Yine bir süredir regl diye bir şey ve onunla ilgili bazı meseleler yokmuş gibi yaşayıp gidiyorduk. Ta ki Ceyda Düvenci geçen hafta kızının ilk defa regl olmasını sosyal medya hesabından duyurana ve ‘kutlayalım yeni zamanını’ diyene kadar. Hiç olmaması gereken konularda aşırı hassas olan bir kısım halkımız incinmiş bu durum karşısında. Ben de bir ara aklıma gelen, sonra başka gündemler arasında benim de kaynayıp gitmesine izin verdiğim bu konu hakkında yazmak istedim.

Ceyda Düvenci gelen eleştirilere cevap yazısında “her evlat değişir, dönüşür... regl olur, sünnet olur, mezun olur, aşık olur, evlenir gelin-damat olur, anne-baba olur... tüm bu dönüşüm anları kıymetli ve kutlanasıdır...” demiş. Önce oradan başlamak isterim. Doğrusunu isterseniz ben sünnet olmak ile regl olmanın epey farklı şeyler olduklarını, regl olmayı kutlamayı haklılaştırırken sünnet olmanın örnek verilmesini sorunlu buluyorum. Sünnet erkeklerin beden bütünlüğüne yönelen, telafisi imkânsız bir müdahaledir. Doğuştan olmayan, tercih edilen ve bana kalırsa 18 yaşından küçüklere, yani çocuklara, ebeveynlerinin kararı ile uygulandığı durumlarda bir hak ihlali yaşanmasına sebep olan bir uygulamadır. Bu konuyu başka bir yazıda tartışırız belki. Ama regl, kadınların biyolojilerinin bir parçası olan, sağlıklı her kadının belirli bir yaştan sonra yaşadığı bir döngüdür. Ve bana kalırsa kutlanacak bir yanı da yoktur. Bir bebeğin dünyaya gelmesinden sonra yaşadığı pek çok büyüme aşamasından birisidir. Vücudun belirli yerlerinin tüylenmesi, erkeklerde sakal ve bıyıkların çıkması, kadınların memelerinin büyümesi gibi. Hepsi herkesin yaşadığı, çok doğal olaylardır. Ancak ne regl olmayı kutlamak bir meseledir, ne de reglin kendisi.

Esas mesele, sağlıklı her kadın, yani dünya toplumunun yarısı regl oluyorken reglin hâlâ dünyanın hemen her yerinde bir tabu olması, regl konusunda yeterince farkındalık olmaması ve daha ötesi, reglin kadınlara ayrımcılık yapılmasına sebep olmasıdır.

Önce regl nedir, ona bir bakalım. Deutsche Welle için hazırlanan şu programda regl hakkında kısa ve yararlı bilgiler var. İzlemenizi tavsiye ederim. Bu videoda da anlatıldığı üzere,

Kadınların rahmi her ay kendini olası bir hamileliğe hazırlıyor. Bu sırada rahim içi duvar da potansiyel bir embriyonun yerleşip büyüyebilmesi için kalınlaşıyor. Ancak hamilelik gerçekleşmezse bu ekstra dokuya ihtiyaç kalmıyor ve bu dokunun vajinadan dışarı atılması gerekiyor. Bu dışarı atma işlemi reglin ta kendisi oluyor. Regl, 21 ila 35 günde bir yaşanıyor ve 3 ila 7 gün sürüyor.  

Amerika’da bulunan, ihtiyaç sahibi kadınlara regl döneminde kullanmaları gereken ped, tampon gibi hijyen ürünlerini ücretsiz ulaştırmayı hedefleyen bir STK’nın derlediği bilgilere göre:

  • 1800’lü yıllarda regl olma yaşı ortalama 17 iken günümüzde 12’ye düşmüş durumda.
  • Kadınlar günümüzde ortalama 12 ile 51 yaşları arasında, yani menopoza girene kadar her ay regl oluyorlar.
  • Bir kadın ömrü boyunca ortalama 450 defa regl oluyor. Bu da bir kadının hayatının ortalama olarak 3500 gününü yani yaklaşık olarak 10 yılını regl olarak geçirdiği anlamına geliyor.
  • Regl sırasında kadınların ortalama olarak 3 yemek kaşığı ila 1 bardak kadar kan kaybettikleri tahmin ediliyor ancak pek çok kadın regl sırasında bundan çok daha fazla kan kaybediyor. Bu nedenle de kronik demir eksikliği ve kansızlık sorunu yaşıyor. Bu da kadınlar için bitmeyen halsizlik, yorgunluk, ağrılar ve uykusuzluk anlamına geliyor.

Bu kadar basit ve aynı zamanda karmaşık bir biyolojik döngü olan reglin bir tabuya dönüşmesi oldukça garip değil mi? Regl olan kadının kirli ve haram görülmesi? Abarttığımı düşünmeyin lütfen. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde ‘kirli’ kelimesini aradığınızda karşınıza çıkan tanımlardan biri şöyle:

“Aybaşı durumunda bulunan (kadın).” 

Evet, hamur yoğurmaları, turşu kurmaları, hatta bazı evlerde yemek yapmaları uygun görülmeyen, kirli görülen, aybaşı durumunda bulunan kadınlar. Regl olduklarını gizlemeleri beklenen, utanmaları gereken bir durummuş gibi bundan bahsetmeleri ayıplanan, mesela reglken oruç tutmadıkları halde ailelerindeki erkekler regl olduklarını anlamasınlar diye her gece sahura kalkmaya devam eden, gün boyunca da bazen bir şey yiyemeyen, yani kabul olmayan orucu da tutan kadınlar. Mütemadiyen giysisine, yatağına kan bulaştı mı diye tedirginlik yaşayan, yataktan çıkamayacak haldeyken bile regl olduğunu söyleyemeyen, pedi, tamponu utanarak sıkılarak satın alan ya da bu şekilde almaları beklenen, pedini gazete kağıdına sarılı olarak ve simsiyah bir poşette taşımaları beklenen kadınlar. Regl sancısı çeken ama acı çektiğini söylediğinde kendisine inanılmayan, şımarıklık yaptığı düşünülen, acısına tam olarak bir tedavi de bulunmayan kadınlar. Pedleri, tamponları alacak bütçesi dahi olmayan kadınlar.

Evet yanlış duymadınız. Regl olmak demek hijyen ürünlerine erişme ihtiyacı demek. Pedler, tamponlar ve birkaç başka ürün kullanabiliyor kadınlar reglken ancak bunlar pek çok kadın için ağır bir masraf demek. Birleşik Krallık’ta dahi her 10 genç kadından biri ped veya tampon alacak durumda değil. Hindistan’da kadınların ve genç kızların yalnızca yüzde 12’si hijyen ürünlerine ulaşabiliyor. Türkiye’de de yoksul genç kızlar ve kadınlar için, hele mülteciler ve mevsimlik işçiler hijyen ürünlerine ulaşmak oldukça zor. Bazı kadınlar regl sırasında eski gazete kağıdı, çaput, tuvalet kağıdı gibi hijyenik olmayan şeyler kullanmak zorunda kalıyorlar. Birçok kız çocuğu reglken okula gidemiyor bu nedenle. Hal böyle olmasına rağmen ülkelerin çoğunda hijyen ürünlerinden yüksek oranda vergi alınıyor. Türkiye’de mesela bu vergi oranı yüzde 18. Dünyada bu konuda iyi yönde gelişmeler yaşandığını söylemek mümkün. İskoçya bu hijyen ürünlerini ücretsiz dağıtmaya karar veren ilk ülke oldu. Almanya bu ürünlerdeki vergiyi yüzde 19’dan 7’ye düşürdü. Kadınların başını çektiği kampanyaların sonucunda Kenya, Kanada, Avustralya ve Hindistan’da bu ürünlerden alınan vergiler kaldırıldı. Fransa, İspanya, Polonya ve Avusturya’da ise vergi oranları düşürüldü.

Böyle hayati ve alternatifsiz ürünlerin bugün hâlâ ücretsiz olarak dağıtılmıyor, hatta oldukça yüksek oranda bir vergiye tabi oluşu bana kalırsa epey cinsiyetçi bir bakışla alakalı.

İnsan düşünmeden edemiyor. Her ay regl olan kişiler eğer erkekler olsalardı tablo aynı olur muydu? Erkeklerden de regl olduklarını gizlemeleri, bundan utanmaları beklenir miydi? Pedleri utanarak satın almaları, gazete kâğıdına sararak taşımaları beklenir miydi? Aman kanları giysilerine, yatağa bulaşmasın diye ağır bir baskı altında hissederler miydi kendilerini? Hijyen ürünlerine erişmeleri bu kadar zor olur muydu? Regl sancısından yataktan çıkamaz hale gelmelerine rağmen bu sancılara yönelik ciddi bir tedavi geliştirilmemiş olur muydu?

Hiç sanmıyorum.

Bu konuda konuşmaya biraz daha devam edeceğiz.