda avukatlar maddi gerçeği bulmanın, adil bir yargılamadaki ortak değerlerin, yani hakikatin, insan hakkının, adaletin peşindelerdi. Geriye kalanlar ise adeta varacakları yere hızla varmanın…

Ne desem bilemiyorum. Epey gecikmiş olarak başlayan bu davanın bırakın evrensel hukuku ve değerleri, kendi mevzuatımıza göre bile devam edeceği oldukça şüpheli. Bu nedenle her duruşmada Elçi ailesinin ve avukat dostlarımızın yanında olmaya, Tahir Elçi için adalet talep etmeye devam etmeliyiz.

Tahir Elçi’nin öldürülmesinden sonra kurulan Tahir Elçi Vakfı duruşmaya çağrı için şöyle bir metin yayımladı.

Bu çağrıya kulak verelim ve 3 Mart günü sabah saat 10’da Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi önünde buluşalım.

Tahir Elçi için, adalet için!