Enver'i anarken Soğomon'u anlıyor musunuz?

Son dönemde sıkça Talat ve Enver Paşaları duyar olduk.

Cumhurbaşkanı her Azerbaycan ziyaretinde dile getirdi. Karabağ savaşında Turancıların hortlaması ile de sıkça adları geçer oldu.

Şimdi İyi Parti bir sosyal medya kampanyası ile anıyor Enver Paşa'yı.

O dönem “Son Talat gidene kadar” başlığı ile bir yazı kaleme almıştım. Belli ki Enver için de birşeyler söylemek gerek. Zira İyi Parti'ye sosyal medyadan yaptığım eleştirinin altına gelen yorumları twitter bile “Bu mesajlar şiddet içerebilir. Yine de görüntülemek istiyorsanız yıklayın” şeklinde bir uyarıyla verdi.

Demek ki tabanı var bu cehaletin.

Öncelikle katliamların inkârı ve Talatlar'ın, Enverler'in yüceltilmesi bir cesaret değil, korkaklık göstergesidir, onu belirtmeliyim.

Kendi geçmişiyle yüzleşme cesaretini gösterememiş iktidarlar ve devletler geriye bakarak hep arkalarına kollamak zorunda kalırlar. Tek adam rejimleri gibi.

Güçsüz kaldıkları anda, yalanlarını sürdürmedikleri, inkârın dozunu azalttıkları anda çökerler çünkü.

Köklü değildir çünkü. Yüzeyseldir. O yüzden de kök salmak için yıllar gerekir. Anadolu'daki Hristiyan Soykırımını da insanların zihnine işlemek için 1860'larda başladılar işe. 1915'te ancak resmen yürürlüğe koyabildiler. (Buradan daha önce her şey güllük gülistanlıktı anlamı çıkmasın, her şey zaten kötüydü)

İşte şimdiki iktidar da gücünü azıcık kaybettiğinde çökeceği için, kök salmaya çalışıyor Turan zihniyeti ile.

Eğitim sistemini kilitledi, sonra üniversitelere el attı. Sanat yapamadığını anladı o zaman sanatı kısıtladı. Edebiyata katkı sağlayamadığını gördü yazarlara saldırdı...

Daha da bitmedi.

Yobazlığa doğru gitmek için ne gerekiyorsa yaptı, yapıyor.

Geçmişlerinden korkanların hayatlarına devam edebilmek için failler ve kurbanlar arasındaki hastalıklı ilişkiyi körüklemekten başka bir yolları yoktur.

İşte bugünün İYİ Parti ve 'gibi muhaliflerin' yaptığı bundan ibaret.

Bu yüzden de halklar arasındaki anlaşmazlıkları çözermiş gibi yaparken aslında içten içe anlaşmazlıkların devamını istemek ve körüklemekteler.

Ermenilerle, diasporayla, Süryanilerle, Ermenistan'la, Kürtlerle aramızı düzeltmek istiyoruz deyip, arayı düzeltmeyecek ne varsa yapmaktalar.

Çünkü geriye dönüp yüzleşildiğinde ellerinde kimliksizlik ve değersizlik dışında bir şey kalmayacak.

Bu yüzden tanka, topa tüfeğe yatırım yapılan Türkiye'de eğitime hiçbir zaman yeterli önem ve bütçe ayrılmadı.

Bundan 10 yıl önce tarafsız ve dünyada kabul gören bilgilerden derlenen ve özel kurumlar tarafından hazırlanıp Türkiye'nin en büyük şirketleri tarafından parası verilen tarih kitapları sunuldu bakanlığa ama kabul görmedi. “Yardımcı kitap olsun” bari dediler. Ona da yasak kondu...

Çünkü bu devletin aklı, barışçıl nesiller yetişirse sonunun ne olacağını kestiremedi.

'Ya barışırsak' diye çok korktu.

Gezide de bu oldu.

Sağı-solu, dindarı-ateisti bir arada kurduğu kamplarda birbirilerini eğitti. Bu da onları korkuttu. Sahte bir devletin en çok korkacağı şey yüksek eğitim oranı. Eğitim derken okullardakini kast etmiyorum. Hayat bilgisi ve karşılıklı etkileşimi kast ediyorum.

Çünkü bilgili nesiller, bilgisiz yöneticileri fark ederler ve elerler.

Hayatta her meslek için eğitim gerekmiyor belki ama devlet yönetmek için bilgi ve birikimin aktarıldığı bir eğitim sisteminden geçmek şart.

Siyaset bilgisi olmadan, fahri doktoralar ve sahte diplomalarla belediyecilikten başkanlığa ve bakanlığa uzanan yollardan geçenler bu birikimde olmadıklarından, Gezi'deki gençlerden korktular.

Çünkü onlar devletin yarattığı bilgisiz ve manipüle edilmiş kendi yarattıkları 'pedagojik' eğitim sistemlerinden geçmelerine karşın bir çıkış yolu bulmuşlar ve gezide birbirlerinin gözlerini açmışlardı.

Yazık ki çok uzun sürmedi. Sürseydi kim bilir Türkiye'de nasıl bir aydınlanma olacaktı.

İzin vermediler.

Şimdi ise yine kirlilik aşılamaya devam ediyorlar.

Sosyal medyada, tvlerde ve yeni nesilin her türlü iletişim araçlarında.

Çünkü gördüler ki yeni nesili etkilemek için onların dilinden konuşmaları gerekiyor.

Sokağa çıkma yasakları değil, trollere boğma teknikleri daha etkili olacaktı bu nesil üzerinde.

O yüzden fiziken değil de sosyal medyada Talatlar ve Enverler anılıyor.

Yoksa mezarı belli.

Git orada an! dimi.

Belli ki, bu ülkenin daha fazla Talat'a ve Enver'e ihtiyacı var.

Belli ki, Talat ve Enverlere ihtiyaç olacak gelecek planları var.

Belli ki, Enverlerin yeniden hayata döndürdüğü kişiler var. Yangın bölgelerinde eline silah alıp yol kesip kimlik soranlar gibi.

 

Peki Soğomon'lar...

 

Talat Paşa'nın katili Soğomon Tehliryan Almanya'daki davasındaki savunmasında “Ben bir insan öldürdüm ama bir katil değilim” demişti. İki günlük davanın ardından da jüri onu suçsuz bularak serbest bırakmıştı.

Bugün Enverlerin zihinlerini diriltenler acaba o dönemin Soğomon'larını anlayabiliyorlar mı?

Erzurum vilayetinde Erzincan'da doğan Soğomon Tehliryan soykırıma tanıklık etmiş biri olarak hangi partiden olursa olsun bir intikam ruhuyla yanıyordu.

Uyuyamıyordu. Yaşayamıyordu. Osmanlıya Ermeni düşünürlerin listesini veren kendi milletinden bir Ermeniyi öldürebilecek güçte ve cesaretteydi.

Biliyordu kimse onlar için hiçbir ülke intikam almayacak. Cesareti adalet duygusundan geliyordu.

Talat'ı, Enver'i her vesileyle konuşmalarında anan bir başkan ve onun izinden giden muhalefet kisvesi altındaki milletçi, ülkücü, Turancı söylemler Soğomonları haklı mı kılıyor? Yoksa daha çok Soğomon çıkmasını tetiklemek, insanları intikama yöneltmek, her kötülüğü fırsata çevirmesini bilenlerin işine mi geliyor?

Onlarca yıl sessiz kalan batı dünyası ASALA çıkmasaydı 'bir dakika deyip' girer miydi topa. İstenen yeni ASALA'lar çıkması mıdır?

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev , 'Yıllarca bekledik siyasetle çözülmedi o yüzden biz de askeri çözümü tercih ettik' deyip 2020 Karabağ savaşını başlatmadı mı?

Aynı zihniyette Türkiye'ye karşı kin beslettirdiğiniz nesillerin 'intikam'ını mı kışkırtıyorsunuz yoksa?

Ancak Talat ve Enverler'e tümden bir milleti yok etme izini verilmediği bir dünyada Soğomonların da intikam için silahlanmamasını sağlayacak psikolojik ortam sağlanabilecektir.

Katliamcıların anılması, adlarının okullara, sokaklara, askeri üslere, köprülere, yollara verilmesi, onların katil ruhunun yeni nesillerde yaşatılması için kendi milletine yapılan bir suikast girişimidir.

Bu girişim adaletin hukuki ya da barışçıl ortamlarda değil, intikamcı ruhlarda ve düşmanlıkla geleceği hissini her iki tarafa da aşılamaktadır.

Planlarınız işe yaramayacak.

Sizler Enver'leri anarken bizler Soğomonlardan, Levon'lardan ders çıkarıp kendi geleceğimizi barışçıl yollarla siz olmadan inşaa etmeye devam edeceğiz.

 

Sizin ömrünüz bizim barışçıl, iyi niyetli hayallerimizden kısa sürecek.