TÜİK’in tüketici ve üretici enflasyonu verileri yayınlandı. ÜFE almış başını gidiyor, TÜFE onu takip ediyor, yüksek enflasyondan başı dönen ekonomi ise ‘küfelik’ olmuş durumda!

Tüketici enflasyonu TÜİK'e göre haziran itibariyle yıllık yüzde 17,5 i bulmuş durumda. Yurtiçi üretici fiyat enflasyonu ise yıllık 48,9 düzeyinde. Aradaki fark 25 puan ile son 20 yılın rekorunu kırdı! Peki üreticiler neden fiyat artışlarını tüketici fiyatlarının yansıtmıyor da ‘zararına’ çalışıyorlar?

Bunun başlıca iki sebebi var. İlki TÜİK'in TÜFE hesabının, saptanan hatalı oranlamalardan dolayı gerçek tüketici enflasyonunu yansıtmaması. Örneğin iktisatçılardan oluşan sivil bir inisiyatifin ENA Grup’un hesabına göre sadece bu yılın ilk altı ayında TÜFE yüzde 19,16 artmış durumda. Yani işçi, memur, maaş zamları kira artışları gibi birçok kritik noktada referans alınan TÜFE suni biçimde düşük gösteriliyor. Aradaki büyük farkın sebeplerinden birisi bu.

İkinci sebep ise talebin olmadığı alanlarda tüccarların fiyat artışı yapamamaları. Örneğin gıda, turizm, ulaşım gibi talebin yükseldiği alanlarda TÜFE'de %30-40 düzeyinde artışlar görebiliyoruz. TÜFE'de kitle tüketimini konu olan alanların oranları azaltılıp özel ve lüks tüketim kalemlerine gereğinden geniş yer verildiği için de’ sokağın enflasyonu’ TÜFE'de ifadesini bulamıyor.

Ancak her halükarda, büfenin olağanüstü yüksekliği tedricen TÜFE’nin de artacağını bir sinyali.

Enflasyon pek çok makroekonomik dengesizliğin birleşik bir sonucu olarak beliriyor. Eski dönemde Keynesçi ekonomi politika çerçevesinde devletin istihdam yaratmak için yaptığı müdahaleler enflasyonu doğurur Buna da bir nevi ‘ yan etki’ gözüyle bakılır, tolere edilirdi. Fakat 2021 Türkiye'sinde hem rekor işsizliğe (yüzde 30'a yakın) hem de yüksek enflasyona Tanık oluyoruz. hem yüksek döviz kurları da hem yüksek cari açığa tanık oluyoruz. Dünyada petrol, doğalgaz ve emtia fiyatları artarken hükümet zamlarla bunu hızla vatandaşa yansıtıyor. Bir yandan da Erdoğan'ın beklentisi ‘temmuz-ağustos gibi faiz indirimi’. Böylece kamu bankalarına sermaye yüklemesi yapıp hızla kredi dağıtmaya başlayacaklar. Oysa kamu bankaları daha geçen yılın ucuz kredi dağıtımlarının sarsıntısını atlatabilmiş değil. 2021’in ilk çeyreğinde kamu bankalarının net karlılığında ciddi düşüşler var; Ziraat %49, Vakıfbank %56, Halkbank ise %93 karlılık düşüşü yaşamış. Neredeyse zararına çalıştırılacaklar!

Enflasyonun başlıca sebeplerinden birisinin TL'nin değer kaybı olduğu tartışma götürmez. TCMB verilerine göre reel efektif döviz kuru 2021 Haziran'ında 59,77 ile tarihinin en düşük seviyesini gördü (2001 krizinde dahi %75’e kadar düşmüştü). ’Dış saldırı’, ‘kur saldırıları’ gibi söylemler TL'nin değer kaybının üstünü örtemiyor.

TL'nin değer kaybı sürerken Erdoğan'ın ve AKP iktidarının önceliği yeni bir kredi genişlemesi ile büyümeyi kamçılamada. Ancak halihazırda sarhoş gibi başı dönen sermayeyi tüketimle kamçılamak adeta yeni bir döviz krizini davet etmek ile bir enflasyondaki artış eğilimine rağmen Merkez Bankası faizleri siyasi müdahaleyle düşürülürse mart ayında yaşadığımız mali krizin bir benzerinin de yaşanması kaçınılmaz görünüyor.

Ancak diğer yandan ’erken’ ya da’ baskın’ bir seçime doğru giderken artan emareler küfelik durumdaki ekonominin yeniden bir kredi pompalamasına maruz kalma ihtimalini hayli güçlendiriyor.