İlk bakışta sıradan bir olay gibi görünüyordu “Gözaltına alındıktan iki gün sonra hastanede çıktılar” başlıklı haber.

Hele Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerde “vakayı adiye”den bile sayılabilirdi.

Mezopotamya Ajansı’nın konuyla ilgili geçtiği ilk haber Cemil Uğur imzalıydı ve 13 Eylül tarihini taşıyordu.

“Van’ın Çatak ilçe kırsalında Servet Turgut ve Osman Şiban adlı yurttaşlar 11 Eylül’de operasyona çıkan askerler tarafından gözaltına alındı. Helikopterle mezradan götürüldükten sonra kendilerinden haber alınamayan yurttaşların, iki gün sonra Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde tedavi altında oldukları ortaya çıktı.”

Habere göre gözaltına alınan iki kişinin durumları ağırdı ve hastanede nöbet tutan polisler, yakınlarının görüşmesine izin vermiyordu.

Ajans, üç gün sonra, 16 Eylül’de geçtiği “Şiban’ın gözaltında gördüğü işkence rapora yansıdı” başlıklı ikinci haberde, gözaltına alınan iki kişiden biri olan Osman Şiban’ın darp raporuna ulaştıklarını bildiriyordu.

“11 Eylül’de askerler tarafından özel bir hastaneye götürülen Şiban için darp raporunun hazırlandığı ortaya çıktı. Askerler tarafından özel hastaneye götürülen Şiban için hazırlanan darp raporunda, genel durumu bölümüne ‘orta kötü’ olarak kaydedildi. Raporda, Şiban’ın her iki gözünde morluk, baş, boyun ve yüz bölgesinde travmaya bağlı şişlik olduğu belirlenirken, ayrıca Şiban’ın kanlı kustuğu da yer aldı. Şiban, raporda yoğun bakım ihtiyacı olduğunun belirlenmesi üzerine Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi.”

Bu haberden bir gün sonra, 17 Eylül’de Mezopotamya Ajansı yine Cemil Uğur imzalı, “Helikopterden atıldı, denilen kişinin darp raporu: Yüksekten düştü” başlıklı haberinde gözaltına alınan ikinci kişi olan Servet Turgut’un da darp raporuna ulaştığını duyuruyor ve ilk kez “helikopterden atıldı” iddiasını dile getiriyordu.

“Askerler tarafından önce özel bir hastaneye ardından Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülen Turgut’un darp raporunda ‘İsimsiz hasta yüksekten düşme sebebiyle getirildi. Entübe hasta’ notu yer aldı. ‘Yüksekten düşme’ bilgisinin bilinçleri kapalı bir şekilde iki kişiyi hastaneye getiren askerler tarafından verildiği tahmin ediliyor.

“Söz konusu ‘yüksekten düşme’ ifadesi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Murat Sarısaç’ın görgü tanıklarına dayandırarak yaptığı ‘helikopterden atıldı’ iddiasını güçlendiriyor.

“HDP’li Sarısaç, olaya dair yaptığı paylaşımla ‘Ailelerle hastanede yaptığımız görüşmede Servet Turgut ve Osman Şiban’ın tarlalarında çalışırken askerler tarafından tartaklanarak helikoptere bindirilmiş ve iki gündür de haber alınamıyordu. Görgü tanıkları bu iki kişinin helikopterden atıldığını aktardılar’ ifadelerini kullanmıştı.”

Aynı gün servise koyduğu “Şiban’ın gördüğü işkence fotoğraflandı” başlıklı ikinci haberinde ajans abonelerine resmen “işkencenin fotoğrafı”nı servis ediyordu:

“Servise alınan Şiban’ın gözleri kan ve morluklar içinde. Şiban, gördüğü işkenceden kaynaklı hafıza kaybı yaşıyor.”

Mezopotamya Ajansı, 20 Eylül’de “Helikopterden attılar” iddiasını doğrulayacak bilgiye ve belgeye ulaşıyor ve yayınlıyor.

Yine Cemil Uğur imzasını taşıyan “Hastane raporuyla doğrulandı: Helikopterden atıldılar” başlıklı haber belgesiyle birlikte yayınlanıyor.

“Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı E.B. imzalı raporun hikâye bölümünde, ‘yüksekten düşme’ şikâyetiyle acil servise getirildiği kaydedildi. Şiban’a yapılan müdahalelere yer verilen raporun devamında ‘…hasta olay günü acil uzmanınca helikopterden düşme sonrası yaralanma sonrası acile getirildiği belirtilerek yerine ekonsultasyon (tanı konulmak) istenmiştir. Hasta acilde görülmüştür’ ifadelerine yer verildi. Raporla, ‘Helikopterden atıldılar’ iddiası da doğrulanmış oldu.”

Konuyla ilgili ilk haberden dokuz gün, “helikopterden düştü” notunun yer aldığı raporun ortaya çıkmasından iki gün sonra Van Valiliği’nden 22 Eylül tarihli, bu iddiayı dolaylı da olsa yalanlayan bir açıklama geliyor en sonunda.

“… teröristin etkisiz hale getirildiği yerde gözetleme yapan ve şüpheli hareketler sergileyen S.T. (Servet Turgut) isimli şahsın, ‘dur’ ihtarına uymayarak kaçmaya çalıştığı esnada kayalık alanda düştüğü ve yaralandığı gözlemlenmiş, şahıs mukavemet göstermesine rağmen yakalanıp usulüne uygun olarak muhafaza altına alınmıştır. Bölgede bölücü terör örgütü mensuplarına yardım, yataklık ettiği değerlendirilen O.Ş. (Osman Şiban) isimli şahıs da aynı bölgede mukavemet göstermesine rağmen usulüne uygun olarak muhafaza altına alınmıştır.”

Valiliğin “kayalık alanda düştü” dediği Servet Turgut’un yoğun bakımda çekilmiş bir fotoğrafını servise koyuyor Mezopotamya Ajansı, Cemil Uğur imzasıyla:

“Halen uyutularak tedavi gören ve yaşam tehlikesi süren Turgut’un, solunum cihazına bağlı olduğu, yüzünün kan ve morluklar içinde olduğu görülüyor.”

Van Valiliği’nin “helikopterden atma” olayını yalanladığı ve “kaçarken kayalıklara düştü”, “usulüne uygun gözaltına alındı” açıklamalarını yaptığı iki köylünün gözaltına alındıkları sırada yanlarında bulunan görgü tanıklarına ulaşıyordu Mezopotamya Ajansı.

23 Eylül tarihli “Görgü tanığı: İkisi de helikoptere sağlam bindirildi” başlıklı haberinde Mezopotamya Ajansı, Servet Turgut’un tarlasında saman topladığı, Osman Şiban’ın da kahvede çay içerken gözaltına alındığını, helikoptere bindirilirken sapasağlam olduklarını görgü tanıklarının anlatımıyla aktarıyordu.

29 Eylül tarihli, “Turgut’un gözaltına alındığı belirtilen yerde kayalık çıkmadı!” başlıklı haberinde ise ajans Servet Turgut’un gözaltına alındığı yerin görüntülerini yayınlıyordu.

Bu iki haber de Van Valiliği’nin “mukavemet gösterdiler”, “dur, ihtarına uymayıp kaçarken kayalıklardan düştüler” gibi açıklamalarını somut olarak; tanık anlatımlarıyla, görüntülerle yalanlıyordu.

Yoğun bakımda yatan Servet Turgut 20 gün sonra yaşamını yitiriyor. Van’da ailesinin kurduğu taziye evine gidiyor DTK, HDP ve DBP heyetleri. Taziye ziyaretinin ardından açıklama yapmak istiyorlar ama binayı kuşatan polis “Mezopotamya Ajansı’nın çekim yapmasına izin vermeyeceğiz” diyerek engelliyor.

Ajansın 1 Ekim 2020’de servise koyduğu “Basın açıklamasını engelleyen Van polisi: MA çekim yapmasın kim yaparsa yapsın” başlıklı haberin ilgili bölümü şöyle:

“İlçe binasına gelerek burada bir basın açıklaması yapmak istediklerini fakat polis burada da basının görüntü almasına engel olduğunu vurgulayan HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ‘Polis bize, açıklama yapabilirsiniz ama basın görüntü almayacak, dedi. Neden illa Mezopotamya Ajansı’nın çekim yapmasını engelliyorsunuz, diye sorduğumuzda polis müdürü, siz Mezopotamya Ajansı’nı normal bir ajans olarak mı görüyorsunuz, cevabını verdi. Polis bize, Mezopotamya Ajansı çekim yapmasın, kim yapıyorsa yapsın, dedi. Açıkçası Mezopotamya Ajansı’ndan rahatsız olan bir polis ekibi gördük. Bu skandal bir olaydır. Bu durum, medya özgürlüğünün tamamen ortadan kalktığını bir kez daha gösterdi’ diye konuştu.”

Belli ki Mezopotamya Ajansı, Kürt köylülerini helikopterden atan işkenceci devlet görevlilerini ulaştığı haberlerle, bilgilerle, belgelerle, görgü tanıklarının anlatımlarıyla tam olarak suçüstü yakalamıştı. Bu nedenle de bir kez daha kolluk güçlerinin hedefine konmuştu.

Saray iktidarının “gazeteciliği suç olarak görme” refleksi beklendiği gibi hemen harekete geçti.

Polis, 6 Ekim günü erken saatlerde Mezopotamya Ajansı’nın Van bürosu ile dört gazetecinin evini bastı.

Gözaltına alınan Turgut ve Şiban’ın helikopterden atıldıklarını belgelerle, tanık anlatımlarıyla, fotoğraflarla kamuoyu gündemine getiren Mezopotamya Ajansı muhabirleri Adnan Bilen, Cemil Uğur ile Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve gazeteci Nazan Sala gözaltına alındı.

Baskında gazetecilerin fotoğraf makinelerine, kamera ve teknik malzemelerine de el konuldu.

8 Ekim’de Mezopotamya Ajansı ilginç bir haber servis etti.

“Van’ın Çatak ilçesi kırsalında 11 Eylül günü operasyona çıkan askerlerce gözaltına alınmalarının ardından bindirildikleri helikopterden atılmaları üzerine Servet Turgut’un yaşamını yitirdiği, Osman Şiban’ın ise ağır yaralandığı olayla ilgili kolluk görevlileri hakkında açılan soruşturmayı yürüten isim ile olayı kamuoyuna duyuran gazetecilere yönelik soruşturmaya bakan ismin aynı olduğu bilgisine ulaşıldı.

“O ismin ise Van Cumhuriyet Savcısı İsmail Köker olduğu öğrenildi.

“Savcı Köker, aynı zamanda yaşamını yitiren Servet Turgut ve Osman Şiban’ın gözaltına alınması talimatını veren isimdi. Helikopterden atılma işkencesinin ortaya çıkmasıyla ilgili dosya, savcı Köker’den alındı. Turgut ve Şiban’ın avukatlarının suç duyurularında bulunması üzerine olayda yer alan askerler hakkında ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs’ ve ‘işkence’ gerekçeleri ile başlatılan soruşturma dosyası ise Köker’e verildi.”

Bu olayla ilgili haberlere yasak getirildiği gibi gazeteciler gözaltındayken haklarındaki dosyaya da gizlilik kararı kondu ama müvekkilleriyle görüşen avukatlarından gazetecilerin yüz üstü yatırılarak ve ters kelepçelenerek gözaltına alındıkları bilgisine ulaşıldı.

Yine avukatların aktardıklarına göre gözaltındaki gazetecilerle “sohbet” adı altında yapılan hukuka aykırı sorguda haberleri takip etmek için kimden talimat aldıkları, haber kaynaklarıyla yaptıkları telefon görüşmeleri, basın açıklamalarını hangi amaçla izledikleri ve kent dışına yine haber amaçlı yaptıkları seyahatler soruldu.

Sonunda dört gazeteci çıkarıldıkları Van 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından “örgüt üyeliği” ile suçlanarak tutuklanır.
Hâkimliğin kararı da tam anlamıyla evlere şenliktir:

“…devlet aleyhine toplumsal olayları haber yaparak…”

Yani bir olay devlet lehineyse haber yapabilirsin, devlet aleyhine bir toplumsal olayı haber yaparsan örgüt üyesisin…

“Şüphelilerin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterir şekilde haberler yaptıkları…”

Yani toplam sonuç olarak hâkimlik diyor ki, “Devlet aleyhine toplumsal olayları haber yapacağına, sürekli, çeşitli ve yoğun olarak devlet lehine haber yap!”

İş burada kalsa iyi. Tutuklanma kararında memleketin başka bir rezilliğine de değinilmiş:

“Şüphelilerin sahip olduklarını iddia ettikleri basın kartlarının resmi hiçbir geçerliliği olmadığı, geçerli bir basın kartının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın belirlediği şartları taşıyan kişilere ancak verilebileceği, doğal olarak mevcut şartları taşımadıklarından şüphelilerin basın mensubu olmadıklarının anlaşıldığı…”

Belli ki bu kararı yazanların dünyadan haberi yok. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı artık sadece yandaşlara basın kartı veriyor. 

(Bu satırların yazarı da meslek hayatının beşinci yılından sonra 20 yıl sarı basın kartı taşımış, ardından 15 yıl sürekli basın kartı sahibi olmuştur. Son dört yıldır ise hakkı olan basın kartını alamamış, korsan bir şekilde basın kartına el konmuştur.)

Sonuç olarak Mezopotamya Ajansı’nın Van Bürosu’ndaki muhabirleri dört dörtlük bir gazetecilik örneği vermişlerdir.

Kamuoyu adına denetleme, sorgulama görevlerini eksiksiz yerine getirmiş ve güvenlik güçlerinin iki yurttaşa yaptıkları akıl almaz işkenceyi bütün kanıtlarıyla ortaya çıkarmışlardır.

Mezopotamya Ajansı çalışanları halkın gerçekleri öğrenme ve haber alma hakkını görevleri gereği sonuna kadar savunmuştur.

Yaşama hakları ellerinden alınan, işkence gören yurttaşların ve yakınlarının sesleri olmuşlar, sadece Türkiye’ye değil dünyaya da bu vahşi işkencenin duyurulmasını sağlamışlardır.

Ancak halka zulüm bataklığına saplanmış bütün iktidarlar gibi, Saray da görevini yerine getiren gazetecileri cezalandırmış ve hiçbir kanıt olmadan cezaevine atmıştır.

Bu başarılı gazetecilik örneğini ABD’de verseler mutlaka mesleğin en saygın ödülü Pulitzer’i alırlardı.

Yine de eminim ki yaptıkları bu haber dizisi pek çok mecrada ödüle değer görülecektir.

Ama onlara ilk ödüllerini Saray iktidarı vermiştir cezaevine atarak.

Gazetecilik suç değildir ama tek adam yönetiminde ya cezaevindedir ya da sürgündedir.