Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Bitlis’de sözlerine “Norşin’de büyük bir kalabalık gördüm” diye başlayınca ortalık karışmıştı.

Çünkü “Norşin” Bitlis’in ilçesi olan Güroymak’ın Kürtçe adıydı.

1960 İhtilalinden sonra Anadolu’da bilmem kaçıncı kez esen “yer adlarının Türkçeleştirilmesi” salgınından nasibini almış, yerleşimin “Norşin” olan adı “Göroymak”a çevrilmişti.

Gül’ün “Norşin” demesi kimilerini kızdırmış, kimilerini de umutlandırmıştı.

Kızanların başında Saray’ın bugünkü ortağı MHP geliyordu. İşi “Cumhurbaşkanı bölücülük yapıyor” noktasına vardırmıştı.

Hatta dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Gül’e destek vermiş, “Atatürk de Norşin’e Norşin derdi. İnanmıyorsanız Nutuk’a bakın” gibisinden tepki göstermişti.

Elbette Gül’ün bu yaklaşımından umutlananlar da vardı; Kürtler ve Kürt sorununun barışçıl çözümünden yana olanlar.

Güroymak Belediye Meclisi toplanıp ilçenin adının “Norşin” olarak değiştirilmesi yolunda karar bile almıştı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Gül, 2009’un Ağustos’unda “Norşin”e “Norşin” demişti.

O tarihten bu güne geçen yaklaşık 11 yıl boyunca neler yaşamadık ki; Oslo toplantısı, kanlı bir çatışma süreci, ardından “çözüm süreci”, sonrasında yine kanlı bir çatışma sürecinin içine düştük. Hâlâ da çıkamadık.

İşte 2009’da Norşin’e “Norşin” diyen AKP kafasının bugün vardığı nokta çok vahim bir yere geldi.

31 Mart yerel seçimlerinde 65 başkanlık kazanan HDP’nin elinden 40’ı alınarak yerine kayyım atandı.

İşte AKP’nin önceki gün, salgın fırsatçılığı da yaparak, biraz da korsanvari bir yöntemle kayyım atadığı sekiz belediye başkanlığından biri de Güroymak yani Norşin oldu.

İşte “AKP kafası”nın, Saray iktidarının Kürt sorununun çözümünde vardığı son noktadır bu; Kürtlerin ne seçme ne de seçilme hakkını tanımak.

Hele bir de seçildikten yedi ay sonra görevden alınarak yerine kayyım atanan Cizre Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Zırığ’ın yaşadıkları var ki anlatılır gibi değil; ne akla, ne mantığa, ne vicdana, ne hukuka, ne adalete sığar.

Bu ilginç konuyu önceki gün TBMM kürsüsüne HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz belgeleriyle birlikte taşıdı.

“Anlatılır gibi değil” dedik ama biz yine de anlatmaya çalışalım.

31 Mart yerel seçimlerinde HDP’nin Cizre Belediye Eş Başkanlığına aday olur Mehmet Zırığ.

“Leyla Güven onurumuzdur” dediği için hakkında “suçu ve suçluyu övme ve örgüt propagandası yapmak”tan soruşturma açılmıştır.

Söylenen söz ortada, söyleyen kişi ortada.

Ancak anlaşılan o ki savcılık eldeki delili yeterli bulmamış, gazetecilik deyimiyle “çalı taşlamak” yöntemine başvurmuş. “Zırığ hakkında acaba başka ne bulabilirim” diye, 31 Mart seçimlerine iki gün kala, 29 Mart 2019’da Cizre Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Güvenlik Büro ve TEM Büro amirliklerine iki ayrı yazı yazmış.

Güvenlik Büro Amirliği’ne yazdığı yazıda resmen “delil” istiyor savcılık; üstelik Zırığ’ın hem yaptığı hem de yapacağı konuşmalar hakkında.

“…şüphelinin PKK terör örgütüyle irtibatlı olabileceği değerlendirilecek nitelikteki seçim süreci içersinde yapmış olduğu konuşmalar ve katılmış olduğu etkinlikler dahil olmak üzere özellikle 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak mahalli seçimler sonrası yapması muhtemel konuşmada varsa suç unsuru teşkil edecek hususların tespit edilerek, bunlara ilişkin kayıtların temin edilip bu kayıtların CD ortamında aktarılıp ayrıca dökümü yapılarak Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesi rica olunur.”

Savcılık 31 Mart’ta HDP’li Zırığ’ın seçimi kazanacağından emin. Bu yüzden emniyeti “yapması muhtemel” konuşmasındaki “suç unsuru”nu kayıt altına almasını istiyor.

Savcılığın TEM Büro Amirliğine yazdığı aynı tarihli yazı daha da ilginç.

Zırığ hakkında savcılık, herhangi bir adli işlem (TCK 215, 302, 316 ile 3713 sayılı yasanın 7/2. maddeleri) yapılıp yapılmadığının araştırılmasını, soruşturma dosya numaralarının saptanmasını istedikten sonra örneğine az rastlanır bir talepte bulunuyor:

“… şüphelinin dördüncü dereceye kadar akrabası bulunan şahısların terör örgütüne üyelik ve yukarıda bildirilen suçlardan dolayı herhangi bir soruşturma kayıtlarının bulunup bulunmadığı hususlarının araştırılması…”

Bu talebin yol açtığı sonuçları savcılığa gelen cevap yazısından biraz sonra anlayacağız.

Aynı yazıda savcılık ilginç bir talepte daha bulunuyor TEM Büro Amirliğinden:

“…özellikle 31 Mart 2019 tarihli yerel seçimler sonrası şüphelinin eylem ve faaliyetleri gizlilik içersinde takip edilerek yapacağı konuşmalarda suç unsuru bulunması halinde güvenlik büro görevlileri ile irtibata geçilerek bu konudaki gerekli belgelerin temin edilmesi…”

Zaten bir önceki yazısıyla savcılık Güvenlik Şube’den Zırığ’ın konuşmalarının CD kaydını istiyor. Yani Güvenlik Şube zaten izliyor Zırığ’ın konuşmalarını. Ama belli ki yetmemiş olacak, ayrıca TEM Büro’dan da Zırığ’ı “gizlilik içersinde” takip etmesini istiyor.

Şimdi gelelim savcılığın istediği Zırığ’ın “dördüncü dereceye kadar akrabası bulunan şahıslar” hakkındaki soruşturma sonucunda TEM Büro’nun gönderdiği yanıta.

Bu uygulamanın adı “Temas Sistem Sorgulaması.”

TEM Büro da başlamış 1980’li yıllara kadar giderek “derinlemesine” araştırma sonuçlarını “Temas Sistem Sorgulaması”nda madde madde sıralamış.

İlk madde “Mehmet Zırığ isimli şahsın yengesinin amcası K.B. (adları ben kodladım)” diye başlıyor. Kimi istihbarat raporları, kimi itirafçı itiraflarıyla, kimi “duyumlarla” 1980’li yıllardan başlayarak K.B.’nin eylemlerini sıralıyor.

Ancak K.B. 1993 yılında öldürülmüş. Mehmet Zırığ 1982 doğumlu. Yani K.B. öldürüldüğünde Zırığ henüz 11 yaşındaymış.

İş bununla da kalsa iyi. Zırığ diyor ki, “Ben bu kişiyi tanımıyorum. Çünkü yengem üç yıl önce yengem oldu. Amcası 93’te öldürülmüş. Ben kendisini hiç tanımadım.”

Mehmet Zırığ’ın “suçları arasında”, akrabalarının içinde “kız kardeşinin eşinin kardeşi F.T.”nin de “eniştesinin yeğeni olan A.D.”nin de bulunması var!

Bu belge apaçık biçimde iktidarın Kürtlere uyguladığı “düşman hukuku”nun kesin bir kanıtıdır.

AKP iktidarı ve ittifaklarının Kürt sorunu karşısında bugün aldığı pozisyonun reddedilemeyecek bir göstergesidir.

Tek başına bile bu soruşturma dosyasının ortaya çıkardığı gerçek şudur; Kürtlere karşı adalet, hukuk ortadan kalkmıştır; vicdanlar ve bir arada yaşama koşulları ağır yara almıştır.

Savcılığın bu dosyası; Saray iktidarı ve ittifaklarının Kürt meselesine gözü dönmüş bir saldırganlıkla yaklaştığının kanıtıdır.

Seçilmiş HDP’li bir Belediye Eş Başkanı olarak Zırığ’ın “yengesinin amcası”ndan “kız kardeşinin eşinin kardeşi”ne, “eniştesinin yeğeni”ne kadar sorgulanması da gösteriyor ki; eğer Kürt olsalardı bunlar Adem’le Havva’yı da fişlerlerdi!