Kapitalizmin salyaları Marmara’yı sardı. Görülmemiş bir ekolojik felaket yaşanıyor. Denizin dibini kaplayan müsilaja karşı Bakanlık deniz yüzeyini temizleme seferberliği başlattı. Müsilaj sorunu en az üç aydır bilinmesine rağmen bu yüzey temizliği için dahi AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın talimatı gerekti! Hedef; ‘Marmaray'ı kurtarmak’! Turkuaz renkli Covid-19 tablolarının yanında artık her gün müsilaj tabloları da yayınlanıyor. Denizden çekilen müsilaj miktarı her gün artıyor ama dipten yüzeye her gün yeni müsilaj tabakaları vuruyor.

‘Çevre ve Şehircilik Bakanı’ Murat Kurum için çözüm yolu olarak Kanal İstanbul'a işaret etti. Erdoğan da her fırsatta (doğaya İnat) Kanal İstanbul yapacaklarını, kanalın iki yakasına iki yeni şehir kuracaklarını söylüyor. Kanal İstanbul'un temel atma töreni için 26 Haziran tarihi belirlendi.

Oysa müsilaj felaketinin en önemli iki sebebi  kapitalist sanayi ve kapitalist kentleşmedir. Sanayi atıklarının vahşi kar hırsıyla arıtmaksızın Marmara’ya boca edilmesi bir yandan Türkiye nüfusunun neredeyse yarısının Marmara etrafındaki kentlerde toplanması diğer yandan... Şimdi atıkları Marmaray'a atılacak iki yeni şehir daha yapılacağı ilan ediliyor ve adeta alay edercesine bu proje ‘ müsilaj sorununa çözüm’ olarak sunuluyor.

Marmara’yı ekolojik yıkımdan kurtarmak ancak kapitalist sanayi atıklarının maliyeti ne olursa olsun en sıkı biçimde filtrelenmesi, arıtılması, kullanım suyuna dönüştürülmesi ve Marmara'ya atık pis su boca edilmesine son verilmesi ile mümkündür. Marmara’yı kurtarmak lağım sularının Marmara’ya atılmasına son vermekle mümkündür (İmamoğlu'nun açıklamasında, Haziran 2019'a kadar İstanbul'un kanalizasyonunun Marmara’ya atıldığını öğrendik.) Marmara'yı kurtarmak bırakın iki yeni kent yapmayı Marmara etrafındaki kentsel nüfus yoğunluğunu azaltarak mümkündür. Bunun için ise ülke çapında sanayinin dengeli ve planlı dağılımı gerekir. Marmara’yı kurtarmak kimyasal tarım gübrelerinin yerine organik tarıma geçmeyi gerektirir. (Bu kimyasal maddeler de yağmurla birlikte Marmara’ya sızmaktadır.)

Ancak çok iyi biliyoruz ki bütün bunların tam tersini yapacaktır AKP iktidarı. Ne pahasına olursa olsun ‘büyümek’ adına sanayi işletmelerini sıkı bir çevre denetimi uygulamayacaktır. Marmara etrafındaki sınai ve kentsel yoğunlaşma artarak sürecektir.

Bunlara ek olarak Kanal İstanbul projesinin başlı başına Marmara’ya vereceği hasarlar da söz konusudur. Karadeniz'den açılacak böyle bir yeni su kanalının Marmara’yı bir ölüdenize dönüştürüleceğini bilim insanları etraflıca yazıyor, uyarılar yapıyorlar.

Bütün bunları yapmadan, Kanal İstanbul projesinin iptal etmeden ‘ Marmaray'ı kurtarmak’ içi boş bir slogan olarak kalır. Denizin yüzeyi ‘seferberlikle’ temizlenir ama diplere çöken müsilaj deniz canlılarını öldürmeye devam eder ve sonra yine yüzeye vurur. Ekonomik ufkunu kent rantının belirlediği bir siyasi hareket ekolojik yıkıma çare olamaz.