Saray rejiminin muhalif belediyelere “düşman” gözüyle baktığı, 31 Mart ve 23 Haziran yenilgilerini hâlâ hazmedemediği özellikle korona virüs salgını sırasında daha da belirginleşti.

Önce hedefte seçilmiş HDP’li belediye eş başkanları vardı. İki dönemdir sürekli olarak HDP’li belediye eş başkanları “terörist” ilan edilerek görevlerinden alınıyor, yerlerine kaymakamlar, valiler kayyım olarak atanıyor.

Başından belliydi bunun sadece HDP’li belediyelerle sınırlı kalmayacağı, sıranın CHP’li belediyelere de geleceği.

Demokratik teamüllere tümüyle aykırı olarak HDP’li başkanların görevden alınmasına, cezaevine atılmasına, belediye meclislerinin peş peşe feshine bütün uyarılara rağmen CHP yönetimi çok cılız tepkiler vermekle yetindi.

Herhalde “bizde eş başkan yok, sadece başkan var o yüzden sıra bize gelmez” diye düşündü ana muhalefet partisi yönetim kademesi.

Sonunda beklenen oldu ve CHP’li belediye başkanları da tek adam rejimi tarafından neredeyse “terörist” ilan edildi.

Büyük bir “günah” işlemişti CHP’li belediyeler. Ellerindeki kısıtlı olanaklara rağmen dayanışmayla büyük bir yardım kampanyası düzenlenebileceğini, ihtiyaç sahiplerine gıda kolisi, nakit para verilebileceğini, yoksullara sıcak yemek dağıtımı yapılabileceğini, hatta düzenlenen bir kampanyayla işsizlerin, dar gelirlerinin bakkal borçlarının ödenerek veresiye defterlerinin silinebileceğini gösterdi.

Bir başka deyişle CHP’li belediyelerin bu çabaları aslında Saray iktidarının yoksul halk, işsizler, dar gelirliler lehine doğru dürüst bir adım atmadığını apaçık ortaya çıkarmıştı.

Doğru düzgün maske dağıtmayı bile beceremeyen AKP iktidarı tarafından bu nedenle açtıkları bağış kampanyaları durduruldu, halka bedava ekmek dağıtmaları bile engellendi, 25 yıldan uzun süredir halka sıcak yemek dağıtan belediye aşevleri bu işlevlerini göremez hale getirildi; hem de korona virüs salgını koşullarında, zar zor geçinen insanlar işlerini, aşlarını kaybetmişken…

Ülkenin kaynaklarını har vurup harman savurmuşlardı; bu yüzden işini kaybedenlere, iş yeri kapananlara yardım etmek yerine onlardan para toplamak için IBAN numarası vermişti Saray iktidarı.

Tek adam rejimi toplu bulunulan yerlerde maske zorunluluğu getirmişti, maske satışını da yasaklamıştı. Ancak halka ücretsiz maske dağıtımını da haftalardır becerememişti.

Halka ücretsiz maske dağıtmanın yöntemini bile bir türlü bulamayan bir “dünya lideri” ve salgından zarar gören insanlara para vermek yerine vere vere IBAN verip para isteyen bir “güçlü Türkiye” çıkmıştı ortaya.

Tek adam rejimi ortaya çıkan bu tabloyu gözlerden kaçırmak için her yola başvuruyor.

Muhalif belediyelerin halka yardım yapmasını, halka bedava ekmek dağıtmasını engellemeyi kendi tabanlarına bile anlatmaları çok zordu.

Bu telaşla olsa gerek ilk “intihar saldırısı”nı AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal yaptı. CHP’li belediyelerin halka yaptığı yardımı “paralel bir yapılanma” olarak niteledi.

Herkes “neremle güleyim” şaşkınlığındayken aynı günün akşamı Erdoğan bu kara komediye tavan yaptırdı:

“CHP’li belediyeler ne yapıyor; bakanlıkları, valiliği hiçe sayarak kendi başlarına yardım toplamaya, ekmek dağıtmaya, hastane kurmaya çalışıyorlar. CHP’li belediyelerin salgınla mücadele kurallarını hiçe sayarak giriştikleri şov yapmaktır. Bu tür teşebbüsler özellikle FETÖ, PKK gibi örgütler tarafından denenmiştir.”

Gerek Erdoğan’ın gerekse de AKP’li Ünal’ın bu yaklaşımı elbette büyük tepki gördü. Ancak bu tepki sadece muhalefetle sınırlı kalmadı. Belediyelerin yaptığı yardımlardan yararlanan AKP’liler de, hâlâ AKP yandaşı olan Saray kalemşorları da, aklı başında muhafazakâr siyasetçiler de, hatta “Kabataş yalancıları” bile bu yaklaşıma karşı çıktılar.

Hiç beklemezdim ama, “Saray beslemesi” Akit gazetesinin yazarı Kenan Alpay “Yine mi ‘Paralel Devlet’ Belası” başlıklı bir yazı kaleme aldı önceki gün gazetedeki köşesinde.

AKP’nin CHP’li belediyelere dönük “paralel bir yapılanma” nitelendirmesini “Üzülerek ve hayretler içersinde kalarak gördüm” diyor Alpay.

“Bırakalım hatta teşvik edelim hayırda, bağışta ve yardımda güçlü bir rekabet olsun, kimse zarar görmez ama herkes faydalanır. Basit prosedürleri, çarpık teamülleri bir put gibi, bir doğma gibi hayırlı faaliyetlerin önüne bir barikat gibi çıkarmayalım. Paralel yapı yaftasını olur olmaz yerde birilerinin boynuna asmak için fırsatlar kollamayalım. Bu tür yaftalar vara yoğa kullanıldıkça yalama olur, etki ve önemini kaybeder ve nihayet en çok kullananların aleyhine işler.”

Alpay’a göre devleti yüceltmek, merkezi kararları tartışılmaz kılmak, yerel yönetimleri ezmek bürokratik oligarşinin kitabında yazıyordu, çevreden gelen talepleri iktidara taşıyan muhafazakâr demokrasinin değil.

AKP’ye ciddi bir de uyarı yaparken iktidarın hedefinden ne denli saptığını gözler önüne seriyor Alpay:

“Hukuka, toplumsal iradeye, özgürlüklere yapılan vurgular üzerinden iktidara yürüyen, defalarca teşebbüs edilen tuzak ve darbe girişimlerini boşa çıkaran bir hareketin kendisiyle ve temsil ettiği kesimlerle çelişmesinin acı ve ağır bedelleri olur. Umarız yanlışta daha fazla inat edilmez.”

Geçmiş yazılarında CHP’yi “faşizan zihniyet” diye niteleyen, “bu zihniyet değişmez” diyen “Kabataş yalancısı” Elif Çakır da Erdoğan’ın bu yaklaşımına karşı çıkıyordu Karar gazetesindeki “Ekmek dağıtmazsa CHP zihniyeti, dağıtırsa paralel!” başlıklı yazısında:

“Halkın oylarıyla seçilen CHP’li belediye başkanları, salgında mağdur olan insanlara yardım eli uzatmakla, devleti karşılarına mı almış oluyorlar, dağıttıkları bir lokma ekmekle bölücülük mü yapmış oluyorlar?”

Daha düne kadar AKP saflarında olan, 23 Nisan özel oturumunda Ali Babacan’ın DEVA Partisi milletvekili olarak konuşan Mustafa Yeneroğlu, TBMM kürsüsünden “Milletimizin yarısından fazlasının oyunu alan belediye başkanlarımızı terör örgütleriyle ilişkilendirebilecek hazin bir haldeyiz” diyordu.

Saray iktidarının muhalif belediyelere salgın koşullarını bile hiçe sayarak saldırması, halka yardım yapmasını engellemesi sadece AKP karşıtı olanların değil bugünün ve dünün yandaş yazarlarının, muhafazakâr politikacılarının da vicdanlarını ayaklandırdı.

Geri kalanları da ya utanmayı bilmiyorlar ya da utanmamayı büyük bir ustalıkla öğrenmişler.