Meğer Pınar Fidan’ı canlı canlı gömememişiz?!

Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi’ne gidince büyük şaşkınlıkla karşılaştım: Stand-up gösterisi için Pınar Fidan kanlı canlı karşımdaydı. (Amfitiyatro biçiminde tasarlanmış salonun duru mimarisini de pek beğendim.) Üstelik zaten güzel bir kadın olan Fidan sahnede apayrı bir ışıltıya sahip ve gülünce gözlerinin içi gülüyor. Yani yaşama sevincini de hiç yitirmemiş. Aksine başına gelenlerle de, onu gerçek ve medeni ölümle, davalarla, hapisle tehdit edenlerle dalgasını geçiyor.

Doğru, zamanında onu hiç görmeden, tanımadan, izlemeden özgürlükçülük savunusu adına bir destek yazısı kaleme almıştım. Pandemi yeni başlıyormuş, zaman çabuk geçmiş. Beleş bileti kapınca koşar adımla gittim. Hep çocuklarımıza öğretmeye çalıştığımız gibi o arada Pınar Fidan düştüğü yerden kalkmış. Üstündeki tozları şöyle bir silkeledikten sonra, omuzlarını silkip yoluna devam etmiş. Hem de gülümseyerek.

Gösterisinde Pınar Fidan olabildiğince komplekssizce ve ağlaklığa hiç kaçmadan Malatya’da yoksul bir Alevi ailesinde başlayan yaşam öyküsünü aktarıyor. İngilizce öğretmenliği yükseköğrenimiyle devam eden ve sahne sanatlarına yönelen bir cumhuriyet kızı. Belediye sahnesinde arkasında asılı Atatürk portresini, bayrağı ve etkinlik tanıtım afişini sırayla işaret edip: “Bilmemiz gereken üç şey var ‘Atam izindeyiz, Türk’üz ve Komedi Festivali’ndeyiz” derken, bana göre fazlasını ima ediyor.

Erkekler, kadınlar, Aleviler, sosyalistler, solcular vb. herkes, hepimiz Fidan’ın sivri dilinden, keskin zekâsından, müdanasız mizah anlayışından nasibimizi alıyoruz. Aynı zamanda onun özgüvenine de şapka çıkarıyoruz. Hani “ismiyle müsemma” deriz ya, “pınar” ve “fidan” sözcüklerinin yan yana gelişinin çağrıştırdığı gibi geleceğe ilişkin güçlü bir umut da ediniyoruz. Ortega y Gasset üstadın “Her şeyin içinde olanaklı bir bütünlüğün belirtisi bulunur” sözünü kendi “Gözden Irakta” (2019-İletişim Yay.) kitabımın başına alıntılamıştım. İşte o belirtinin pınarı, fidanı sanki karşımızdaki.

Pınar Fidan’ın başı Madımak’la dalga geçtiği iddiasıyla yakılmaya çalışılmıştı. Önce Alevilerin ve kendilerine “solcu” diyenlerin yoğun, kitlesel tepkisiyle karşılaşmıştı. Davalarla, mahkemelerle korkutulmasının ve ifade vermek zorunda bırakılmasının ötesinde ölümle, tecavüzle de tehdit edilmişti. Bunların hepsini gösterisinde anlatıyor. Anlatıyor da muhatapları karşısında oturmuyor. Onlar ya çekirdek çitlemeye ya üzerlerine düşeni yapmak yerine yeni, kolay, kendilerine maliyetsiz avlar peşinde koşmaya devam ediyor.

Kendimi Pınar Fidan’la karşılaştırmaktan utanırım. Ama küçük, kişisel, güdük tarihçem bakımından ona destek yazımın ardından kendine “aydın” diyebilen birileri de işi cep telefon numaramı edinip, işi bana doğrudan küfretme tatminini yaşamaya dek vardırmıştı. Bak kim olduğunu söyleyiveririm haaa, Türkiye sarsılır! Geçenlerde de yakından, içinden tanıdığım hâkim “müesses nizam” zihniyeti kendimce teşhir etmeye çabaladığım yazıma tepkiler, o hâkim zihniyetin tam karşısında olduğunu iddia eden kimi Kürtlerden geldi. Pınar Fidan yazımdan daha fazla küfür yediğime göre çaptan düşmemişim.

İzah mizahı bozar. “Ofansif mizah yapıyorum şimdi koltuklarınızı dikleştirin” uyarısıyla şaka yapılmaz. “Biraz da siyaset…” diyerek güncel olsun olmasın politik konulara girilmez. Siyaset yaşantılarımızın tamamının tam içindedir, kendindedir, ortasındadır. Gündüz “kadına şiddete hayır” diye slogan atıp, akşam evinde sevgilisine, eşine “hadi bana bir rakı koy” yahut “sen git yat ben maça bakacağım” diye buyuran veya kızına sesini yükselten, insanlık halidir yükseltmiş olabilir ama sonra gidip özür dilemeyen adamın siyasetinden de hayır gelmez.

Modern kamuculuğu köhne devletçilikle karıştırıp, bugünün Türkiye’sinde “devlet nerdeaaa” narası atan, karşısında İstanbul Valiliği’nin İstiklâl Caddesi’nde müzik yasağını bulunca şaşırmamalıdır. Devleti yeniden tasarlamak iddiasıyla yola çıkanlar, beğenmediklerini aynı devletin en hoyrat dişlileri arasına atmaktan kaçınmalıdırlar. Benim de şurada yazdığım daha yakın tarihli Gülşen vakasında da aynı olmadı mı? Kutup yıldızımız, kıblemiz özgürlük alanını genişletmekten hiçbir zaman şaşmamalı.

O alanı genişletmek tahammül de gerektirir, bilinç de. “Ya ameliyatlı yerime gelseydi” denir ya Pınar Fidan hep o dikişlerimize vuruyor. “Hassasiyetlerimiz, değerlerimiz” demiyor. Önce kendiyle dalga geçmeyi de ihmal etmiyor. Komut almayı reddettiğini ortaya koyuyor. Yetkililerden de, ailesinden de, Sünni Müslüman heteroseksüel erkeklerden de, Alevi dedelerinden de. Sınırları zorluyor. Satirin işi de budur. Charlie Hebdo’nun Hz.Muhammet karikatürleri, güldürmeyi, alay etmeyi hedeflemez. “Bu da yapılabilir olmalıdır” der.

Pınar Fidan, bir ara çok yaygın kullanılan deyişle “orada durup bizi rahatsız etmeye devam edeceğe” benziyor. İyi ki de öyle yapıyor. Rahatsız etmek hele bizim buralarda cüret ve cesaret işi. Bunu zarafetle ve en azından gülümseterek yapabilmek ise herhalde Allah vergisi. Rahatsız olabilmek ve o rahatsızlığından kendini ve çevresini geliştirecek biçimde sonuçlar çıkarabilmek, yeni sorular sormak, eski sorulara da yeni yanıtlar üretebilmek de kendine “aydın” diyenlerin işi ve olmazsa olmaz niteliği olmalı.

Bunları ben söylüyorum. Pınar Fidan bunları söylemiyor. Didaktik davranmıyor. “Benim işim güldürmek” demekle yetiniyor. Gülmek istiyorsanız, ağız dolusu gülmeyi ve gülerken suçlu hissetmemeyi de özlediyseniz onu Moda Sahnesi ve DasDas gibi çeşitli yerlerde izleyebilirsiniz. Öneririm. Daha çok Pınar Fidan olursa ülkemiz, cumhuriyetimiz için hayırlısı olur. Belki oraya doğru gidiyoruzdur zaten. Belki bir toplumsal tsunami (”dip dalga” mı diyor siz Türkçe?) “kafa ütülediğiniz yetti be” diyerek kim var, kim yok hepimizi önüne katıp süpürecektir. Aç-kapa yapsak, çalışır mı belki?

Aydın Selcen: 1969’da İstanbul’da doğdu. 1988’de Saint Joseph Lisesi’ni ve 1992’de Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Aynı yıl girdiği Dışişleri Bakanlığı’nda, ikinci onyılı Irak’ta veya Irak üzerine olmak üzerine yirmi yıl çeşitli kademelerde ve büyükelçiliklerde meslek memuru olarak çalıştı. 2010’da Türkiye’nin ilk Erbil Başkonsolosu atandı. 2013’te memuriyetten istifa etti. Birbuçuk yıl Genel Enerji petrol şirketinde siyasal danışmanlık yaptı. ArtıTV, ArtıGerçek ve MedyascopeTV’de yazıyor ve yayın yapıyor. “Gözden Irakta” adlı kitabı İletişim Yayınları’ndan 2019’da çıktı. Galatasaray Kulübü üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

Önceki ve Sonraki Yazılar