Resmî Gazete’de dün yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile “Hazine’nin Cumhurbaşkanı kararı ile yurt içindeki ya da yurt dışındaki şirketlere iştirak etmesini sağlamak” ibaresi önceki bir kararnameye eklendi.

Bu adımla birlikte, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Damat Berat Albayrak aracılığıyla, istediği şirkete Hazine adına ortak olarak bu şirketleri vatandaşın vergileriyle kurtarabilecek pozisyona gelmiş oldu.

Demek ki artık Hazine, uygun gördüğü şirketlere kamunun parasıyla ortak olacak. Peki neden?

AKP, Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmelerini yapmakla övünmüyor muydu?

1985'ten 2003'e kadar sadece 8 milyar dolarlık özelleştirme yapılmışken, AKP döneminde (2003-2016) 60 milyar dolarlık özelleştirme yapılmamış mıydı?

“Devlet eliyle ayakkabı, toplu iğne, patiska üretmek zamanı çoktan geçmişti” hani?

Ne oldu da dün “babalar gibi satan” AKP Hükümeti, şimdi özel şirket hissesi almaya başlıyor?

Acaba AKP serbest piyasacılıktan vaz mı geçti? Devlet kapitalizmini mi savunmaya başladı?

Neoliberalizmi terk mi ediyor?

Hayır, tam tersine. Devlet destekli neoliberalizm bu! Ya da, iflas eden neoliberalizmin devlet desteğiyle ayakta tutulması.

Şirketler kâr ederken, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”. Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar kâr edip semirsinler. İnsan emeğini, doğayı, sınırsızca sömürüp kasalarını doldursunlar.

Ama bir kez zarar etmeye başlayınca, “kurtarınız düşmesinler”! Devletin (kamunun) parasıyla şirketleri kurtarınız.

Kârlar özel, zararlar toplumsal.

Kârlar kasalara, zararlar bütçeye.

Özel borç, böylece devlet borcuna çevrilecek.

Böylece batan şirketler kurtarılacak. İflaslar engellenecek. Böylece, iflasları takip edecek canlanma da önlenmiş olacak. Durgunluk uzun vadeye yayılacak. ABD’de ve Batı Avrupa’da böyle oldu. Ne kadar çok şirket kurtarıldıysa, durgunluk o denli uzadı.

Hazine’nin şirketlere ortak olması da, kamu sektöründe bir genişlemeden ziyade, geçici bir kurtarma önlemi olacak gibi duruyor.

Sermaye üzerinde siyasi patronaj

Sermayeden, devletin krizden zarar gören şirketlerin borçlarını ya da zararlarını üstlenmesini talep eden açıklamalar geliyor. Örneğin, Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, devletin konkordato ilan eden şirketlerin borçlarını üstlenmesini talep ediyor. Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Yenigün ise, “Konut stoku müteahhitten fona geçmeli.” önerisiyle kurtarma talebini dile getirdi. Zira konut fiyatları düşüşte. Konut kredisi faizlerindeki yükselme, 1 milyon konutluk bir konut balonu yaratmış durumda.

Peki Hazine hangi şirketleri kurtaracak? Kuşkusuz buna Erdoğan karar verecek. Hangi kriterleri kullanacağını öngörmek de çok zor değil. Kendisine siyasi destek veren sermaye gruplarını kurtaracak, yeterli destek vermeyen ya da hatta başka partileri destekleyen olursa da, batmalarını seyredecek.

Hazine’ye kararname ile verilen şirketlere iştirak etme yetkisiyle Saray, bütün sermaye kesimleri üzerinde bir siyasi patronaj mekanizması elde ediyor.

Her ekonomik krizin, aynı zamanda kapitalistler arasında şiddetli bir ayakta kalma mücadelesi olduğu bilinen bir gerçektir. Kimileri batar gider. Ayakta kalanlar ise kriz sonrası dönemde büyür, piyasaya hâkim olur. Dolayısıyla, reel ekonomideki kriz şiddetlendikçe, pek çok anlı şanlı holdingin Saray’ın önünde kuyruğa gireceklerini şimdiden öngörebiliriz.

Ayrıca, Hazine’nin şirket hisselerini alması, sermayenin bir kesiminden diğerine mülkiyet devri anlamına da gelebilir. Örneğin hükümet, kendisine yakın gördüğü sermaye kesimlerine bu yolla mülkiyet devirleri yapabilir.

Doğalgazdan elektriğe, sigaradan yurtdışı çıkış harcına gelen zamlar, beyaz eşya ve otomotivde ÖTV’nin geri getirilmesi ise, şirket kurtarmaların esas yükünün emeğiyle geçinen halka yıkılacağını gösteriyor.