1875 – 1915 arası Muş, Sason, Şırnak, Gavar, Yüksekova, Van ve çevresinde katliamlardan kaçan Ermenilerin iki yolu vardı doğuya ya da batıya yürüyeceklerdi...

Batıya gelenler deniz kıyısı İstanbul'a oradan da Avrupa'ya kaçmak niyetindeydiler. Yapabilenler yaptı, kaçamayanlar şu andaki İstanbul Ermeni toplumuna katıldı.

Bir de doğuya gidenler vardı.

Ermeni General Karekin Njdeh'in çağrısı ve Osmanlı Rus savaşı sonrasında Ermenilere Sovyet Rusya'sında bir devlet kurulması kararlaştırıldığında Ermenistan tarafına göç de oldu.

Bugünkü Ermenistan'da bu yukarıda saydığım bölgedeki Ermenilerin sayısının hatırı sayılır bir nüfusu vardır.

Bu göçler Cumhuriyet tarihi boyunca doğudan batıya kaydı.

Türkiye'deki göç dalgası komünist rejimdeki Ermenistan'a doğru değil de batıya doğru oldu. Lübnan, Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerinden 1946-1947 yıllarında Ermenistan devletinin de çağrısı ile göçler olmuş ise de bu göç sonrasında pek de iyi bitmedi işler.

Komünizm batı Ermenilerini tatmin etmedi ve o dönemde Ermenistan'a gidenler de yıllar içerisinde Avrupa ve Amerika'ya göç etti.

1960'ların sonlarında Muş, Silopi ve Şırnak civarında halen dağlardan Ermenilerin yaşadığını keşfeden Ermeni Patrikhanesi'nin girişimleriyle birçok Ermeni de Anadolu'dan İstanbul'a getirildi.

Önce çocuklar, sonra veliler.

Varto aşireti çocukları da onların arasındaydı.

Nasıl kurtulmuşlardı, nasıl hayatta kalmışlardı ise 1960'lara kadar Kürtlerle birlikte anadilleri Kürtçe olarak hayatta kalabilmişlerdi.

Kürt aşiretleri arasında da hatırı sayılır bir yer saygınlık kazanmışlardı.

1915'te çocuklar ormana kaçmış. Sonra her şey biraz daha durulunca, yavaş yavaş köylerine geri dönmüşler. Oradaki Kürtler görüp tanımış ve yanlarına almış. Sonra çevre köylerden ve şehirlerden başka Ermenilerin de yaşadığını görünce onlarla evlendirmişler. Böylelikle soy kurtulmuş. O dönem ne bilsinler hangi tarafta ne var? Batıya yürümüşler Silopi'ye geri gelmişler. Doğuya yürüseler belki Ermenistan'da bulurlardı kendilerini.

Bu ailelerin hikayesi inanın çok daha uzun ve kitap olmayı hak ediyor. Ama ben bugün size farklı bir göç hikayesi anlatacağım.

Yerevan 1980

SİLOPİ- İSTANBUL– HALEP- YEREVAN– BRÜKSEL HATTI

1970'lerin sonuna Silopi ve İstanbul'dan Ermenistan'a, oradan Komünist Ermenistan'a, oradan da 1981'de Kenan Evren Türkiye'sine dönen bir Ermeni ailenin hikayesidir aktaracağım.

Mihran Ökmez ve büyük ailesinin bir bölümünün hikayesi.

Mardin'in Silopi köyünde doğan Mihran Ökmez (63), Ermeni Patriği Şınorhk Kalustyan'ın girişimleriyle İstanbul'a getirilen çocuklardan. Burada Balat Khorenyan Okulu'na yerleştiriliyor. (Şimdi kapalı)

'Dağ yoktu İstanbul'da!'

Mihran ahparik bir süre sonra abileriyle ailesini yanına aldırıyor:

“1974 yılında okulu bitirdikten sonra Süryani bir aileye ait olan Arslanlı trikoda çalışmaya başladım. Bir iki sene sonra ailemiz köyden gelmek istedi. Çalışıyorduk, paramız oldu gönderdik ve yanımıza aldırdık ailelerimizi. Ama İstanbul'da çok sıkıldılar. Onlar için çok kapalıydı. Dağ yoktu İstanbul'da, sıkılıyorlardı. Yıl 1979... Bizim büyüklerimiz bizi zorladı. 'Ermenistan'a gitmek istiyoruz' dediler. Biz de onları dinleyerek gitme yollarını sormaya başladık.”

Soruşturmaların ardından yol bulunuyor... Direk gidilemiyor Ermenistan'a Suriye üzerinden. İlk kafile Mihran Ökmez ve ailesi yola çıkıyor. 13 kişi. En küçüğü 3 yaşında kardeşi, en büyüğü ise 70'i geçmiş olan büyükannesi.

Peki neden Ermenistan?

Mihran Ökmez anlatıyor: “Büyüklerimizin içinde hep Ermenistan vardı. 'Yerevan' diyordu onlar. Ermenistan değil. 'Yerevan'a gitmemiz şart' diyorlardı. 'Ninem ayakkabı giymezdi. Yalınayak çıktı yola”.

Antakya sınırına kadar otobüsle gidiliyor.

Sınırda kendilerine 'Nereye gidiyorsunuz?' diyen görevliye: “Düğüne gidiyoruz” cevabı ve biraz da cep harçlığı (!) bırakılarak yola devam.

Ellerinde Suriye Ermeni patrikhanesinin adresi. 17 gün Halep Ermenileri tarafından ağırlanıyorlar. 17 günün sonunda Halep Ermenilerinin yardımı ile ayarlanan uçakla ver elini Yerevan.

Hoktemperyan'da yeni hayat

“Gittiğimizde bizi otele yerleştirdiler. Halepli Ermeniler ayarlamıştı. Komünizm var ama en güzel otele yerleştirebiliyorlar. Orada bir 20 gün kaldık. Herşeyi devlet karşılıyordu. Ermeniyiz ve oraya yerleşeceğiz diye karşılıyordu devlet. 20 günün ardından bizi Hoktemperyan'a gönderdiler. Orada yepyeni binada daire verdiler. Her aileye daire verdiler. Kaloriferli vs herşey var.”

Birkaç ay sonra okullar başlayınca çocuklar okula Mihran abi de çalışmaya başlıyor. Torna tezgahı macunlayıp, zımparalayıp boya yapıyor. Kardeşi Rober de mobilya işinde. İstanbul Balat'taki Khorenyan okulunda öğrendikleri Ermenice de gelişiyor Ermenistan'da.

Büyükler ise daha önce Ermenistan'a gelen Suriyeli ailelerin yanlarında toprak işlemeye başlıyor. Suriyelileri çoğu Kürtçe Türkçe bildiğinden anlaşmakta sorun yaşamıyorlar. Üzüm bağlarında iş tutuyorlar.

Mihran Ökmez ve Ermenistan'daki akrabaları

HÜKÜMET FARKLI HALK FARKLI

Mihran Ökmez: “Hükümet her şeyi yapıyordu, ama halk biraz yadırgadı bizi açıkçası” diyor.

Türk olarak görüldüklerini vurguluyor Mihran ahpairk. Oysa durum çok daha farklı...

Komünizm döneminde Ermenistan'da milliyetçi Ermenice şarkılar çalınması hoş karşılanmıyor. Hatta yasak. Bizim Silopili ise Ermeniler Suriye'de aldıkları milliyetçi Erenice marşların yer aldığı kasetleri dinliyorlar işyerlerinde ve evlerde.

Onları 'Türk' gören Ermenistanlılar ise şarkıları duyunca korkuyor: “Götürecekler sizi” diyorlar.

‘ÇALIŞAN İYİ YAŞIYORDU’

1979 yaşam şartları ise Ermenistan'a göre oldukça iyi. “Çalışan çok iyi yaşayabiliyordu” diyor Mihran ahparik.

“Ama mağazalarda her istediğini her zaman bulamıyordun. Mesela et istedin. Etin günleri vardı. Kasap vardı mesela ama kazandığın parayla sürekli oradan alamazdın. O zaman 180 rupli maaşım vardı ve geçinebiliyorduk”

Mektuplar gidiyor İstanbul'a. Yerevan'da hayat anlatılıyor. Sonra sırasıyla köylülerin büyük bir kısmı göç ediyor Ermenistan'a. Hepsine de devlet ev bark veriyor.

Bir kısmını Masis'e bir kısmını Hoktemperyan'a yerleştiriyorlar.

1915'TEN KURTULAN AKRABALARLA KARŞILAŞMA

Ermenistan küçük yer. Türkiye'den Silopilerin geldiğini duyanlar sorup buluyorlar. 1915'te soykırımdan kurtulan ve öteki tarafa yani doğuya yürüyen Silopili Vartolular buluyorlar Türkiye'den gelen aileleri.

“Gittikten sonra onlar bizi buldu” diyor Mihran Ökmez.

“Türkiye'den gelen Ermeniler olduğunu duyunca geldiler bizi buldular. Kürtçe bile biliyorlardı. Rahmetli babamla onları büyükleri konuştular. Akraba çıktık. Sonrasında hep gidip geldiler. Kolladılar bizi. Ermenistan'a gitmeden önce biliyorduk ki oraya giden var 1915'te ama hiç ilişkimiz olmamıştı o zamana kadar.”

1979'da bu vesile ile aile birleşimi de sağlanıyor. Bu süre içerisinde Yerevan'daki Vartolu hane sayısı 20'ye yükseliyor bile. 100 kişiden fazla bir nüfus oluyorlar.

Ama tutunamıyorlar. Gençler geri dönmek istiyor. Komünizm'de çok fazla kural var. Serbest hissetmiyorlar kendilerini. Ama yaşlılar dönmek istemiyor.

KAREN DEMİRCİYAN İLE İKNA GÖRÜŞMESİ

1979'da Ermenistan'da hükümet Karen Demirciyan yönetiminde. 1974 ile 1988 yılları arasında Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin genel sekreterliğini yapan Demirciyan'ı batı Ermenileri iyi bilirler. Ülkeye iç göç gelmesi için çok çabalayan bir siyasetçiydi.

1999 yılında Ermenistan meclis başkanıyken, meclise yapılan baskında öldürüldü.

İşte o Karen Demirciyan, Türkiye'den gelen bu Ermenileri tutabilmek için elinden geleni yapıyor. O kadar ki doğrudan kendileriyle görüşmeler bile yapıyor.

20 hane geri dönme başvurusu yapınca, Karen Demirciyan 1981 yılında aileleri ikna etmek için özel bir ikna görüşmesi yapıyor.

1979 Temmuz ayında başlayan Yerevan serüveninin sonu 1981'de geliyor.

Demirciyan ikna edemiyor aileleri ama kendisi ikna oluyor geri dönmeleri gerektiğine. “Siz bilirsiniz” deyip geri dönebilmeleri için yardımcı da oluyor.

DARBE ÜLKESİNE DÖNÜŞ

Yıl 1981 Türkiye'de darbe olmuş. Herkes Türkiye'den kaçmaya çalışıyor. Silopili Ermeni aileler ise trenle Ermenistan'dan Kars üzerinden Türkiye'ye girmeye.

Yıl 1981 Gümrü - Kars treni çalışıyor, yıl 2021 tren yolu kapalı.

“Duymuştuk darbe olduğunu ama yine de gelmek istedik. Kalmak için değil, Avrupa'ya gideceğiz diye döndük.”

Sınırda büyük küçük herkes sorguya çekiliyor. Askerlik zamanı gelenler önce yakalanıyor, sonra bırakılıyor. İstanbul'a Haydarpaşa garına kadar gelmelerine izin veriliyor. Ermenistan'a ilk giden Mihran Ökmez gemiyi de en son terk eden oluyor.

İstanbul'a dönüşten sonra 1986 yılına kadar yerleşik bir hayat kuran aileler Avrupa'ya ise ancak 86'da çıkabiliyor.

ERMENİSTAN’DA SOVYET, TÜRKİYE’DE DARBE

Sovyet Ermenistan'a büyük dağlar, daha fazla özgürlük ve daha iyi bir hayat hayaliyle gidenler 1981'de dönüşlerinde darbe cuntası yönetiminde bir Türkiye buluyorlar. Birçoğu akrabalarının yardımı ile buldukları işlerde çalışıyor.

Şimdi bu göç hikayesinden darbedeki Türkiye'de bile hayat Komünizm'den daha iyiydi çıkarımları yapmak isteyenler olabilir. Ama durum öyle değil tabii.

Bu aileler Türk vatandaşı olduklarından Avrupa'ya gitmek için Türkiye'den vize başvurusu yapmaları gerekiyordu.

Karen Demirciyan'dan kendilerini doğrudan Avrupa'ya uçakla göndermelerini istediler ise de mümkün değildi. O yüzden de bir anlamda Türkiye'ye geri dönmek zorunda kaldılar.

Mihran ahparik: “Darbe'de yaşamak daha zordu. Sovyetlerde işin gerçeğini söylemek gerekirse çok da bir zorluk görmedik. Sadece garip geldi bize” diyor.

20 aile 2 yıl kaldığı Ermenistan'da doğan çocukları da tabii ki orada vaftiz etti. Sovyetler döneminde dini geleneklerin uygulanmasındaki seyrekliği “İnanç azdı o zaman, Eçmiadzin'e gidiyorduk, insan yoktu kiliselerde, çok azdı. Ermeniyiz biz nasıl oluyor da kilisede adam yok diye şaşırıyorduk” sözleriyle anlatıyor Mihran Ökmez.

EN GÜZEL VE EN KÖTÜ ANLAR

Sovyet dönemi kot pantolon pek iyi karşılanmıyor Ermenistan'da. Hırsızlık 1980'lerde en yüksek oranda. Silopili Ökmez'ler de alıyorlar paylarınıı...

“Tabiatı ve toprağı çok güzeldi Ermenistan'ın. Bizim yaşadığımız bölgeye, Silopi'ye benziyordu. O yüzden en çok hoşumuza o gitmişti. En kötü anım ise. Kardeşimi bir kere bıçakladılar. Üstünde kot pantolon vardı. İstediler. Vermedik. O yüzden bıçaklandı. Sonra biz gittik hırsızlar kaçmıştı” diyor Mihran.

Bağımsızlığın ardından birkaç kez ziyaret ediyor tekrar Ermenistan'ı. “Çok değişti” diyor. Ama her zaman Batı dünyası tercihi.

Belçika'da kurdukları Ermeni Demokratlar Derneği'nde halen milleti için çalışmaya devam ediyor. 1980'lerde kendilerine yapılan yardımları asla unutmayanlar şimdi sıra onlara geldiğinde hiç çekinmeden görevi alıyor. Mihran abi ve ailesi son Karabağ savaşında da doğrudan Ermenistan'a giderek oradaki askerlerin ailelerine yardım ulaştırdı. Halen de desteğe devam ediyor.

Ermenistan'ın dağları onlar için bugün Brüksel'in ovalarında yaşıyor.